Geçmişten geleceğe Milli Görüş

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

İlk insan Hz. Adem’den günümüze insanlık, hak ile batıl arasında gidip gelmiştir. Kur’an bize bu geliş gidişlerin örneklerinden kıssalar sunar. Anlatılan ilk olay, Allah’ın hükmüne razı olan Habil ile karşı çıkan Kabil arasında yaşanmıştır ve bu Kabil’in Habil’i öldürmesiyle sonuçlanmıştır. Kabil, kötülüğü örgütleyenlerin öncüsü olmuş, onun yolundan gidenler, dünyayı yaşanmaz hale getirmişlerdir. Allah onlara Hz. Nuh’u göndermiş, 950 senelik bir mücadelenin sonunda, küfürde inat eden bu kavmi Allah, bir tufanla helak etmiştir. Hz. Nuh ve inananlar bir müddet İslam üzere yaşadıktan sonra insanlar, şeytan ve nefsini ilah edinenlerin peşine düşüp Nemrut gibilerin kölesi olmuşlardır. Allah, bu topluma Hz. İbrahim’i göndermiş, Nemrut’un saltanatına son vererek insanları yeniden İslam’a döndürmüştür. Bir müddet sonra insanlar yeniden haktan batıla dönmüşler, bu sefer de firavunların kölesi olmuşlardır. Allah, Hz. Musa’yı göndermiş, Firavun’un batıl hükmü son bulmuş, yeniden insanlık İslam ile şereflenmiştir. Bu böyle devam ederken eski Yunan güçlenmiş ve insanlar yeniden batılın kulu kölesi olmuştur. Bu sefer Allah, Hz. İsa’yı göndermiştir. Yeniden insanlığa İslam hâkim olmuştur. Bunun arkasından Romalılar gücü ellerine geçirdiler. Hz. İsa’nın kurduğu medeniyeti tahrip ettiler. Gün geçtikçe zulümlerini arttırdılar. Zulümlerinin en şiddetli noktasında Allah son peygamber olarak Hz. Muhammed Efendimizi gönderdi ve bütün insanlığa ebediyen saadet getirecek olan İslam’ı indirdi. Böylece insanlık yeniden bir saadet dünyasına kavuşmuş oldu. Bu saadet dünyası bin dört yüz sene devam etti. Arkasından Siyonizm güçlendi. Osmanlı devleti yıkıldı. Müslümanlar birliklerini ve devletlerini kaybettiler. Yerine Siyonizm’in yenidünya zulüm dizeni kuruldu. İnsanlık son üç yüz yıldır, Siyonizm’in zulmü altında rezil bir hayat sürmektedir. Gazze başta olmak üzere, bütün İslam coğrafyasına hâkim olan tek şey, soykırım, kan ve gözyaşından başka bir şey değildir. Buna mukabil, Allah, Erbakan Hoca’mıza yol verdi ve 1969 yılında bir grup arkadaşıyla Milli Görüş hareketini başlattı ve önüne “Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya” hedefini koydu. “Önce ahlâk ve maneviyat” bayrağını açtı ve Milli Görüş’ün kimyasını, fiziğini ve hak anlayışını anlaşılır bir şekilde ortaya koydu. Ömrü boyunca her şart altında Siyonizm ile mücadele etti. Şimdi bir dönüm noktasındayız. Ya Siyonizm hedefine ulaşacak, ya da Milli Görüş çalışmalarıyla insanlık yeniden hakkı üstün tutan yeni bir saadet dönemine kavuşacak. Yeni bir Saadet dünyasının kurulması; Milli Görüşçülerin, usule uygun çalışmalarıyla mümkün olacaktır.

ÇELİKLEŞMEK

Milli Görüş kadroları, yüklendikleri sorumluluğun altından kalkabilmeleri bir takım edeplere sahip olmalarına bağlıdır. Bu edepler ve ilkeler şunlardır:

1. Güven: Birbirine güvenen toplum olmak İslam inancının gereğidir. Zira çalışmaların yürümesi, hedef ve eylem birliğinin sağlanması hep bu güvene bağlıdır. Güvenin kaybolduğunda insan ruhunda ve toplumda telafisi zor hasarlar meydana gelir.

2. Kardeşlik: Müminlerin kardeşliği, birlik ve beraberlik için en kuvvetli bağdır. Bu kardeşliğin bir hukuku ve edebi vardır. Bu hukuk ve edeplerin gözetilmediğinde ortada kardeşlik diye bir şey kalmaz. Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever.

3. Yardımlaşma ve Dayanışma: Mümin bir toplumda, yardımlaşma ve dayanışma varsa, o toplum güç ve kuvvet bulur.

4. İyiliği Emretme, Kötülükten Sakındırma: Hakkı üstün tutan bir toplumunda iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak, İslam’ın temel aksiyonlarındandır. Bunun ihmali, İslam esaslarının zayıflamasına ve toplumun haktan ve hakikatten uzaklaşmasına sebep olur. Şuurlu bir ümmet olmanın gereği, iyiliği emretmek, kötülüğü yasaklamak ve engellemektir.

5. Hakkı Gözetmek: Burada hak; korunması, gözetilmesi, sahibine ödenmesi gereken maddi veya manevi menfaatler; görev ve borçlardır. Bir harf öğretene hürmet edip hukukunu korumak, emanetleri ehliyetli ve liyakatli kimselere vermek, bilenlerle bilmeyenleri aynı kefeye koymamak hakkın gözetileceği meselelerdendir.

6. Sevgi ve Şefkat: Bir mümin Allah için sever, Allah için kızar. Allah’a açıktan ve kapalı isyan edene müsamaha gösterip, elinden geldiği kadar itaat ve sadakat gösterene kaba davranmak sevgi ve şefkat değildir. Sevgi ve şefkat, altını altın yerine, taşı da taş yerine koymaktır.

7. Disiplin ve Ciddiyet: Disiplin; işleyiş düzenine uymak, kardeşlik hukukuna riayet etmektir. Ciddiyet; görevi özümsemek, hiçbir bahaneyle hafife almamaktır. “Emrolunduğun gibi istikamet sahibi ol” emrine teslim olmaktır. Bu ise eğitimle sağlanır ve süreklilik ister. Hakkı hâkim kılmak için çalışan bir toplumda bu esaslara itibar edilmemesi durumunda, elde edilecek bir netice olmaz.

BAŞARMAK İÇİN

Milli Görüşçüler, tarihin bu dönüm noktasında, yeni bir saadet dünyasını kurmanın mücadelesini verirken, Allah Resulünün inananlara bıraktığı Kur’an ve sünnet emanetinde bildirilen başarının temel esaslarına riayet etmeleri gerekir. Bu keyfi bir konu da değildir. Bu esaslar şunlardır: a. İnanç sahibi olmak; inancı olmayanın başarması olmaz. b. İlim sahibi olmak; ilimsiz mücadele başarı getirmez. c. Görevi özümsemek; hedefe kilitlenmektir. d. Davayı tanımak; dava yüce bir davadır demekle yol alınmaz. Bu davanın yüceliğini gönüllere nakşedecek örneklik ve rehberlikle yol alınır. e. İstikamet sahibi olmak; açıları sağlam bir mümin ve Müslüman olmaktır. f. Ağız tadıyla çalışmak; mümin bir kimse kendisi için çalışmaz, kardeşleri için çalışır. g. Mali ve insan kaynaklarını harekete geçirmek; çalışmalarında başarıyı sağlayacak hususlardan birisi de, insan kaynakları ile mali kaynakları birlikte harekete geçirebilmektir. Selam hidayete tabi olanlara…