Geçmişe değil geleceğe yönelmek

Abone Ol

Yakın geçmiş çok sıcak ve çok yoğun. Böylesi bir ortam ve durumda her bakış bir duygusallık getiriyor. Olayların soğumasını beklemeye zaman yok. Ortam da buna müsait değil. İnsanlar da çok sabırsız ve hırslı. Öfke yüklü.

Tarihin akışı çok hızlı. Bizler yaşadığımız şu dönemde on yıllar içinde çok sıcak durumlarla yüzleştik. Bir türlü kendi gerçeğimiz ile olamadık. Bu, ister istemez duygu yoğunluğu getirdi. Biz diyorsak, kastımız kendimiz değil. Milletimiz adına bunu tanımlıyorum. Biz, milletin bir parçasıyız. Parçalar ise bütünü oluşturuyor. Her parçada bir sorun varsa; bu, geneli zaman içinde olumsuz etkiler. Küçük yaralar iyileştirilmez, küçük sorunlar giderilemez ise zamanla büyür başa belâ olur. Öyle bir an gelir ki altından kalkılamaz olur. Hayatta en küçük bir sorun ihmale getirilmemeli.

Gerek uzak geçmiş, gerek yakın geçmiş şöyle ya da böyle yaşanmış olanlardır. Onların içinde sayısız deneyimler bulunur. Çok acı ve zorlu olanları tarihe iz bırakırlar. Geçmişe bakmak zaman yitimi olur. Aya da geçmişe heyecanla bakmak, bunu bir kahramanlık algısı olarak görmek sadece duygulara yönelik bir edim olur. Bakışımızı tartılara vurmaz isek soğukkanlı ve sakin olarak bakmaz ise bakışımızın hiçbir anlamı olmaz. Bugün millet olarak duyguların esiriyiz.

Yakın zaman geçmişi sıcak olduğundan insan üzerinde çok daha etkili olabiliyor. Yakın zaman sıcağı sıcağına yaşanandır. Henüz sağlıklı bakmak için tartıya konulmadığından değerlendirmesi de sağlıklı olmaz. Önemli olay ve durumlarda karar vermemek en doğru olanı. Olay ve durumların soğumasını beklenmemeli ve ona göre karar verilmeli.

Millet olarak hesaplarımızı gelecek üzerine kurmalıyız. Geleceğe bakış bir hedeftir. Bu, bir bilinç gerektirir. Geleceğe yürümenin yöntemi hazırlıklı olmadır. Yol azığı çalışma ve biriktirme ile ilgilidir. Uzun yolculuklar için iyi hazırlıklar gerekli. Biz hayatın iki yönü içindeyiz. Bu dünya ve öte dünya. Bugünün hesabını yapmak kolay. Tabii yarının hesabını yapmak çok daha zor bir durum.

Yanılsatıcı bir dünyada bulunuyoruz.  Her şey insan için birer tuzak. Mal, makam, kadın, şöhret, gurur, kin, öfke, aşırı duygusallık. Uçlara kaçmak da öyle. İtidalli olmak her zaman insanı sağlıklı bir düzleme çeker.

Öfke ve nefret Müslümanlar arasında alabildiğine yaygınlaşıyor. Uçurumlar giderek büyüyor. Herkesin gözü kara. Toz duman içinde sağlıklı bir yol bulmak da o kadar güçleşiyor. Böyle bir ortamda sağlıklı düşünüş ve bakış beklenemez.

Geleceğin oluşumu bugüne yanın yaşanan ana bağlı. Bu yüzdendir ki yaşanan her an için aydınlık bir dünya, sağlıklı bir duruş ve bilinç gerekli. Kendini sıradanlığa terk etmek boş vermişlik olur. Bu da insanın üzerinde ağır bir yük olarak kalır. İnsan bilinci sorumluluk gerektirir. Sahip olduğu olanakları insanlığın geleceği için kullanır.

Zor bir zamanda bulunuyoruz. İnsanlar zihnen çok dağılmış durmadırlar. Çok parçalı, çok küçük düşünüşlü oluşları içinde. Bütüne değil parçalara bakılıyor. Günübirlik yaşanınca küçük haplar öne çıkıyor.

Ani çıkış ve parlayışlar duygu yüklüdür.

Uzun yolculuklar için büyük hazırlıklar gerekiyor. Dayanıklılık ve sabır esastır. Her yolculuğun bir zor tarafı var. Zorluklara hazırlıklı olunmalı. Çünkü yol ve gelecek bilinmezlerle doludur. Geleceğin bilinmezliği heyecan da içerir ister istemez. Yolu şevk ile yürümenin yolu bilinmez olana bilinçle yürüyüş yapmak ve âdeta bir zafer elde etmek gibi olur. Bilinçli yürüyüşte kehanetlere yer yok. Geçmişin deneyim ve yaşananlar insana zihni hazırlık sağlar. Bunlar da insanın sezgi gücünü arttırır. Çok okumak çok düşünmek ve çok çalışmak. Bunlar insana güç ve dayanıklılık kazandırır. Bunların üzerine kurulan bir dünya sağlam bir düzlem üzerinedir. Geçmişe sağlıklı yol almanın yöntemi budur.