Geçmişe Yolculuk

Abone Ol

Açık öğretim giderek yaygınlaşıyor. Bunun bu ölçüde önünün açılmasına geçtiğimiz yıllarda yaşadığımız salgın sebep oldu. İnsanlar mümkün olduğu kadar evlerine ya da işyerlerine kapatılarak salgının yaygınlaşması engellenmeye çalışıldı. Sonuç olarak açık öğretim de yaygınlaştırılarak, insanlara evlerinde eğitim hayatlarını sürdürmeye çalışıldı. Ancak, başlarda açık eğitimin sınıf ortamında eğitimin yerini tutmadığı çeşitli çevrelerden gündeme getirildi. Şahsen kanaatim de okullarda verilen eğitimin yerini açık öğretimin tutmadığı yönünde.  Bunu söylerken açık eğitim ve öğretimin kökünü kazıyalım diyor değilim. Çünkü herkes için hayat şartları aynı çizgide ilerlemiyor. Çeşitli sebeplerden dolayı öğrencilerin bir bölümü okullarını yarıda bırakmak zorunda kalabiliyorlar.  Böyle olunca da onların mecburiyet sebebiyle yarım bıraktıkları eğitim ve öğretimlerini tamamlayabilmelerinin önünün açılması gerekiyor. Elbette bu da devlete düşüyor.

Hemen belirteyim ki, tüm itirazlara rağmen bundan böyle eğitim ve öğretimin tümüyle okul ortamında sürdürülmesi de mümkün olmayacak. Görünen bu. O zaman açık lise ya da üniversite gibi uygulamalar hayata geçirilmeye devam edilecek. Ancak, bu tür ayaküstü alınmış kararların hayata geçirilmemesi gerekiyor. Atılan her adım için önceden gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, uygulamada eksikliklere mümkün olduğunca yer verilmemesi gerekiyor. Çünkü hayatta çeşitli sebeplerle her gencin tahsil hayatını tamamlaması mümkün olmuyor. İmkânsızlıklar sebebiyle iş hayatına atılarak ailesine destek olma ve bunu yaparken kendi geleceğine dönük yapması gerekenleri yapabilmesi gerekiyor, Sözü uzatmadan yazı başlığında dikkat çekmeye çalıştığım geçmişe, daha doğrusu kendi geçmişime kısa bir yolculuk yapmak istedim.

Okul hayatıma memleketimde başlamış, ilk ve ortaokul birinci sınıfı memleketimde tamamladıktan sonra ailem ile birlikte Ankara’ya taşınmıştık. Ankara’da ortaokulu bitirdikten sonra liseye kaydımı yaptırdım. Ne var ki, lise birinci sınıfta ilk karneyi aldıktan kısa süre sonra beni okutmak için belli yaştan sonra Ankara’ya taşınmış olan dedem vefat etti. Böyle olunca benim için iş hayatına atılmak mecburiyeti ortaya çıktı. Hemen ertesi sene hiç aklıma gelmeyen bir husus gerçekleşti. Türkiye’de ilk defa 5 ilde akşam liseleri açıldı. Maksat imkânsızlıklar sebebiyle okuyamamış gençlere bir imkân sağlamaktı. Böyle olunca kayıtların başlaması ile Ankara Atatürk Akşam Lisesine kaydımı yaptırdım. Artık gündüz çalışıyor, akşamları da okula gidiyordum. Hayatımda bir dönüm noktası oluşmuştu. Akşam liseleri saat 18.00 ile 22.15 saatleri arasında açık oluyordu. O yıllar liseler 3 yıldı. Ancak, her akşam 3 saat 15 dakika ders yapıldığı için ders programının tamamlanması mümkün olmayacağından üç yıllık müfredat 4 yıla çıkartılmıştı. O yıllar ilk ve orta öğretimde sınıf tekrarı da vardı. Kısacası, gündüz liseleri ile akşam liseleri arasında verilen dersler konusunda bir farklılık yoktu. Ancak, akşam liselerine ilgi büyüktü ve büyük bir ihtiyaca cevap vermişti. Bu arada akşam lisesine devam ettiğim yıllarda babamın ilkokuldan memlekette sınıf arkadaşı ile aynı sınıfa düşmüştüm.

Çalışarak lise bitti, üniversite hayatım başladı. Üniversite hayatımda da lisedekine benzer bir gelişme oldu, gazetecilik ve halkla ilişkiler yüksekokulunun gece bölümü açıldı. Sadece ben değil, binlerce genç bu gelişme sebebiyle yarım bırakmak zorunda kaldıkları eğitimlerini tamamlama imkânı buldular. Bu arada öğretmen okulunu da liseden sonra dışarıdan bitirme imkânı ortaya çıktı. Bunları son günlerde yaşanan açık lise tartışmaları sebebiyle dile getirdim, geçmişe kısa bir yolculuğa çıktım. Çünkü hayat her zaman istendiği gibi gitmez. Önemli olan şartları iyi değerlendirmektir. Böyle olunca da gündüz eğitimlerini sürdüremeyen gençlerimize gerçekçi bazı çözümler bulmak, uygulamaya koymaktır. Yoksa açık liseye nasıl girileceğinin tartışılmasının bir anlamı yok. Önemli olan var olan bir sorunun çözüme kavuşturulmasıdır. Bir takım tartışmalarla eğitimin siyasi polemik konusu haline getirilmesi sadece var olan sorunları büyütür. Halbuki yöneticilerin görevi sorunları büyütmek değil çözüme kavuşturmaktır.