Gelecek nasıl şekillenecek?

Abone Ol

Aslında herkesin birbirine sorduğu soru belli.

Siyasetin en tepesindekilerden tabanın en derinliklerine kadar bu işe kafa yoranlara göre artık siyasette, ekonomide, ticarette, hukukta, eğitimde, sanatta işlerin eskisi gibi gitmeyeceği kesin.

Bir şeyler olacak!

Ama nasıl?

Ya da latifeyle söylersek “hiçbir şey olmasa da bir şeyler olacak gibi ama acaba bu nasıl olacak?”

Bu noktada bir konuya dikkatlerinizi çekmek istiyorum.

Soru yöneltilen insanlardan gelecek cevaplar konusunda büyük beklenti içerisine girilmesini gerçekçi bulmadığımı baştan belirtmeliyim.

Evet doğrudur, J. Diamond’un nitelemesiyle “tüfeğin, mikrobun, çeliğin” ortaya çıkışını analiz etmek, insanlık tarihini anlamada kolaylık sağlar.

Güç dengeleri arasında çekişmenin seyrini değiştiren olaylar çoğu zaman gerektiği gibi önemsenmediğinden ya da analiz edilmediğinden olduğundan daha büyük etkiler bırakır.

Bunlar doğrudur elbette.

Bugün yaşadığımız küresel hadise karşısında da yapay zekâ ve blockchain ile ekonomide, siyasette köklü değişimler olacağı iddia ediliyor.

Örneğin ulus devletlerin daha da güçleneceği, sınırların korunaklı hale geleceği, ülke liderlerinin otoriterleşeceği bir gelecek öngörülüyor.

Buna ilaveten de dünya iktisadi ve siyasi açıdan tek bir merkezden yönetilmeye başlanacak deniyor.

Ama ben de tam da bu yüzden konuyla ilgili analizlere şüphe ile yaklaşıyorum.

Sanki şu an çok farklı bir haldeymişiz gibi, yeni bir düzenden bahsediliyor.

Ya bütün dünya zaten ufak bir azınlığın elinde finans ve demokrasi oyunu oynamıyor muyuz?

Bizlere çizilen sınırlı alan içerisinde kurduğumuz “hayali cemaatler” eşliğinde hayatlar sürmüyor muyuz?

O halde değişen, katilin yönteminden ya da şartlarından başka nedir Allah aşkına?

Bunları analiz yapmayalım diye söylemiyorum, yanlış anlaşılmasın.

Analizi kendimiz gibi, kendi istediğimiz gibi yapalım diyorum yalnızca.

Yoksa tam da güç merkezlerinin isteyeceği şekliyle  “at yarışı” haberciliğinin dümen suyuna girmiş oluyoruz.

Kendimize odaklanalım.

Mesela ilim tahsilinden çok ulus yaratma aşkıyla müesses nizamın “kafaları düzene uydurduğu” okul sisteminin aslında yeniden ele alınılabilirliğini tecrübe ediyoruz onlarca yıl sonra.

Köyden şehre indiğimiz 1950’lerden beri günden güne tuzağına düştüğümüz “tüketim merkezli şeherli (!) olma” tutkusunun aldatıcılığını fark ediyoruz.

“Ne yapalım sistem böyle, ne gelir bizim elimizden” sözünün aslında ne kadar gerçek dışı olduğunu aynı anda hareket eden milyonların hava kirliliğini bile azaltabilmesiyle yeniden hatırlıyoruz.

O halde analizleri yalnızca devletleri ya da güç merkezlerini baz alarak değil genele yayarak, odağına insanı koyarak yapmak gerekmekte.

Mesela iktidara talip olan diğer siyasi partiler, takipçilerine yön veren ideolojiler ya da inançlar, pazar payı daralan sermayedarlar-tüccarlar, mobilize ve aktif olmaya alışan sivil toplum kuruluşları…

Ne yapacak tüm bu kesimler, nasıl bir tepki verecekler yaşanılanlara, biraz da buna kafa yoralım. Böyle yapmak aynı zamanda yol göstermek, hedef koyabilmek demektir.

Değişim her zaman ileriye doğru yenilenmeyi değil, bazen de eskiye dönebilmeyi içerir.

Yeni dönemde en çok ihtiyacımız yol gösterici, tanzim edici bu mekanizma olacak.