Geçmişi olmayanın geleceği yoktur

Abone Ol

Geçtiğimiz gün, İmam Hatip Okullarının tartışıldığı   bir programa rastladım. Programın sunucusu ve katılımcıların İmam Hatip nesline kin ve öfke kustuklarına ve bu okulların çağdaşlığın önünde bir engel olduğunu kuvvetle  vurguladıklarına şahit oldum. Bu toplumda bir Fransız okulu açılsa bu kesimin memnuniyetle karşılayacağından hiç şüpheniz olmasın. Batı’nın hayat tarzını,  aydınlanmada  yol taşı olarak görenler nedense  bu toplumun yaslandığı kültür ve medeniyete kin ve öfke kusmaktan geri kalmazlar. Çocuklarımızın  ahlak ve  maneviyatla  bütünleşeceği bir eğitime karşı çıkar ve  her türlü çamuru atarak husumetlerini kusarlar.  Onlar bunu  tarihe geri dönüş olarak algılar ve karama kampanyalarını kesintisiz sürdürürler. 

 İmam hatip okulları toplum nezdinde iftihar vesilesi olan eğitim kurumlarıdır. Bizler bu kurumların  daha da geliştirilmesi ve sahip çıkılması gerektiğini savunuruz. Zira  öz milli tedrisatımızın ruhunu yakalayan bu  okullar yeterli donanımlara sahip olabilirse,  özüyle bütünleşen nesillerin yetişme imkanı doğacaktır.  Bunu böyle görmeyenler ruhu ve benliğiyle kendilerini batı medeniyetine teslim edenlerdir. Onlar geçmişiyle bütünleşen güçlü bir  nesil gelmektense, geceleri içkisini içen, eğlenen bale yapan boş bir gençliğin ortaya çıkmasını daha fazla arzu ederler.

İnsan geçmişten geleceğe doğru ilerler, geçmişi olmayanın ilerlemesi mümkün olamaz.  Maalesef bu insanlar geçmişlerinden koparak yol alabileceklerini sanıyorlar. Kökü olmayan bir ağacın ayakta kalması düşünülemez. Tıpkı bunun gibi bu insanların da gelecekte hiçbir  karşılığı yok.

Cumhuriyetle birlikte gelen bu  uygulama, toplumu kutuplara ayırmış,  bilimde ve fende  geri bırakmış ve bir asır geriye götürmüştür. Artık bu çarpık sistemin yeniden ele alınması ve gelecek nesillerin önünün açılması gerekir.

Eğitimde yeni yöntem ve metotların tartışıldığı şu günlerde, laik seküler eğitim anlayışı getirdiği tahribatla birlikte ele alınmalı ve çocuklarımızın zihindeki bu ayrışma ortadan kaldırılmalıdır. Çocuklarımız bilimde fende ve maneviyatta  bütünleşerek köklü bir eğitimin içinde yer almalı ve buradan beslenmelidirler. Gençlerimiz, ilmin hiçbir türünün Allahtan bağımsız olmadığının farkına varmalı ve evrende yer kaplayan her şeyde onun rızasını aramalıdırlar. Bunu laik eğitimle gerçekleştirmeleri mümkün değil. Zira laik ve seküler eğitim ayrıştırır böler ve kaosa neden olur.

Okullardaki eğitim ve eğitimcilerin kalitesi yeterli midir, ne kadar objektif olunabiliyor  bunların  tartışılması gerekir. Fakat İmam Hatip Okullarının 28 Şubatta olduğu gibi köklerine kibrit suyu dökmesine göz yumulmamalı ve gençlerin önü açılmalıdır.