Gazze’de tek taraflı bir savaş yaşandı, yaşanıyor. Bu savaş sadece Filistin’e, Gazze halkına karşı yapılmış bir savaş. Israrla vurguluyoruz, bu savaş İslâm ve Müslümanlara karşıdır. Hiçbir kimse kendisini bu sorumluluktan soyutlayamaz.
Bundan insanlığın bir kesimi sorumluluğunu öyle ya da böyle yerine getirdi, getirmeye devam ediyor. Onların gücü, ancak belli ve sınırlı bir uyanış sağladı. Dünya kamusunda belirgin bir etkisi oldu. Onlar canhıraş bir çırpınış içinde oldular.
Müslümanların bahanelerinin hiçbir geçerliliği yoktur. Veya üretilen bahaneler de onların veballerinin bir sonucudur. Bunun ise bedeli çok ağır olacaktır.
Sorumluluktan kaçmak kimseyi kurtarmaz, kimseyi masum kılmaz, kimseyi güçlü kılmaz.
Gazzeliler sorumluluklarını fazlasıyla yerine getirdi. Direndiler, direnmeyi var olmayı sürdürüyorlar.
Tarihin hiçbir döneminde görülmemiş bir vahşet, zulüm ve işkence var. Bir sinemada gösterimde olan filmler gibi ayan beyandır. Sürekli gözler önündedir. Unutulmayacak denli ağırdır bu vahşet. Böyledir ama Müslümanlar açısından bağışlanamayacak bir umarsızlık, ilgisizlik, ihanet olmuştur.
Karışık ve karmaşık zihinlerin, toplulukların içinde bulundukları durumlar kendilerini asla kurtarmaz. Kurtarmayacağı gibi bundan böyle bu ağır vebalin ağırlığını boyunlarında bir tasma olarak taşıyacaklardır.
Sorumluluklardan kaçanlar sorumlulukları başkalarına aktarınca kendilerini rahatlatıyorlar ama asla bundan kurtulamayacaklar. Her ne, kim olursa olsun bu fark etmiyor. Direnen bir avuç kesimler ise bundan ayrı tutulurlar. Onları kimse ne suçlayabilir ne de göz ardı edebilir. Başaramadıysalar da bu da diğer Müslümanların vebalidir. Onları yalnız bırakırken saçma kimi kavramların, durumların arkasına sığındılar. Mezhepler, tarikatlar, ırklar, meşrepler, ideolojiler, siyasal farklılıklar sadece bir bahanedir.
Elbette ki Müslüman görünen yöneticiler en büyük vebalin sahibidirler. Bu kadar ülke arasında birkaçının birlikteliği çok şeyi değiştirirdi.
Bölge ülkelerinin tek tek devre dışı bırakılması sürecin bir taktiği ve sonucuydu. Yanıltıcı ve yanılsatıcı kimi durumlar, kavramlar, abartmalar Müslümanların çalınan çıngıraklı zillerin peşinde koşmalarını sağlamıştır. Bu duyarsız, bilinçsiz Müslümanlar kendilerine ait olmayan çıngıraklı seslerin peşine takılmışlardır. Çıngıraklar, bilirsiniz koyun sürüsünden birinin boynuna bağlanır, sürünün önünde yürütülür, sürü onun peşinden gider. Bundan birkaç yıl önce Van’da koyun sürüsünün önündeki bir koyun uçurumdan atlamış hemen bütün sürü onu izlemiş, telef olmuşlardı. Bugünün Müslümanlarının genel durumu bundan ibaret. Bir anlamda, bilinçsiz, duyarsız Müslümanların gönül görünümü.
Müslüman liderler halklarına rağmen emperyalizmin ve Siyonizm’in gölgesine sığınmışlar, orada varlıklarını sürdürmeye çabalıyorlar.
Gelinen son aşamada onurlu, şanlı Filistin halkının direnişlerini, şehadetlerini, çabalarını yok saymışlar. Emperyalizmin güdümündeki kararlara boyun eğmişlerdir. Artık o kutlu insanların emekleri yok sayılarak bölgeyi Siyonizm’e teslime hazır olmuşlardır. Toprakları terke hazırlanıyorlar.
Bu, bir barış değil, bir teslimiyettir, bir kölelik fermanıdır.
İran, Yemen, Lübnanlı insanlar bundan sorumlu değildirler. Onlar bedellerini ağır öderdiler, ödemeye devam ediyorlar. Emperyalizm bu engelleri kısmen aştı. Özellikle Lübnan etkisiz kılındı, İran ise yalnızlığa terk edildi. Kendi başının çaresine bakmak zorunda bırakılmıştır. Yılların ambargosuna karşın örnek bir direniş ile nasıl güçlü olunabileceğini gösterdi. Kısmen kimi ülkeler de buna dahil edilebilirler; Pakistan gibi.