Gazze için acil eylem planı!

Abone Ol

Gazze’de 471 gün süren Siyonist katliamın ardından ABD Başkanı Trump’ın emri, Mısır ve Katar’ın arabuluculuğuyla üç aşamalı ateşkes sağlanmıştı. O günlerde “Gazze’de yüzümüze çarpan gerçekler” ile “ABD ve İsrail’in Kudüs ve Gazze planı-I-II” başlıklı yazılarımızda ateşkese ihtiyatlı bakmak gerektiğini belirtmiş ve “Gerek ateşkes anlaşmasının gerçekleşme şartları gerekse bunun devam edip etmeyeceğinin belirsizliğini koruması şunu göstermiştir ki; katliamı gerçekleştiren de, istediği zaman ateşkes sağlayan irade de İslâm ülkelerindeki müstemleke ruhlu yöneticiler değil, ABD’nin bölge üzerindeki planlarıdır. Buna rağmen İslâm ülkelerindeki işbirlikçi liderler sadece laf kalabalığı yapıyor ve görevde kalıyorsa bu utanç yeter” demiştik; öyle de oldu.

Önce ABD Başkanı Trump’ın ateşkes anlaşmasının ardındaki gizli planı ortaya çıktı. ABD Başkanı Trump, Beyaz Saray’da kabul ettiği Siyonist İsrail Başbakanı Netanyahu ile gerçekleştirdiği görüşme sonrası yaptığı açıklamada, “ABD’nin Gazze’de yönetimi devralacağı ve Gazze’de yaşayan Filistinlileri Mısır ve Ürdün gibi ülkelere gönderilmesi (sürgün edilmesi), eski düzene geri dönülmeyeceği, Gazze Şeridi’nin dünyanın farklı yerlerinden insanların yaşadığı uluslarararası bir yer olmasını hayal ettiği”nden bahsetti. Bu sinsi plana Çin dâhil birçok ülke tepki gösterince Siyonist İsrail, tekrar katliamlarına başladı.

Aslında, 7 Ekim 2023 tarihinden itibaren insanlık tarihinin en feci katliamlarından birisi olan Gazze’deki katliamda, yeni doğmuş bebekler, masum çocuklar, hamile kadınlar ve mazlum erkekler tüm dünyanın gözü önünde katledildi.

İslâm dünyasındaki halklar (yeterli olmasa da) zulme tepki verdi. Özellikle Yemen halkının verdiği tepki takdire şayandır. Müslüman ülke halklarıyla birlikte ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Danimarka, Belçika, İspanya, Kanada, İrlanda, İtalya, Polonya, İsviçre, İskoçya, Finlandiya gibi Batı ülkelerindeki halklar ile Şili, Kolombiya, Bolivya, Kanada, Japonya, Taylan gibi ülkelerdeki halkların tepkileri insanlık adına önemli gelişmelerdi.

Güney Afrika’nın Birleşmiş Milletler Adalet Divanı’na açtığı soykırım davasıyla Siyonist katliamla insanlık suçu işlendiği tescillendi.

Varlıklarını ve iktidarlarını Siyonist lobilere borçlu, ürkek ve vicdanı kararmış liderlerin aksine; ABD, İngiltere, Avrupa Birliği ülkeleri, İslâm ülkeleri ile dünyanın farklı yerlerindeki ülkelerdeki siyasetçilerden, iş adamlarından, gazetecilerden, aktivistlerden ve en önemlisi de halk kitlelerinden yükselen vicdanî duruş; Türkiye’de Millî Görüş hareketinin Siyonizm’e başkaldırısı vicdanların harekete geçtiğini, Siyonist katliamın maşerî vicdanda hapsedildiğini göstermekteydi.

Siyonizm aslında dünya kamuoyunun vicdanında mahkûm edilmişti. ABD Başkanı Trump’ın iş başına gelmesiyle yeni bir taktik denenmiş belli ki. Ateşkes planıyla önce dünya kamuoyundaki tepki giderildi. Ardından İsrailli rehinelerin büyük çoğunluğu teslim alındı. Zira İsrail kamuoyunda rehine krizi iç karışıklığa doğru gitmekteydi. Bundan sonra önce Gazze’nin ABD’ye teslim edilmesi dillendirildi, tepki olunca plan rafa kaldırılarak Siyonist katliam tekrar başlatıldı.

Gazze katliamı, Siyonizmin kanlı yüzünü ilk defa bütün dünya tarafından görülmesini sağlamıştı. Ancak, bu hassasiyet yine Siyonist planla önlendi. Geldiğimiz noktada Müslümanların ve zulme tepki veren bütün insanlığın acilen tavır alması gerekir:

1-Bütün İslâm ülkeleri Gazze gündemiyle olağanüstü toplantı yapmalı ve Siyonist İsrail ile baş destekçileri ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa’yla tüm ekonomik iş birliği anlaşmalarını feshedeceklerini, bu ülkelerin mallarına ambargo koyacaklarını ilan etmelidir.

2-Gazze’nin güvenliğini sağlamak için “Gazze Barış Gücü” adıyla askerî bir güç kurulmalıdır. Bu güce, sadece İslâm ülkeleri değil, hassasiyet sahibi bütün ülkeler dâhil edilmelidir. Oluşurulacak barış gücü, Gazze’nin güvenliğini sağladığı gibi buradaki ablukayı sonlandırmalı, işgale müsaade etmemelidir.

3-Dünya kamuoyunun dikkatleri tekrar Gazze’ye çekilmelidir. Bunun için yapılması gereken ne varsa, herkes üzerine düşeni yapmalıdır.

İslâm dünyasındaki halklara bu iki maddenin icra edilebilmesi için büyük sorumluluk düşmektedir. Halklar, Siyonist lobilerin desteğiyle iş başına geldiklerine, ABD’deki Siyonist lobiler olmasa iktidarda kalamayacaklarına inanan başlarına musallat olan liderlere baskı kurmalı; iktidarlarını Siyonist lobilere değil halklara borçlu olduklarını hatırlatmalıdır. Siyonist lobilerin gücünü abartan ve mutlak iktidar sağlayıcının bu lobiler olduğunu inanan müstemleke ruhlu liderler, halklar bilinçli olduğu zaman iktidarda kalamayacaklarını anlamalıdır. Halk kitleleri, müstemleke ruhlu liderlerin iktidarını sonlandıracak güçtedir. Bu güce Siyonist lobiler dahi engel olamaz.