Gelin Bu Sefer Ok Atmayalım Oy Atalım

Abone Ol

Yakın dönem siyasi tarihimiz, çatışmacı siyaset dilinin neticesinde şekillendiği bir gerçek. Siyasi yelpazenin tarafları, ortak paydalar üzerinde sağlanan uzlaşmayla çözebileceği sorunları karşılıklı kaygılarla derinleştiriyor. Böylece sorunlara çözüm üretmek yerine, sorunun nedenini karşı tarafa yükleyerek suçlu arama yoluna gidiliyor. Seçim propagandaları ve vaatler ise taraflar arasındaki bu çatışmanın üzerine kurgulanıyor.

Elindeki medya ve maddi gücüyle halka meramını anlatabilme şansına sahip partilerin bu çatışma diliyle halkı etrafında toplaması kolaylaşıyor. Böyle bir ortamda aklıselim bir siyaset tarzının bırakın seçimlerde başarılı olması halkın gündemine girme şansı dahi yoktur. Çatışmacı dil, kavgacı üslup siyasi rekabetlerde her zaman pirim yapmıştır. Ne yazık ki, günümüzde bu üslubun dozajı artarak devam ediyor.

Seçimlerin halk nezdinde yoğun bir şekilde yaşandığı ülkemizde, halkın iradesi aklın ve düşüncenin kıvrımlarında şekillenmiyor. Seçmen iradesini daha çok duyguların motivasyonu belirliyor. Yani algılar yönetilerek duygularla şekil veriliyor. Bunun için düşman metaforu seçimlerin en iyi malzemesidir. Öteki üzerinden düşman üretmek duyguları harekete geçiren ve algıları bu duyguların gölgesinde yönlendiren bir yöntemdir. Böylece kişilerin algıları, olayları ve vaatleri yorumlarken düşman paranoyasının etkisinde kalıyor. Sürekli düşman tehdidi olayların doğru bir şekilde algılanmasını engelliyor.

Mesela seçim dönemlerinde proje ve hedeflerin konuşulması yerine, kutuplaştırıcı bir dilin kullanılması, diğer partilerin ne kadar kötü olduğu yönündeki kampanyalar, değerler üzerinden gerçekleşen hamasi söylemler, seçmen kitlesinin duygularını harekete geçirmeye yöneliktir. Siyasiler seçmen kitlesini düşünmeye davet etmek yerine onlara heyecan ve coşku yüklemeyi amaçlıyor.

Aslında toplumumuz içerisinde farklı düşünen ve yaşayan insanlara bakış açımız toplumsal birlikteliğimizin nasıl olması gerektiğini belirliyor. Eğer toplumsal farklılığımızı bir zenginlik olarak görüyorsak birlikte yaşama fırsatımız her zaman vardır. Yok, farklı fikir ve yaşayışları kendimize karşı bir saldırı olarak algılıyorsak bu farklılıklara hayat hakkının tanınmaması gerekiyor. Aslında ülkemizde siyasetin düğümlendiği nokta da burasıdır. Yani siyasi tarafların birbirlerini kendilerine tehdit olarak görmeleri ya da bu şekilde göstermeyi uygun bulmalarıdır.

***

Bu nedenle siyasi taraflar, birbirleriyle fikirsel anlamda mücadele etmiyorlar. Karşılıklı niyetler üzerinden mücadele ediyorlar. Eğer karşı taraf kötüyse fikirlerinin bir önemi yoktur, çünkü niyetleri bozuktur ve üzerinde tartışılmaya gerek yoktur. Tarafların birbirlerine bakışı bu yöndedir. Bu yüzden uzlaşı, dinleme ve tahammül etme gibi kavramların siyasetimizde bir karşılığı yoktur.

***

Her seçim döneminde düşman oku takip etmekten mevcudu sorgulamaya fırsatımız olmamıştır. O yüzden bu seçimde hiddetlenerek ok atma yerine düşünerek oy atalım. Şu bir gerçek ki, bu ülke hepimize miras ve emanettir. Bu coğrafyanın havası hepimize yettiği gibi sevgisi de, merhameti de hepimize yetecektir. Herkes içindeki iyiliği büyütür ve kötülüğü küçültürse daha yaşanılabilir bir toplum elde ederiz.