Gazze’nin Çocukları Ey Musalar

Abone Ol

Tarihlerin dönemleri ve kesitleri bulunuyor. Sonsuz zamanın bölümlenmesine neden olan önemli ve büyük olaylarladır. Çağların tanımlanması da böyledir. Çağlara adını yazdıran, unutulmazlaştıran bu başlıca olayların kimleri hayırla, iyilikle anılır, kimileri de zulümleri ve ağır darbeleriyle.

Zalimler olumsuz adlarıyla anılırlarken şeytanlarla birlikte tarihin karanlığını oluştururlar. Kimse firavunları sevgi ve onurla anmaz. Onların karanlık damgaları piramitleridir. Onlar insanın kanı ve teri üzerine oluşturulmuşlar.

Firavun’a kâhinler doğacak bir çocuğun kendisinin katili olacağını ya da sonunu getireceğini bildirdiler. Firavun’u korku sardı. Belli bir tarihte anne rahmine düşecek ve doğabilecek olası durumları engellemek için karıları ve kocaları ayırdı. En yakınında bulunan biri gece hanımının yanına vardı. Musa ana rahmine düştü. O dönemde doğabilecek çocuklar itlaf edildi. Musa dünyaya geldi, annesi onu bir sepete koydu Nil Nehri’ne saldı. Firavun’un sarayı yanına o sele gelince karısı onu aldı evine götürdü. Bilinen bir gerçektir bu. Musa Firavun’un sarayında büyüdü, delikanlı oldu, zamanı gelince bir kaza ile bir kıptiyi öldürdü. Kendisine Elçilik görevi verilen Musa velinimeti olan Firavun’a başkaldırdı. Onu davet etti kabul etmedi. O Haman’ın önerilerine uydu, olduğu yerde devam etti. Bu, Firavun’un sonunun gelme sürecini başlattı.

Firavun’un soydaşları, ruhdaşları aynı geleneği sürdürüyorlar. Onlar, kendilerinin sonunu getirecek Musaların varlığına tahammülsüzdürler. Çocukların her birinin birer Musa olabileceğinin bilincindedirler. Onlar kurtuluşu değil Hamanların yolunda gitmeyi tercih ediyorlar. Doğan her çocuk doğabilecek her çocuk onların başına birer Musa kesilecekler.
Onlar merhamet bilmezler, bağlı bulundukları şeytani ruh ve hâl besin kaynakları ve öncüleridir. Kim neyi ve kimi örnek alırsa onlar gibi olur. Herkes kendi ruh soyunun izleğindedir, yolundadır. Buna göre yaşar ve var olmaya bakar.

Masum çocukların bakışları onlar için korkudur. Bu çocukların varlığı onlara birer Musa gibi görünür. Masum çocukların varlığı onların gelecekte birer Firavun olacağının habercisidir.

Gazze’nin masum çocukları dünyanın mazlum çığlıklarıdır. Onların ah ve eninleri yerleri ve gökleri inletir. O ahlara ve eninlere tahammül edemeyen Firavun’un soydaşları tarihin en karanlık ruhlu olmalarına neden olsa bile onları yok etmekten vazgeçmezler. Tarihe Firavun’un Hitler’in soyağacından geldiklerini bildikleri halde yaptıklarından vazgeçmezler.

Bu masum ve mazlum çocukların vahşice ölümlerine göz yuman, kulak tıkayan kendilerini Müslüman sanan, addeden zalimleri tarih asla unutmayacak. Onların her biri Haman konumundadırlar.

Müslüman olsalar bile bu sıfattan kurtulamayacaklardır. Saltanatlarına halel gelmesin diye susan sultanlar da aynıdır. Emperyalizmin hışmından korkanlar birer Haman’dırlar. İster doğrudan ister dolaylı olarak destek veren veya susanlar tarihin bu karanlık ruhuna dâhil olacak ve onlarla anılacaklar.

Tarih asla unutkan değildir. Yaşananların hiçbirini kayıt dışı tutmuyor. Yeri ve zamanı gelince gün yüzüne çıkarıyor. Tarihin iki yüzü vardır. Hakikatleri asla gizlemez. Diğer yüzü karartılmak isteyenlerin tarihidir. O tarih ise gene yeri ve zamanı gelince sırları dökülür.

Gazze’nin mazlum çocuklarının başına gelenlere tarihin hiçbir döneminde rastlanmaz. Savaşlar vardır, olmuştur, olmaya devam edecek. Ancak insanlığı çocuklarıyla, doğalarıyla, kadınlarıyla tamamen silinmesine rastlanmamıştır.

Gazze’nin mazlum Musaları elbette bir gün insanlık için bayraklaşacaklar, öncülüğün anıtını oluşturacaklar, insanlığa zalim ile mazlumların asıl kişilik ve kimliklerinin tanık olarak göstergesi olacak. Bildiğimiz tarih sizi asla unutmayacak ey Gazze’nin çocukları.