“Vekil din görevlilerine atama; 01.01.2005 tarihinden itibaren vekil imam, vekil müezzin-kayyım ve Başkanlığa bağlı Kur’an kurslarında vekil olarak öğreticilik yapanlardan, ilgili düzenlemenin yürürlüğe girmesinden itibaren 3 ay içinde müracaat etmeleri halinde ve yeterlilik belgesine sahip olmaları koşuluyla Başkanlık tarafından ilgili kadrolara hiçbir sınırlamaya bağlı olmaksızın atanabilecekler.”
Son çıkan torba yasada başlangıçta ifadeler bu şekildeydi.
Özeti şu: Sayıları yaklaşık 2 bini bulan, vekil olarak görev yapan imam ve müezzinler ile Kur’an Kursu öğreticileri kadroya alınacaklardı.
Ama olmadı…
Peki, ama neden
İlginç bir öyküsü var..
O kritik görüşmeyi ve ayrıntıları anlatmadan önce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in bir sözünü hatırlatmak istiyorum; zira, daha sonra Bakan Çelik’e yine bir atıfta bulunacağım.
3 Temmuz 2013 Çarşamba günü, Meclis Genel Kurulu’nda, oylama öncesi saat 22:30 sularında, Hükümeti temsilen Bakan Faruk Çelik bir değerlendirmede bulundu;
“2081 vekil diyanet personelini kadroya alacağız, bunların maaşı da 1.900 lira olacak.”
***
Fakat Bakan Çelik’in bu açıklamasından sonra ilginç ve de beklenmedik bir hareketlenme, kıpırdanma yaşandı, TBMM Genel Kurulu’nda..
AKP Meclis Grup Başkan Vekili, Kahramanmaraş milletvekili Mahir Ünal, görüşme sırası bu maddeye geldiğinde TBMM Başkanlığı’na bir önerge verdi.
Önergenin içeriği şu: Vekil imam ve müezzinler kadro dışı kalsın…
Bakan Faruk Çelik’in şaşkın bakışları arasında önerge okundu, oylandı ve kabul edildi.
Vekil imam ve müezzinlere kadro tahsisi, Bakan Çelik’in söz vermesine karşın torba yasadan ilginç bir şekilde böylelikle çıkarıldı.
Bakan Faruk Çelik, belli etmese, renk vermese de çok ama çok bozuldu.
***
Peki, bu iş nasıl oldu
Mahir Ünal bu önergeyi hangi “öneri” ile, hangi “dürtü” ile TBMM Başkanlığı’na verdi
Bir kere şunu baştan söyleyelim;
Bu gibi durumlarda iktidar partisine mensup Meclis Grup Başkan vekilinin verdiği önergeler hemen hiç sorgulanmadan Genel Kurul’da kabul edilir, benimsenir.
Çünkü bilinir ki, böyle bir önergenin arkasında “Başbakan” vardır.
Zira, partilerin Meclis Grup Başkan vekilleri, TBMM’de Başbakan’ı temsil ederler..
Gelelim o soruya..
Mahir Ünal, İmam Hatip Lisesi mezunu değil.
Marmara İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi.
Bana gelen bilgilere göre; görüşmeler sürerken Mahir Ünal’ın kulağına bazı yakın çalışma arkadaşları şunu fısıldıyor;
“Sen de İlahiyat mezunusun… Türkiye’de 15 bin İlahiyat Fakültesi mezunu boşta iken sizin kalkıp da 2 bin İmam Hatip Lisesi mezununa kadro vermeniz doğru mu ”
Bir tarafta 2 bin, diğer yanda 15 bin!..
Nereden bakarsan bak “siyaseten” de doğru değil (!)
Yine bana ulaşan bilgilere göre, Mahir Ünal, bu öneriyi ivedilikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ulaştırıyor.
Başbakan Erdoğan da bu teklife sıcak bakınca Mahir bey düğmeye basıyor ve vekil imam ve müezzinler torba yasadan düşüyor.
Olayın kısa öyküsü bu…
Peki, bu olaya çok kırılan ve üzülen vekil imam ve müezzinlere kadro ne zaman verilecek
O da başka bahara!..
Bu mesele, Mahir bey engeline takılmadan hangi “mahâret”le çözülecek, ben de çok merak ediyorum…
NE GÜNLERE KALDIK! DOMUZ DA ÇİFTLİK HAYVANI ÇIKTI!
B.G. Aydoğan’dan son derece çarpıcı bir mail aldım.
Devlette ilgili makamlarda oturanların okumasını arzu ederim; Buyurun;
“….ek’ ten 12.06.2013 tarihinde Çiftlik Hayvanları isminde bir kitap aldım. Kitap paketli olduğu için inceleme şansım olmadı. Eve geldim, kitabı açtım ve 16 aylık kızımla okumaya başladık. İlk başta kitap çok hoşuma gitti. Ama ne yazık ki kitabın daha 3. sayfasına geldiğimde tanıttıkları hayvan olarak domuzu gördüm. Hemen kapattım kitabı. Biz Türkiye’de yaşıyoruz ve bizim ülkede çiftlik hayvanı olarak domuz yoktur. Ben kitabı alıp ….ek’e götürdüm ve kitabı ya iade ya da değişim istedim. Sebeplerini de anlattım. Ama değil yardımcı olmak, çok ters davranarak cevap verdiler. Şikayetçiyim. Ben bebeğime bizim kültürde olmayan bir hayvanı bizim çiftlik hayvanıymış gibi tanıtmak istemiyorum. Lütfen bu konuda yapabileceğiniz bir şey varsa yapın. Bir anne olarak ben endişeliyim, bunların kasıtlı yapıldığına inanıyorum. Bu hayvanın her şekli her yerde. Bebek yemek tabaklarında, kaşıklarında, oyuncaklarında, olmaz ya. Biz hangi ülkede yaşıyoruz Bu kadar mı benliğimizi kaybettik Lütfen yardım edin.”
Bu vesileyle şunu da söylemek lazım;
Türkiye’de binlerce yayınevi var.
Bu binlerce yayınevinin çıkardığı eserler var.
“Sansür” demiyorum ama bu kitaplarda kültürümüze, öz benliğimize, asli değerlerimize, inancımıza tamamen aykırı unsurların bir şekilde denetlenmesi gerekmiyor mu
Aksi halde bu durumlarda aileler yukardaki gibi isyan ediyor.
Bu sorunu çözmenin yok mu bir yolu, yordamı
Ama durun bir dakika!
“Domuzu kasaplık et haline getirenlerden” başka ne beklenebilir ki!..
NOT: Bugün 22 Temmuz 2013 Pazartesi… İktidar ve TBMM’de grubu bulunan partiler, 2012 yılında yeni ve sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı. Temmuz 2013’e kadar umutsuz son bir maraton da bitti… Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Görülüyor ki, yeni Anayasa olmayacak!” dedi. Yeniden TBMM Başkanlığına seçilen Cemil Çiçek, liderlerle görüşerek yeni bir süreç başlattı, Komisyonu toplantıya çağırdı. Başbakan Erdoğan, “Top, Cemil Çiçek’te” demeye başladı.. Du bakali n’olacak Her şeye rağmen yine de takipteyiz…