Gele-neğin Kadın Kuvveti

Abone Ol

Her bayram öncesi, Rab katından bir hediye gibidir güzel havalar. Klimin-keçenin yıkanması, kapların parlatılması için. Metropoller müsaade etmese de derin temizliklere; yine de elde bez, odadan odaya az telâşe yaşanmaz evlerde.

"Afşar Türkmenlerinde kurban bayramından önce gab-gacak, tahta-tabak bulak başına götürülür ve bunlar orada tertemiz yıkanır. İnanca göre bu kaplar bayramdan bir gün önce hacca gidip dönerler. Aynı gece bu kap-kacağa takı, altın türünden eşyalar konulur ve bu kaplara hiç dokunulmaz. Bu kaplar için "ehram bağlamış" denir. Ertesi sabah bunlar dua ve salavatlarla açılır ve daha kullanılabilirler." (1)

Bizim coğrafyanın tanımadığı bu hacca gidip-dönen kap-kacaklar, İran Türklerinin pek itibar ettiği bir gele-nekti. Modernizmin fena halde vakitsiz bıraktığı kadınlar, eminim ki şimdi orada da kap-kacağı hacca gönderecek kadar parlatmıyordur. Zira soğanlı yumurtaya bile üç saat ayıran eski İstanbul göreneği, mazinin mutlu televizyonsuz zamanlarında kaldı.

Yine de kadın kalbi, geleneğe sımsıkı bağlıdır. Hatta yeni görenekler yerleştirmekte de birhayli mahirdir. "Cumhuriyet sonrası Ankara sında görülüp benimsenen, 1930 ve 1940 lı yıllarda yaygınlaşan ve günümüzde unutulmaya yüz tutmuş, adak adama, adağını yerine getirme, yeni dileklerde bulunmak için yapılan bir yemekli toplantıdır, Zekeriyâ Sofrası." (2) Eski İstanbul ve Bursa da da örneği görülen bu geleneğin yüzyılın başında Hicaz dan gelen ihtiyar bir kadının eseri olduğu söylenmektedir. Renkli kadın kişiliğinin hemen kabullendiği bu geleneğe önce rastlamıştım. Önceki gün komşum çağırıyor, ev aldığı için adamış. Aslında Şaban-ı şerif ayında yapılırmış ama bir an önce, dilek kabul olduğu için sofrayı sunmak istemiş. Mumlar yakılmış, gelen konuklara adak adamları tavsiye edilmişti. O kadar inanmış bir halleri vardı ki, bu çok komik ritüellere harfiyen uyuyorlardı.

Zaten bu saf inanışları değil miydi onları ağaçlara yatırlara çaput bağlayıp, taş yapıştıracak kadar; asırlarca oyalayan, fakat yine de erkek dünyasından çok, kadın dünyası sahip çıkıyordu geleneklere. "İyi gün"ler de, "kötü gün"ler de onlar tarafından asla unutulmuyordu. Nişanlar, sünnetler, düğünler, bayramlar onlardan sorulurdu. Acılı da olsa, ölünün yedisi, kırkı, elliikisi kadın özverisi ile ihya ediliyordu. Modern zamana hâlâ direnen kız çeyizleri; çoğu annenin canına tak ettirse de, olmazsa olmazlardandı. "Loğusa şerbeti"ni hatırlayan kaç kişi kaldı demeyin. Çok şekerli, kırmızı boyalı, günümüz damak zevkine hitab etmeyen şerbeti yapmamak, bebeğin rızkını kesmekle eş anlamlı idi adeta. Zira anne sütünün bol olmasını sağlayacaktır. Hatta bu şerbet, billûr sürahilerle kırmızı tüllere sarılıp eşe dosta da gönderilirdi. Bebeğin diş çıkardığını, ahbaplara duyurmak da, yine; "diş hediği" denen bir buğdaylı, tatlılı toplantı vesilesi idi.

Belki hardaliye, demirhindi şerbeti unutuldu artık ya da coca-kolaya yenik düştü. Ne meyon şerbetini tanımakta çocuklar ne de nar, karadut, badem, koruk şerbetlerini... Fakat aşure yaşatılmakta hâlâ. Bulamaçlar, macunlar, ezmeler kaybolsa da, aşure; krema tadına alışan nesiller için hâlâ revaç bulabilmekte. Annelerinbir geçmiş zaman an anesi olarak üşenmeden hazırladıkları bu eski tatlıya şahit olan çocuklar da, kendi evlâtlarına günü geldiğinde bu göre-neği yaşatmaktalar.

Hâlâ Anadolu da "paça gün"leri yapılabilmekte. Müzeyyen tabaklarla sofra süslemek yine kadınların ihtisas alanına girmekte. Her bir adetin en ince teferruatının unutulmaması için azami gayret gösterilmekte.

Neşeli günlerin kaynağı kadınlar olup çıkmakta. Hıdrellez in, Sultan Nevruz un, Mesir Bayramı nın her yöreye göre değişen geleneklerini yine onlar belirlemekte. "Acele Bacı"ya Helva karacak kadar dileklerin çok çabuk olması acelesini de taşıyan yine onlar olmakta. Askere gidene, askerden dönene, üniversite kazanana, iş bulana ev törenleri düzenleyip, tencere yemekleri ile konuk ağırlayacak kadarsabır ve şefkat kaynağıdırlar. Ölü evine yemeği düşünecek kadar, "karalıbayram"ı unutmayacak kadar ince fikirlidirler. Yaklaşan kurban bayramı içinde, kap-kacaklarını "ehram bağlamış" kadar olmasa da gözden geçireceklerdir. Erkek dünyasını fazla ilgilendirmese de yapılacak tatlıları, çocuk konukların hediyelerini düşünecek kadar gele-nekleri koruyup, yaşatıp, sürdüreceklerdir.

(1) M.Sabri Koz, Yemek Kitabı, Kitabevi, s. 643

(2) a.g.e., s. 354