Gündem

GDO, insanlığa doğrultulmuş silahtır

GDO, insanlığa doğrultulmuş silahtır

Abone Ol

Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis, GDO‘lu ürünlerin insanlığa doğrultulmuş en tehlikeli silah olduğunu belirterek, "Açlığa çare diye sunulan bu gıdaları savunanlar, önce Afrika‘daki açlığa çare bulsunlar" dedi.

Gıda sektörünün liderlerinden Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis, tarımsal bağlamda ve gıda üretiminde lider olmak isteyen ülkelerin GDO‘yu çok önemli bir koz olarak kullanmaya çalıştıklarını belirterek, "İnsanlığa doğrultulmuş en tehlikeli silah GDO‘lu üretim, ikincisi kimyasal ilaç ve gübre kullanımıdır. Belki bugün sağlık problemleri ortaya çıkmıyor gibi gösterilebilir. Ama yarın, 15 yıl sonra 20 yıl sonra ortaya bir şey çıkmayacağını bana kimse söyleyemez. Çünkü neden? Bilim adamları ve GDO‘un avukatlığını yapanlar ne diyorlar: İnsanlığın açlığına çaredir. Efendim, bu demagojiyi bıraksınlar. Açlığa çare bulmak istiyorlarsa, Somali‘deki, Afrika‘daki açların haline çare bulsunlar. Silaha ayırdıklarının yüzde 1‘ini verseler, bugün açlığın çaresi bulunur" dedi.

GDO‘lu ürünlerin Allah‘ın bahşetmediği varolmayan özellikleri içerdiğini, insanlığan varolan damak tadının da ortadan kaldırılarak beslenme ve sindirim problemlerinin beraberinde geleceğini ifade eden Reis, "Allah (c.c.) damak tadını vermiş, o gıdanın nasıl sindirileceğine dair öz sularını, mide asidini koymuş. Bizim vücudumuz genetiğiyle oynanmış bitkilere göre ayarlı değil ki! Doğa, tohum Allah‘ın bize hediyesidir. Ama biz bu hediyeyi, daha çok para kazanalım, güçlü olalım diye bozmaya çalışıyoruz. Ben sadece insan vücuduyla ilgili değil çevreye duyarlı çalışmaların da yanındayım. GDO, dünyanın dengesini değiştirecek bir dinamittir" diye konuştu.

Sağlıksız beslenmeye savaş açtık

Sosyal sorumluluk projeleri gereği, obeziteye ve sağlıksız-dengesiz beslenmeye de savaş açtıklarını kaydeden Mehmet Reis, "Sadece ürünlerin GDO‘suyla değil, bizim de damak tadımızın genetiğiyle oynandı. Geleneksel yemeklerimiz, Osmanlı‘dan bize miras kalan yemeklerimiz hergeçen gün kaybolmaya başladı. 1994 yılında, 2001‘de üniversitelere bir araştırma yaptırdım. Bu araştırmada, Türk halkının yüzde 45‘i kuru fasülye, nohut, pilav yapmayı bilmiyor. Gençlere sorduk, börülceyi, baklayı hiç tanımıyor. Hatta öyle yemekler var ki, mercimekten sadece çorba yapıldığını zannediyor. Halbuki mercimeğin, pilavı da yapılır, köftesi de yapılır. Yeşil mercimeğin salatası yapılır. Türk damak tadı değişti. Reis‘in sosyal sorumluluk projelerinin başında Türk damak tadının halkımıza yeniden kazandırılması geliyor. Bu Gıda fuarında obeziteye karşı anne babalarımızın yanında olacak bir projemizi hayata geçirdik. Siz çocuğunuz okuldan geldiğinde okulda ne yediğini soruyor musunuz? Kantinde ne tüketiliyor? Çocuklarımıza sağlıklı beslenme planları yapıyor muyuz? Okul yöneticileriyle çocuklarımızın ne yiyip içtiğiyle ilgili toplantılar yapıyor muyuz? Sağlıklı nesil, geleneksel lezzetlerle olur. Çocuklarımızın alışkanlıkları fast fooda doğru yönlenirken, bir an önce bu furyaya dur diyelim. Damak zevkimiz değişmeden, onları geleneksel yemeklerimizle yeniden buluşturalım" açıklamasını yaptı.

IMF direktifleriyle tarım bitiriliyor

Türkiye‘nin bir tarım ülkesi olduğunu, fakat tarımsal faaliyetlerimizin IMF ve Avrupa Birliği politikalarıyla kısırlaştırılmaya, bitirilmeye çalışıldığını belirten Reis, "Ben, kendi üzerime göre elbise istiyorum. Türkiye, IMF ile çalıştı. IMF Ne verdi bize? Bize dediler ki, "Ekme kardeşim, sana parayı vereyim, sana satayım"... Türkiye, gıda politikaları açısından, tarım ve hayvancılık noktasında güçlü olmak zorundadır. Öncelikle stratejik ürünlerini kendisi üretip, bölge hinterlandında güçlü olup, insanını doyurup daha sonra bu ürünlerini dışarıya satmak üzerine politikalar geliştirmelidir. IMF‘nin, Avrupa Birliği‘nin ne ekip ne ekmeyeceğimize bizim adımıza karar veren politikalarıyla aç ve açıkta kalırız. Atatürk, tarım haritaları çıkarmış. Peki biz ne yapıyoruz? Amerika, bugün tarımına 120 milyar dolar destek veriyor. Biz ise bütçemizden yüzde 1 bile ayırmıyoruz. 1971‘den beri cami avlusuna bırakılan bir bebek gibi bakılan tarım, bugün ithalatçı bir pozisyona düşürülmüştür. Ben bugün pirinci dışarıdan, nohutu dışarıdan, kırmızı mercimeği dönem dönem dışarıdan, buğdayı dışarıdan alıyorsam, benim tarımım çok iyi gitti diyemeyiz. Bu benim için düşündürücüdür. 1971 yılında üreticinin o günkü politikacılar tarafından ithalatla terbiye edilmesi bugün maalesef bir çok ürünü yurt dışından alır hale düşürülmemize sebep olmuştur. Birçok ürünün dışarıdan alındığı, ürünlerimize yabancıların karıştığı tarımsal politikalarla, dengeli ve sağlıklı beslenmeden söz edebilir misiniz?" diye konuştu.