Geç kalabilir bir yazı

Abone Ol

Son günlerde güncel meselelere bakamaz olduk. O kadar hızlı güncelleniyor ki güncel meseleler, artık akşam “a’’ ile yatıyoruz sabah “b” ile kalkıyoruz. Bütün bu süreçlerde insanlar onurlarını ve haysiyetlerini ya satmak ya da paranteze almak zorunda kalıyor. Ne bir duruş ne bir tavır ne de bir isyan var. Güce karşı sadece bir yaranma, yaltaklanma hali almış başını gidiyor. Gündem insanın midesini bulandıracak kadar sahte ve bozuk olsa da yakın geçmişte yaşanmış bir gündemin satır aralarını biraz deşelim istiyorum.

Yakın geçmişin en önemli gündemi kuşkusuz “Dinin Güncellenmesi” meselesi idi. Bu konu biraz mayınlı bir araziye benzemekle birlikte iki yönlü ele alınabilir. Birinci yön: Her kim ki “dinin güncellenmesi gerek” demiştir, -bundan kastı ne olursa olsun- bu kavramı kullanmıştır, en hafif ifadesi ile haddi aşmış, sınırı geçmiş demektir. Bu kavramın kullanılması büyük bir garabettir. Kast edilen mana içtihat meselelerinin yeninden yorumlanması olsa dahi -ki buna ihtiyaç vardır- bu cümlenin kullanılması hele hele siyasi erk tarafından kullanılması tek kelime ile Bizantizm’dir. Biz ise Bizans’a dair hiçbir şeyi sevmeyiz, Bizans’ı tarihe gömmekle övünen bir milletiz. Kim olursa olsun amasız ve amansız olarak herhangi bir şekilde siyasi erkin dine müdahalesinin tam karşısındayız. Son dönemde diyanetten ikbal bekleyen zihinlerin cemaatleri ve tekkeleri siyasi erke bağlama talepleri ise değerlendirilmeye alınmayacak kadar boş ve gereksiz bir söylemdir.

Din hakkında konuşmak sadece güzel Arapça bilen, güzel Kuran-ı Kerim okuyan kişilerin değil gerçek âlimlerin işidir. Gerçek âlimler ise varlık idrakine ulaşmış metafizik derdi olan ve her durumda burhanı hedefleyen kimselerdir. Tekraren ifade etmem gerekirse edeyim. Dinin güncellenmesi noktasında hiç bir siyasi figür konuşamaz, konuşsa da dikkate alınamaz.

Bu meselede ki İkinci yön: “Taşra Vaizlerinin” din hakkında bilip bilmeden konuşmasından kaynaklanmaktadır. “Taşra Vaizleri” elbette önemli ve gerekli insanlardır. Ancak bu insanların bulunması gereken yerler umuma açık iletişim alanları değildir. Medyaya bu tür insanların çıkması baştan aşağıya sorun ve kargaşa çıkarır. Çünkü “Yarım hoca din yarım usta ev yıkar”. Bu insanların bulunması gereken yer taşranın küçük toplanma alanlarıdır. Yüksek din idrakine ve varlık idrakine sahip olmayan “Taşra Vaizlerinin” din hakkında söylediklerinin bir çoğu ya hamaset ya retorik yahut hitabet sanatlarının aldatmacalarıdır. Oysa bize derdi Burhan olan ve Burhanı hedefleyen kişiler ve âlimler gerekir.

Bir yazımda mollalar ikiye ayrılır bir kısmı Saray Mollası bir kısmı Kenar Mollası diye ifade etmiş idim. Bu son süreç bize göstermiştir ki saraydakiler de kenardakiler de siyasi erk tarafından kovulmuştur. Çünkü saray ahvali taşralı olmayı kaldırmaz. Bugün sarayda ne sorun yaşanıyor ise taşra zihniyetinden dolayı yaşanıyor. Ve bu zihniyet elbet kaybedecektir. Saraylı olmak şehirli olmayı şehirli düşünmeyi gerektirir.

Yine bu mesele ile alakalı bir yön daha var ki değinmeden edemeyeceğim. “Taşra Vaizleri” süreçten sonra toplanmışlar demişler ki biz bu siyasi erke karşı duralım ama nasıl duralım ne diyelim ne edelim. Demişler demişler amma gel gör ki sefil bir açıklama yapmaktan ileri gidemeyen “sefiller” gibi berbat bir itaat örneği göstermişler ve “Taşra Vaizi” olduklarını bir kez daha kanıtlanmışlardır. Neymiş Efendim, “Bu dış mihrakların bir operasyonu” imiş. Bak hele bak bak… Bu nasıl kemiksiz bir tavırdır. Bu nasıl bir ahlaki bühtandır. Yahu siyasi erk sizi ezdi geçti, çöpe attı, onurunuzla oynadı, yobaz dedi, din bilmez dedi –ki bunları “siyasi erkin” demesine bütünü ile karşıyız ancak söylenenlere hak veriyoruz- sen kalk dış mihraklar de sen kalk çevir kazı yanmasın muhabbeti yap yazık ki ne yazık…

Oysa Molla Lütfi’nin hocası Sinan Paşa Osmanlı tarihin bilinen en entelektüel padişahı Fatih Sultan Mehmet Han tarafından idam edilmek istenince bütün ulema saraya çıkmış ve eğer böyle bir şey yapılırsa bütün kitaplarını Haliç’e atacaklarına dair Sultana karşı gelmişlerdir. Bunun üzerine verilen idam cezası sürgüne çevrilmiştir. Anlaşılan o ki bu “Taşra Vaizlerinin” ne Sinan Paşa gibi ardından gidecek hocası ne de Molla Lüfti gibi asil bir talebeleri vardır.

İslam’da fetva ferdidir. Özel olarak sorulur özel olarak cevaplanır yahut yazılı olarak verilir. Yapılan toplantıların kayıtlarının internete yüklenmesi ise hizmeti değil hezimeti gösterir. Bir dönemler evinde televizyon olanlarla akrabalık ve komşuluk ilişkilerinin kesilmesi noktasında tavır gösteren soytarılar şimdi televizyondan inmez oldu. Acaba kendi dinlerini mi güncellediler kendi kendilerine anlamakta zorlanıyoruz.

Neden “Taşra Vaizi” diyorum diye merak edenlere bir hocamın anısını anlatmak istiyorum. Erzurum’dan Aşare-i Takrib okuma maksadı ile Gönenli Mehmet Efendiye gelen hocam, uzun süre eğitim aldıktan sonra memleketine dönmüş. Memleketin mescidinde bir yatsı namazı sonrası bütün talimini gösterecek bir Aşr-ı Şerif okumaya niyet etmiş. Okuyuşta ki sanatları göstermek için her defasında başa dönüp tekrar okuyan hocamız her defasında köyün imamı tarafından düzeltilmiş ve ilk haliyle okuması noktasında uyarılmış. Sonrası mı? Hocam yemin etmiş taşrada hele hele “Taşra Vaiz’lerinin yanında bir daha ileri seviye bir ilmi meseleyi ve okuyuşu izhar etmemeye. Son olarak bütün bu eleştirilerime rağmen herhangi bir siyasi tarafından hücumu uğrayan bir âlim, abid, vaiz -velev ki taşralı olsun- savunulması gereken taraftır. Ancak bu ilmi değil siyasi bir tavırdır. Söyleyenin siyasi olması garabet ancak söylenen haktır.