80’li yıllarda gençlerin en büyük eğlencelerinden birisi kaset dinlemekti. Seyyar satıcılardan ya da kasetçilerden alınan gündemin en gözde kasetlerini bıkmadan defalarca dinler ve her dinledikleri şarkıda kendilerinden bir anı bulmaya çalışırlardı. Çekilen acılardan mı yoksa dönemin şartlarından mıdır nedir devir arabesk devriydi. O zamanlar küçük şarkıcıların da piyasaya çıktıkları zamanlardı. Arabeskin kralı, prensi, sultanı… ne ararsanız vardı. Her müzik evinden ayrı bir nağme yükseliyor, insanlar yolda giderken bile kedere boğuluyordu. Üstelik devletin televizyon ve radyolarında arabesk yasak olmasına rağmen bu derece ilgi görüyordu.
Her semtte, beldede sinema vardı. Hatta bazılarında birkaç tane bulunur, bazı yerlerde yazlık sinemalar bile olurdu. İnsanlar buraların açılmasını dört gözle bekler, beğendikleri sanatçıların filmlerinin yayınlanacağı zamanı iple çekerlerdi. Bu sinemalara çoluk çocuk gidilir, gürültüden hiç kimse rahatsız olmadığı gibi rahatsızlık da vermezdi. Film çıkışı eve gidilene kadar filmin değerlendirmesi yapılır. Konusu genelde aşk olduğu için ya kavuşma sevinci ya da ayrılık hüznü yaşanırdı.
Mahalle bakkallarının bol olduğu, insanların veresiye defterlerinde adlarına sayfa ayrıldığı günlerdi. Bakkala gelen evin çocuğu bir kucak dolusu ürün alır ve “Bakkal amca deftere yazacakmışsın. Babam maaşı aldığında verecekmiş” cümlelerinin kullanıldığı zamanlar işte.
O devirlerde tesettürlülere zulüm yeni başlamıştı. Tesettüre zulüm henüz bilinmediğinden hanımlar genelde siyah veya kahverengi pardösü üzerine aynı renk başörtüsü takarlar, elbiseleri birkaç beden bol seçerlerdi. Makyaj yapmak akıllarından bile geçmez, pek pantolon giyene de rastlanmazdı.
Komşuluğa önem verilir, en azından tatil günlerinde toplaşıp sohbetler yapılırdı. Devir siyah beyaz yayınların olduğu tek kanallı televizyon devriydi. Belli saatlerde İstiklal Marşı ile başlayan yayınlar gece yarısı yine aynı şekilde kapanırdı. Her evde televizyon olmadığından özellikle akşamları bir evde toplanılır ve konu komşu film izlenir, bir yandan da sohbet yapılırdı.
Öyle şimdiki kadar kalabalık değildi sokaklar. İnsanlar sabah işine giderken yine eziyet çekerdi ama trafik sıkıntısı pek yaşanmazdı. Mahallelerde herkesin arabası yoktu zaten. Olanın da durumu diğerlerine göre daha halliceydi. Az kazansa da insanlar aza kanaat etmenin ve şükretmenin derdindeydiler. Evlerde lüks eşya pek olmazdı. Buzdolabı ve televizyonu olan aile varlıklı sayılıyordu.
Devir “Tonton” Özal devriydi. Televizyonda sürekli arzı endam eder, o meşhur kalemiyle halka konuşurdu. “Benim memurum işini bilir” cümlesi herkesin dilindeydi. Herkes bu yeni düzene ayak uydurmaya gayret gösteriyordu. Gemisini yürüten kaptandı artık. Bir zamanlar el altından temin edilen Avrupa ürünleri yeni yeni bakkal raflarında görülmeye başlamıştı…
Minik bir tebessüm
Yaşlı Tanık
Bir davada tanıklık etmesi için kürsüye yaşlı bir teyzeyi çağırırlar
Kadın yerine oturur ve davalının avukatı kadına yaklaşır:
- Hanımefendi, beni tanıyor musunuz
Yaşlı teyze cevap verir
- Ah evet avukat bey sizi çocukluğunuzdan beri tanıyorum. Siz taa o zamanlar bile aileniz için tam bir baş belasıydınız. Sürekli yalan söylüyorsunuz, karınızı komşunuzla aldatıyorsunuz, en yakınım dediğiniz insanların arkasından konuşuyorsunuz, 2 lira fazla kazanmak için herkesi satarsınız
Davalının avukatı başta olmak üzere bütün salon şok olur.
Adam ne yapacağını bilemez bir halde kadına tekrar sorar:
- Peki, hanımefendi, ya karşı tarafın avukatını tanıyor musunuz
Kadın yine cevaplar:
- Elbette tanıyorum. Çocukluğunda ona dadılık yapmıştım. Tembel, ödlek ve alkolik adamın tekidir. Etrafında bir tek dostu yoktur ve herkes onun hâlâ geceleri altına kaçırdığını söylüyor.
Yine herkes şokta.
Bütün salonu bir uğultu kaplar.
Hâkim kürsüye tak tak tak vurup herkesi susturur ve her iki tarafın avukatını da kürsüye çağırır ve ikisine de eğilmelerini söyleyerek kulaklarına şunu fısıldar:
- Eğer bu kadına beni tanıyıp tanımadığını sorarsanız hemen ikinizi de hapse attırırım. Der.
İlgilisine notlar:
• “Ayasofya Hakkın batıla galip gelmesinin sembolüdür bir an evvel cami olarak açılmalıdır” Prof. Dr. Necmettin Erbakan
• “Biz karada gemiler yapmaya devam edeceğiz. Lâkin inanacağız ki; ALLAH denizi ayağımıza getirecektir.” Prof. Dr. Necmettin Erbakan