Bireyselleşmenin getirdiği sorunlar, televizyon, internet ve cep telefonu gibi araçların insan ilişkilerini etkilemesi, birey ve toplumları birbirine bağlayan dinamikleri zedeleyerek yalnızlığı kaçınılmaz kılıyor.
Yaşanan sorunlara bağlı olarak aile içinde ya da sosyal hayatta sohbet etme ve kendini açma imkanlarından yoksun kalan insanımız, maddiyatın bu yoksunluğu gideremeyeceğini artık bilmekte ve kendine, özüne dönmeye çalışmaktadır. Çünkü çağın getirdiği yalnızlaşma ve kopukluk sosyo-psikolojik sorunları tetiklediği gibi çeşitli çözüm arayışlarını da beraberinde getirmiştir. Yaşamlarını daha iyiye taşıyabilmek ve sorunlarından kurtulabilmek için insanlar psikiyatristlere, psikologlara ve özellikle aile danışmanlara giderek yardım alıyorlar. Bu hafta, uzun yıllardan beri aile danışmanlığı yapan ve bu konuda yapılan çalışmaları sadece iş olarak değil aynı zamanda insani bir sorumluluk olarak gören Ayşegül Aktürk hanımla aile sorunları üzerine konuştuk.
Fatma Tuncer Keleş
* Ayşegül Hanım, siz aynı zamanda Millî Gazete‘nin ilk muhabirlerindensiniz. Fakat bu süreçten sonra çalışmalarınızı farklı bir alana kaydırdınız aile ve gençlerin sorunlarıyla ilgilenmeye karar verdiniz. Halen de bu çalışmalarınızı sürdürüyorsunuz, danışmanlığa nasıl başladınız?
Danışmanlığa, fahri olarak gazetecilik hayatımla birlikte başladığımı söyleyebilirim. O dönem, Millî Gazete‘de yazarlıkla ilgili bir yarışma düzenlenmişti bu yarışmaya katılmış ve Rahmetli Erbakan Hocamızın da desteğiyle Gazeteye muhabir olarak alınmıştım. Bu dönem, danışman değildim gazeteciydim ama işimi yaparken bize soru soran ve sorunlarının çözümü için destek bekleyen kimseler oluyordu onlara yardımcı olmaya çalışıyordum. Çünkü o günlerde psikologtan destek almak şimdiki kadar yaygın değildi. İnsanlar birbirlerinin sorunlarını dinliyorlar ellerinden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışıyorlar ve bir yerde manevi bir yardımlaşma içinde oluyorlardı. Yani insan insanın yandaşı, destekçisi ve yardımcı oluyordu. O günlerde insanlarımız ilişkilerine İslam kardeşliği penceresinden bakıyor ve ilişkilerini de buna göre sürdürüyorlardı. Ama yine de bu konuda ciddi bir ihtiyaç vardı. İnsanlarımızın bu ihtiyaçları benim eğitim alma sürecimi ve çalışma alanımı farklı bir yöne kaydırmış ve onlara yardımcı olabilmek için gerekli eğitimi almaya yönelmiş, bilgi ve donanımlarımı gözden geçirerek çalışmalarımı bu alanda sürdürmeye karar vermiştim. O günlerde başladığım çalışmalarımı büyük bir gayretle sürdürüyorum.
* O dönem size ifade edilen sorunların içeriği neydi? Daha çok hangi konularda sorular alıyordunuz?
İnsanın sorunları aşağı yukarı her dönem aynı. O dönem de şimdi olduğu gibi eşiyle ya da ailesiyle sorunu olanlar sorunlarına hakkaniyet ölçüsü dahilinde bir çözüm arıyorlardı. Sorunlar daha çok karı koca ilişkileri, aile çocuk ilişkileri ve büyük ebeveynlerle genç kuşak arasındaki çatışmadan oluşuyordu. Bir de üniversiteyi kazanıp Anadolu‘dan İstanbul‘a gelmiş genç kızlarımız vardı. Onların da ekonomik ya da ailelerinden uzak olmanın getirdiği sorunları oluyordu. Yardım alma, uzman desteğinden faydalanma geleneğinin pek yaygın olmadığı o günlerde bizler elimizden geleni yapmaya çalışıyorduk. Hazreti Peygamber "Kim bir müslümanın sıkıntısını giderirse kıyamet günü Allah da onun sıkıntılarını giderir" buyuruyor ve bizlere sorumlu olduğumuzu hatırlatıyordu. Bizler de bu işi bu şekilde yapıyorduk. Yani kardeşlerimize yardımcı olmanın bir iş olmaktan öte bir sorumluluk olduğunu düşünüyorduk.
* Sanırım insanların sorularıyla başlayan çalışmalarınıza hiç ara vermeden devam ettiniz....
Onaltı yıldan beri ailelere destek vermeye çalışıyorum ve bunu yaparken sorumlu bir insan olduğumu idrak ediyorum, insanların sorunlarına çözüm getirmeye çalışıyorum.
* Geçmişle kıyasladığınızda, günümüz insanının sorunlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Geçmişte de şimdilerde de insanların müşterek sorunları var. Ama olayı biraz da değişen hayat şartlarıyla değerlendirecek olursak bugün insanlar birbirlerinden gittikçe uzaklaşıyorlar. İnsanların ilişki kurma, konuşma, paylaşma ihtiyaçları karşılanmıyor. Kimse kimseyi dinlemek ve anlamak istemiyor. Bu da insanları yalnızlaştırıyor, depresyon ve benzeri sorunların artmasına neden oluyor. Danışmanlık yaptığım insanların ilk cümleleri "beni kimse anlamıyor, beni dinlemiyorlar" sözü oluyor. Anlamak ve anlaşılmak günümüzün en büyük sorunları haline gelmiştir. Kendilerini dinleyecek anlayacak insanlardan yoksun olan insanlar yalnızlıklarını ortadan kaldırabilmek için televizyon ve internete bağımlı hale geliyorlar. Ama bu yeterli gelmiyor insanlar bir süre sonra daha büyük sorunların içine saplanıyorlar.
* Danışmanlık hizmeti için sizi arayan kimseler ağırlıklı olarak hangi kesimden oluşuyor?
Her kesimden görüştüğüm ve destek sağladığım insanlar var. Onlarla beni bir araya getiren unsur ise sadece danışmanlık çalışmalarım değil bu insanlara gerçekten yardımcı olmak istemem ve bu konudaki samimiyetimdir. İnsanlar, genellikle bitkin ve yorgun olarak geliyorlar. Birkaç görüşmem sadece onları dinlemekle geçiyor. Dinliyorum, yargılamıyorum ve destek vermeye çalışıyorum. Bu gerçekten önemli bir şey. Aileler küçük yaştan itibaren çocuklarını dinlemeli ve onlara insanları dinlemeyi öğretmelidirler. Bir de kimsenin sorununu küçümsememek gerekir. Eğer bir insan bir şeyden sorun olarak bahsediyorsa gerçekten o kişi için bahsettiği şey sorundur. Bunu anlayabilmeniz için empati yapabilmeniz ve gerçekten karşınızdaki kişiyi anlayabilmeniz gerekir. Daha sonra sorunun temeline inerek kişinin kendini tanımasını ve sorunlarını çözme becerisi geliştirmesini sağlayabilirsiniz. Ben bu konuda çok sıradan örnekler veriyor ve insanları düşünmeye pratik örneklerle kendilerini tanımaya teşvik ediyorum. Bu da işe yarıyor.
* Verdiğiniz örnekleri bizlerle paylaşabilir misiniz?
Bir danışanım vardı, anneyle yapışık ilişki kuruyordu. Anneden uzak kaldığında kendini çok kötü hissediyordu. Ama annenin kendine ait bir dünyası vardı ona yeterli vakit ayıramıyordu. Bayan evliydi ve çocukları vardı ama hâlâ duygusal olarak anneden ayrılamamış bağımsızlaşamamıştı. Bu bir sorundu ama bayan bu sorunundân kurtulamıyordu. Onunla birkaç kere görüştük. Bir gün beni evimde ziyaret etti. Bir süre konuştuk. Ama sorun yine bayanın bağımlılığında düğümleniyordu. Bu sorununu görmesi gerekiyordu ama görmek istemiyordu. Ona o gün sote yapacağım ciğeri çıkardım ve gösterdim. Al bunu dedim aldı, sonra zarını yavaşça soydum. Bak dedim ciğer, zarıyla bir bütün ama zarından ayrı ve bağımsız bir ürün. Sen şu an anneyle tıpkı bunun gibi yapışıksın ve ayrı olduğunun farkında değilsin. Oysa gördüğün üzere, bu zar bu ciğere yapışık ama zarın kendine ait bir yapısı da var. Elbette annenle sevgiye dayalı bir bağlılığın olacak ve hiçbir zaman ondan kopmayacaksın. Ama sen birey olarak ondan ayrısın, hayatınla ilgili sorumluluklarını alabilirsin. Dedim. Bayan o gün verdiğim bu örneği anlamaya çalıştı ve gitti. Bir hafta sonra beni aradı. Ayşegül Hanım, sanki annem beni her an terk edecek ve onsuz yaşayamayacağım sanırdım ama ben kendim de bir bireyim ve onunla aramda güçlü bir bağ var. Fakat bu bağla birlikte ben kendimi ayrı bir birey olarak tanımlayabiliyorum" dedi. Bunu duymak benim için çok güzel bir duyguydu.
* Beş çocuğunuz var, yoğun çalışmalarınız arasında onlara vakit ayırabiliyor musunuz?
Meşguliyetim ne kadar çok olursa olsun çocuklarımla vakit geçirmeye çalışırım. Onlarla geçirdiğim vaktin içini doldururum ve onlarla uzun uzun sohbet ederim. Çocuklarımla ilişkilerimde anlayışlıyımdır. Onları hiçbir zaman yargılamadım, eleştirmedim anlamaya çalıştım. Tabi her anne baba gibi benim de zorlandığım konular oldu ama sorunlarımızı konuşarak çözmeye çalıştık. Büyük oğlum on beş yaşlarında sigara içmek istediğini söyledi ve benden para istedi. Yeterli paramın olmadığını söyledim ve niçin sigaraya başvurduğu sordum. Çok sevdiği ve örnek aldığı bir abisinin sigara içtiğini ve ona özendiğini bir de sıkıntılarını bu şekilde daha rahat atabileceğini söyledi. Sıkıntıları atmanın başka yolları da olabilir mi diye sordum ve bu konuda bir süre konuştuk. Bu olaydan sonra sigaranın Zararları konusunda oğlumla uzun uzun sohbet ettik. Sigara için para vermediğim için kendi harçlığıyla bir paket aldı birkaç kere içti onu yargılamadan sohbet etmeye ve sorununu görmesi için kritik yapmaya devam ettim. Bu yorucu bir süreçti ama benim için sonuç önemliydi. Birkaç ay sonra "Anne sanırım sen haklısın, sigarayı içmemeye kesin karar verdim ama biraz alıştım nasıl bırakabilirim? Dedi. Ona içtiği miktarı her gün biraz azaltarak tamamen bırakabileceğini söyledim. Oğlum peki dedi, söylediklerimi dikkate aldı ve bir süre sonra sigarayı tamamen hayatından çıkardı.
* İş hayatında başarılı olan bazı eğitimli ailelerin çocuklarıyla ilişkilerinde ciddi sorunların olduğunu görüyoruz. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Evet toplumumuzda genellikle anne babalar iş yerinde çok aktifler para kazanıyorlar başarıdan başarıya koşuyorlar ama çocuklarıyla ciddi sorunları var. Çünkü çocukların eğitimi başlıbaşına emek ister ve buna kendi yeteneklerinizi de katmanız gerekir. Yani, birçok çocuk üzerinde geçerli olan bir kural istisna olarak birinin üzerinde etkili olmayabilir. Burada anne baba temel kaidelerden ödün vermemek şartıyla yeteneklerini de kullanmalılar. Bir de aileler başarıyı sadece iş hayatıyla sınırladıklarından çocuklarıyla ilişkilerini buna dahil etmiyorlar ve çeşitli sorunlar ortaya çıkıyor. Oysa aileler işlerine önem verdikleri kadar çocuklarına da önem verseler sorunların çözümü daha kolay olabilir.
* Annelere neler tavsiye edersiniz? Size sorunlarından bahseden kadınlarımız bu konuda anneliğin getirdiği avantajları değerlendirebiliyorlar mı?
Annelerin zengin bir donanıma sahip olduklarını düşünüyorum. Bu donanımlarını kullanarak faydalı hale getirebilirler. Mesela her kadın kendine bir hobi edinebilir. Bu onların kendilerine güvenmelerini sağlayacaktır. Bu konuda hangi meslek grubuna dahil olursa olsun kadınlarımız kendilerinin farkına varmalı ve çalışmalarını tek bir alana yönlendirmemelidirler. Mesela ben danışmanlık yapıyorum ama ihtiyaçları dikkate alarak, masaj biyoenerji, refrekseloji ve aramoterapiyi de ilaveten kullanıyorum ve insanlara faydalı olmaya çalışıyorum. Kişinin çalışmalarını yan branşlarla desteklemesi gerçekten güzel bir şey.
Bir de anneler çocuklarıyla vakit geçirmeli. Çocuklarını yargılamamalı, desteklemeli ve onları kendilerine bağımlı hale getirmemelidirler. Ayrıca kadınlarımız, iş, ev ve sosyal yaşamlarıyla ilgili dengeyi iyi kurmalı ve birinci vazifelerinin annelik olduğunu unutmamalıdırlar. Ben ağırlıklı olarak annelerle çalışıyorum birçok annenin bu konuda kendini yetiştirmiş olduğunu görüyorum. Bu güzel bir şey.
* Son olarak okuyucularımıza neler söylemek istersiniz?
Kendilerinin farkına varmalarını ve gelecekte yapacakları şeylere değil şu an yapmakta oldukları şeylere odaklanmalarını, birbirlerinin kıymetini bilmelerini bol bol sohbet etmelerini ve paylaşım içinde olmalarını tavsiye ederim. Ben gazetenin ilk muhabirlerinden biriydim ve hayata bakış açımı burada kazandım, insanlara faydalı olmanın değerli bir şey olduğunu burada öğrendim. Bu konuda bizlere yol gösteren ve her zaman örnek olan Değerli Hocam merhum Necmeddin Erkaban‘a da çok teşekkür borçlu olduğumu biliyorum. Allah ondan razı olsun.