Cunta kurup darbe yapanlar ödüllendiriliyorlar bildiğimiz, gördüğümüz ve defalarca yaşadığımız üzere. Başa geçip oturuyorlar, memleketi yönetiyorlar. Heveslerini alana kadar, paşa gönlü tatmin olana kadar... Yetmezmiş gibi, görevden ayrıldıktan sonra, suçlanıp yargılanmamak için anayasaya ek bir madde koyuyorlar, adına da onbeşinci madde diyorlar.
Cunta kuran genç subaylar, kimi zaman rahatsız olduklarını gazete manşetlerine taşıtıyor; kimi zaman ihtiyar subaylarla toplanıp plan üstüne plan, program üstüne program yapıyorlar. Bazen cuntanın öğrenci olan heyecanlı yamakları Genelkurmay Başkanının evini basıyor, generalleri tekmeliyor, yüzüne tükürüyorlar. Tatmin sınırı yüksek; yetmiyor, Başbakan asıyorlar.
Bütün bunlar bu ülkede yaşandı efendiler, ayda değil. Bu satırların orduyu yıpratmakla zerre kadar alakası yok. Tam tersine, ordunun adam gibi ordu olması isteği, niyeti, temennisi var burada. İşini en iyi şekilde yapması düşüncesi var. En güçlü silahlara sahip olması, en modern teknolojiyle donatılması ve yeryüzünün en üstün, en disiplinli ordusu olması arzusu var. Fakat sahip olduğu üstünlüğü halka karşı kullanmaması niyeti daha çok var. Allah ordumuza zeval vermesin; ordumuz da milletimize zeval vermesin.
Başbuğ‘un demokrasi ve kanunlara bağlılığından şüphemiz yok. Fakat bir de tarihî gerçekler mevcut. Geçmişimizde üç darbe, iki muhtıra, bir e-muhtıra, dört basın toplantısı, beş azarlama varsa... İçeride sayısız cunta teşebbüsü görülmüşse, Ayışığı‘dır, Sarıkız‘dır yargı aşamasındaysa... Kelimelere patinaj yaptırılarak ve kaş çatılarak "O işlere bulaşmayız" türünden açıklamalar karşısında, kusura bakmayın, cümleten temkinli olmak zorundayız. Tedbirli ayrıca.