Geçim sıkıntısı vatandaşın lügatinden veya gündeminden çıktı mı gerçekten? Bir zamanlar medyanın olduğu kadar toplumun ve mizahın da bir numaralı gündemi artık hayatımızdan çıktı mı?
Vatandaşın en temel harcama kalemleri konut ve gıda değil mi? Aynen öyle. Ve bunlarda görülen artışlar kamuoyunda önemli bir yer tutmuyor mu? Tutuyor. Daha geçenlerde et fiyatındaki artışlara yönelik olarak Et ve Süt Kurumu’nun piyasaya müdahale ettiğine şahit olduk. Ki, son birkaç yılda bu manzaraya birkaç defa daha şahit olmuştuk. Konuyla ilgili konuşanlar, yüksek fiyatların vatandaşın ayağını kasaptan kestiğini söylüyordu mesela. Bu durum, bir zamanlar çokça dillendirilen “eti ayda bir kez görüyoruz” ifadesini hatırlatıyor bariz olarak.
Aynı şekilde gıda fiyatlarındaki yüksek seyir uzunca bir süredir meydanda değil mi? Hatta Merkez Bankası bile hedefin üstünde çıkan enflasyonun sorumlusu olarak gıdayı gösteriyor bir süredir. Çarşı pazara, marketlere gidin, etiketlere bakın, 6-7-10 liraya sebze, 8-10-15 liraya meyve görmeye alışacaksınız bir süre sonra. Bir “tarım ülkesi” için bir hayli korkunç bir durum! Geçim sıkıntısı yok denebilir mi bu şartlarda?
İşin ilginci, et ve gıda gibi temel kalemlerdeki fahiş fiyatlar gündem oluyor. Ancak onların tetiklediği geçim sıkıntısı her nedense konuşulmuyor bile. Halbuki Türkiye’de milyonlarca kişinin sosyal yardımlarla geçindiği gibi bir realite de var.
Bunlara milyonlarca asgari ücretliyi, kayıtdışı çalışanları (asgari ücretten daha kötüsü ve toplam istihdamın üçte biri) ekleyin. Ve onlardan biraz daha hallice olan “orta direk”i ekleyin mesela. Bunlar için geçim sıkıntısı en öncelikli gündem değil midir yani? Neden bunlar söz konusu edilmez?
Türk-İş’in her ay açıkladığı dört kişilik bir ailenin açlık ve yoksulluk sınırı rakamları Türkiye ortalamasının üstünde kazananların bile maddi olarak çok da rahat olmadığını gösteriyor. Yoksulluk sınırı 4 bin 900 liraya dayanmış durumda mesela. Kaç ailenin aylık geliri bu kadardır, bunu düşünmek gerek.
Birçok kişinin ve ailenin yaşamlarını kredi ve kredi kartlarına, yani bankalara bağımlı halde idame ettirdikleri realitesinin göz önünde tutmak gerekiyor. Bugün oluşturulan “geçim sıkıntısı yok, herkesin keyfi tıkırında” algısının 1 numaralı müsebbibi kredi ve kredi kartlarıyla sağlanan ilave finansman olanağıdır. Ki, bunun manası günü kurtarıp geleceğini bankaya ipotek etmektir.
Tabii burada şu soru akla geliyor: Geçim sıkıntısı çekmeyen birisi, neden gidip de 2-3 bin lira gibi paralar için dahi kredi çekmektedir? Büyük şehirlerde karı-koca çalışan insanların çoğu keyiflerinden mi yoksa zaruretten mi “ailecek” çalışmak mecburiyetindedir? Bunun üzerine hiç düşünüyor muyuz? Geçim sıkıntısını konuşmayınca zenginleşmiş mi oluyoruz yani?
15-20 sene önce vatandaşın bir numaralı gündemi olan geçim sıkıntısı, bugün de aynen sürmektedir sözün özü. Konuşmayınca, gizleyince gerçek ortadan kalkmıyor neticede.