Gelenekseli unutmak

Abone Ol

Tarihten süzülüp gelen o güzelim Türk evi, Türk-İslam şehri ne hale geldi? Bugün bu toprakların kültürünün ürünü diyebileceğimiz bir konut modelimiz var mı? Bir şehir modelimiz var mı? 

Elde sadece TOKİ’nin yaptığı toplu konutlar ve özel sektör müteahhitlerinin “kondurduğu” saçma sapan isimli lüks site, rezidans, “home office”, yani “karma projeler” var. Gerçek acıtıyor yani.  

Oturduğumuz evlere bakan bu topraklardan bir iz görebilir mi? Reklamları zihnimize kazınan konut projelerinin tanıtımlarına bir bakın. Bize sunulan, bize vaat edilen “hayat”, Batı çakması, Batı taklidi, hem de çok kötü bir taklidinden ibaret değil mi? Hiçbir kimliği, kişiliği, ruhu var mı? Tabii ki yok.

“Türk evi” diye bir realiteyi nedense kendimiz reddeder hale geldik. O kendine has mimarisiyle, kendine has mahremiyeti ve ailenin ihtiyaçlarına her anlamda cevap verebilen yapısıyla bir geleneksel Türk evi vardı. Elbette onun bir parçası ve tamamlayıcısı olduğu bir de mahalle vardı. Onun şekillendirdiği toplumsal ilişkiler hakeza…

Elbette ki bir değişim, dönüşüm yaşandı, hiçbir şeyin olduğu gibi kalması mümkün olmuyor. Ancak yaşadığımız bu değişim, dönüşüm, adeta bir yapıbozuma dönüştü. Apartmanla başlayan yıkım, lüks site, rezidans, toplu konutla sürüyor. Mesele sanki dikey, yatay mimari ayrımı kadar basitmiş gibi yapmak, yitip giden şehirlere derman olmuyor haliyle.

Şehirleşmemiz, ki son derece çarpık ve bilinçsizce gerçekleşti,  neticesinde birden bire sanayileşeceğimiz, kalkınacağımız, zenginleşeceğimiz düşüncesine takılıp kaldık. Şehirleştikçe, en başta şehri öldürdük. Şehri şehir yapan mahalleyi, mahalleyi oluşturan binaları öldürdük. “Türk evi, yani geleneksel ev ve onunla birlikte şekillenen bir ahlak, bir toplumsal ilişki dinamiğini öldürdük. Kentsel dönüşüm adı altındaki lüks siteler, rezidanslar, bilmemnelerle de üzerine tüy dikiyoruz.

İnanın bugün bir bina tasarlamak çok çok kolay hale geldi. Açın yabancı bir internet sitesini, beğendiğiniz bir projeye biraz takla attırın, bir de saçma sapan bir isim bulup millete pazarlayın. Yerel hiçbir özelliği olmayan, tarihten gelen hiçbir değeri bulunmayan, çalıntı bir anlayışı insanların önüne koyun.

Geleneksel Türk evinin bire bir kopyası yapılmasın, tamam. Ancak oradan hareketle yapılan bir şey var mı? Mesela yeni evler tasarlanırken, eski Türk evinin ortaya koyduğu çözümler göz önüne alınıyor mu? Hem mahremiyeti gözetip hem de dışarıyla ilişki kuran bir modeli bir kenara atıp, üst üste konmuş kibrit kutularını marifetmiş gibi ortaya  koymakla nereye varılacak?

Basit bir örnek olsun. Mesela, geleneksel Türk evindeki sedir detayı, bugünün evlerine neden uygulanmıyor? Veyahut yüklük tabir edilen depolama alanı, bugünün kibrit kutuları için neden düşünülmüyor? Avrupa’nın işçi nüfusu için bulduğu apartman çözümüne kafayı bu kadar takarak nereye varacaksak artık!

Sözün özü; herhangi bir anlayışın ürünü olmayan ve sadece rantı temel alan bir yaklaşımla sadece beton yığınları dikeceğiz ve yaşadıkları hayattan hoşnutsuz yığınlara hayal satmaya devam edeceğiz bu gidişle.