Gelecek Duygusu

Abone Ol

İnsanın yüzü, doğal olarak geleceğe dönük. Geleceğe,

umuda, bilince ve aşk ile yaşamaya.

İnsan umut ile yaşayan geleceğe dönük her adımında yeni

bir hamle yapmaya hazır. Böyle olması gerekiyor. Umut, heyecan ve aşk tükendiği

anda hayatın anlamı yiter.

Müslümanlar, kendi asli konumlarını, hayata dönük

yüzlerini sürekli canlı tutma konumundadırlar. Yaşama biçimleri, tarzları

onları daha diri tutuyor. Olumsuzlukları gidermeye, hayatı daha anlamlı

kılabilmek için iyi ve güzelliklere doğru yönelmeye zorunlu. Çünkü bu, Sevgili

Efendimizin uyarısıyla belirgin; İki günü eşit olan zarardadır ilkesi temel

bir bakış gerektiriyor. Yarının bugünden daha ileride bir adım olması

gerekiyor. Bu, geçmişe değil geleceğe bakmanın bir uyarısı.

İnsanlar geçmişle, geçmişin heyecanlarıyla avunduklarında

asıl yapacaklarından alıkonulmuş oluyorlar. Geçmişe, ancak öğüt, ders, deneyim

olarak bakılır. Geçmişin yeniden yaşanması mümkün olmuyor, oraya takılıp

kalınmaz. Geçmiş, koşullarıyla yaşanmış bir zaman dilimi. O zaman diliminin

kendine özgü atmosferi, koşulları ve durumları var.

Müslümanları kuşatan yabancılıklar, kendisi gibi olmaya

zorluyor. Yabancı kavramlar ve hayat algısı bize yabancı. Bu yabancılık bizi

kendi ruhuna dönüştürmeye götürüyor. Yabancı ruha ait bir durum, onlar gibi

düşünmeye ve yaşamaya götürüyor.

Müslümanlar, kendi asıl kavramlarını ve hayat algılarını

terk ettiklerinden, sağlıklı düşünemiyorlar ve yaşayamıyorlar.

Batıya özgü ideolojik kurumlar, insanları katmanlara,

bölümlere ve sınıflara ayırıyor. Yöneticilerle yönetilenler arasında uçurumlar

oluşturuyor. Yönetici farklı bir dünyanın insanı oluyor. İnsanlığın önü

kesilmiş oluyor.

Kendi asli değerleri etrafında düşünülmediğinden yaşamadığından

sağlıklı sonuçlar doğmuyor. Gelecek duygusu düzleminden baktığımızda bu daha

çok belirginleşiyor.

Siyasal bölünmeler aynı ruhu taşıyan insanları

birbirinden ayırıyor, farklı düşüncelere itiyor ve düşmanlıkları körüklüyor.

Artırıyor.

Sağ, sol, muhafazakârlık, gericilik, ilericilik,

milliyetçilik, kavmiyetçilik gibi. Bunlar insanları birbirlerine düşman

etmekten başka bir şeye yaramıyor.

Müslümanlar hayata her gün yeni bir bakışla başlarlar.

Olumsuzluklara karşı kesin tavırlıdırlar.

Batılı bakışlarda insanları sınıflara bölme kilisenin

ruhundan kaynaklanıyor. Kiliseye karşı olanlar da bundan yola çakarak

sınıflamalar yapıyorlar. Sağ sol, ileri geri çekişmeleri de bundan doğmadır.

Son zamanlarda ortaya atılan kavramlardan muhafazakârlık da bunların bir diğer

yansıması.

Müslümanlar insanları sınıflara bölmezler. Müslümanlar,

Müslümanlığı esas olarak alırlar. Onların dışındakiler de iki gruba ayrılırlar.

Müslüman olmayanlar, bunlara, putperestler, sapkınlar, Allah a ortak koşanlar

yani müşriklerin tamamı dâhildirler. Bir de bunların dışında Müslüman

görünümlü, aslında asıl yüzlerini saklı tutan ikiyüzlüler Bu son gruptakiler

çok daha tehlikeli olarak görülürler. Onların ne yapacağı bilinmez. Sevgili

Efendimiz zamanında, ona zor dönemlerde gerçek yüzlerini ortaya koyarlar.

Efendimizin irtihalinden sonra onlar asıl yüzlerini gösterdiler, Müslümanlıktan

çıktılar.

Bu gibi kimselere, eyleme geçmedikçe herhangi bir

muamelede bulunulmaz. İslâm hukukunda, suç işlenmedikçe kişilere ceza

uygulanmaz. Zanna göre hareket edilmez.

Müslümanlar insana her zaman için iyi niyetle bakarlar.

Onların içinde ne gibi niyet taşıdıklarına bakmazlar, bakamazlar. Bunun içindir

ki, geleceğe dönük bakışta eylemlerin gerçeklemesi söz konusu.

Geleceğe hazırlık yapılır, emek verilir, çaba gösterilir,

ondan sonra sonuçları beklenir. Gündelik yaşayışındaki her eylem geleceğe dönük

olur. İbadetler bile gelecek için yapılır. Bunun karşılığı da yarına dönük.