7 Ekim 2023 sabahı başlayan Aksa Tufanı operasyonu hem bölgemiz hem de dünyanın geneli için çok büyük ekonomik, sosyal ve siyasi değişiklikleri beraberinde getirdi. Öncelikle işgalci İsrail'in medya eliyle oluşturduğu "yenilmezlik" imajı yerle bir oldu.
“Önleyici Saldırı” kapasitesinin büyütüldüğü kadar olmadığı,
“Erken Uyarı” sistemlerinin bazı durumlarda çalışmayabileceği,
“Etkin Caydırıcılık” altyapısını zannedildiği ölçüde kullanamadığı,
“Güçlü Savunma” ve bunun yanında “Hızlı Çözüm” üretmede yetersiz kaldığı birçok örnekleriyle birlikte ortaya çıktı.
7 Ekim 2023 tarihinde yaşananlar aslında bir sonuçtu. On yıllardır devam eden işgalin, katliamların, zulümlerin, baskıların, şiddetin, insan hakları ihlallerinin, uluslararası hukukun ayaklar altına alınmasının, BM kararlarının hiçe sayılmasının, ambargoların, ablukaların bir sonucuydu.
İşte o 7 Ekim’in sabahında Filistinli savaşçılar birkaç saat içerisinde İsrail'in güvenlik duvarlarını aşarak iç kesimlere doğru ilerledi ve çok ciddi sonuçlar elde ettiler. İsrail ordusunun karşılık vermesiyle birlikte adil bir savaş olma beklentisi içine girenlerin ise ne kadar ciddi şekilde yanıldıklarını anlamaları için çok fazla beklemelerine gerek kalmadı. Aslında bölgenin tarihine vakıf olanlar, az-çok nelerin yaşanma ihtimali olduğunu biliyordu. 10 Ekim gününden itibaren işgalci İsrail, Gazze'de Nazi Almanya’sının yaptıklarını aratan katliamları masum Filistinlilere yaşatmaya başladı. F-35 uçaklarıyla havadan, topçu atışlarıyla karadan ve denizden açılan ateşlerle on binlerce Filistinli sivil şehit edildi.
Gazze'de neredeyse bugün sağlam bir bina bile kalmadı. Terör estirilen Gazze her şeye rağmen direnmeye devam etti. Bir yıl üç aydan fazla bir süredir HAMAS tüm baskılara rağmen sapasağlam ayakta durdu ve savaşını sürdürdü.
Bu bağlamda HAMAS üzerinde şüphe uyandırmaya çalışanlara tekrar hatırlatmakta fayda var; HAMAS 2006 yılında Filistin’in tamamında yapılan seçimleri kazanmış ve İsmail Heniyye başbakan olarak seçilmişti. İsrail ise Filistin halkının meşru iradesini tanımamış, Gazze’yi abluka altına almış ve saldırılarla birlikte ambargo uygulamaya başlamıştı. Gazze’de direnenler de işte Filistin halkının meşru temsilcisi olan bu Hamas güçleriydi.
İsrail bu dönemde HAMAS liderleri merhum İsmail Heniyye, Yahya Sinvar ve birçok lidere karşı suikastlar düzenledi, onları şehit etti. Fakat bu suikastlar İsrail'in sadece bir savaşçıyı katletmesinden öteye gidemedi. Çünkü bugün her bir Gazzeli bir İsmail Heniyye, bir Yahya Sinvar olduğunu tüm dünyaya gösterdi. HAMAS'ı alt edemeyeceğini ve Gazze'de HAMAS'ın varlığını ortadan kaldıramayacağını anlayan İsrail, hem dünyadan hem de içerden gelen baskılara daha fazla dayanamadı ve ateşkese “evet” demek zorunda kaldı.
Şimdi Filistin için Gazze için zorlu bir dönem daha başlıyor. Ateşkese göre ilk aşama esir takasının yapılması. Ardından plana göre işgal ordusunun Gazze'den geri çekilme süreci başlayacak. Eğer İsrail uydurma bir bahaneyle ateşkesi zehirlemeye çalışırsa savaş yeniden gündeme gelebilir. Onun işaretlerini zaten Netanyahu verdi; Biden ve Trump’tan işler istenildiği gibi gitmezse tekrar saldırma garantisi aldığını söyledi. Temennimiz tabi ki katliamların tekrar başlamaması ve birinci aşama bittikten sonra direnişçilerin söz sahibi olduğu bir Gazze hükümetinin kurulmasıdır. Çünkü Gazze'de Gazze'lilerin istediği bir yönetim şekli oluşmazsa, bu işgalcilerin masada hedeflerine ulaşması anlamına gelecektir.
Bunun yanında bu savaş bütün dünyada küresel bir etki de uyandırdı. Yaşanan savaş sadece İsrail ile Gazze arasında sınırlı kalmadı. Öncelikle Batı’nın insan hakları maskesinin paramparça olduğunu gördük. Çünkü bir taraftan İsrail'e silah satanlar, İsrail'in yaptıklarına göz yumanlar, uluslararası mahkemelerde açılan Soykırım davasını görmeyenler vardı. Diğer taraftan ise bu süreçte Siyonizm’in sadece Filistin'in, sadece Müslümanların değil, tüm insanlığın düşmanı olduğunu fark eden dünyanın dört bir tarafından halklar sürecin birer parçasına dönüştü. Belki de ilk defa Filistin için Batı'da, Amerika'da halklar bu kadar büyük ölçekte sokaklara döküldü, meydanlara toplandı ve “Biz de Filistinliyiz. Biz de Gazze'yiz" sloganları atarak işgalci İsrail'e karşı net bir tavır ortaya koydu.
Ayrıca Orta Doğu'da çok ciddi gelişmeler yaşandı. Özellikle Suriye'de Esad rejimi devrildi. Bu Suriye halkının 60 yıldan fazla bir süredir devam eden, 1982 yılında Hama, Humus olaylarında olduğu gibi katliamları ile zihinlere kazınmış Baas rejiminden kurtulması anlamına geliyordu. Baas rejiminin yıkılması Suriye halkı açısından büyük bir zaferdi. 8 Aralık’ta Şam’ın muhaliflerin eline geçmesiyle birlikte Suriye'de yeni bir oluşum, yani geçiş hükümeti kuruldu.
Bu yeni dönem bize şunu gösterdi; Suriye İsrail karşısında asla yalnız bırakılmamalıdır. Çünkü 1967’de Golan Tepeleri’ni işgal eden İsrail, ilk fırsatta Suriye'nin birçok bölgesini daha işgal etmeye çalışacaktır.
Bunun yanında Siyonizm’in ve emperyalizmin planlarına ancak ve ancak bölge halkları olarak hep birlikte karşı çıkabileceğimiz gerçeği net olarak anlaşılmış oldu. Çünkü bugün Türkiye'nin, Mısır'ın, İran'ın ve Suudi Arabistan'ın, diğer İslam ülkelerinin yaptıkları açıklamalar, verdikleri mesajlar bir yıldan fazla bir süredir İsrail'i durduramadı. Onlar gördüler ki Müslüman ülkeler sadece açıklama yapıyor, kınama mesajları yayınlıyorlar. Bundan dolayı Orta Doğu'da yeni bir iradeye ihtiyaç var. Bölge ülkeleri arasında ortak mekanizmaların ve karar alma süreçlerinin işletilebilmesi lazım. Yeri geldiğinde BM Barış Gücü gibi Müslüman ülkelerin barış gücü oluşturup, işgalcilere karşı, zalimlere karşı gerekli adımları atacak altyapıyı kurmaları gerekir. Aksi takdirde Siyonist işgal sadece Gazze ile Filistin ile sınırlı kalmayacak. Evet, İsrail bugün Gazze'nin karşısında geri adım atmış olabilir. Ancak kısa sürede özellikle Trump'ın iktidara gelmesinden sonra kendi yaralarını sarmaya çalışacaklardır. Trump döneminde Netanyahu ABD’nin koşulsuz desteğinin garantisini devam ettirmeyi hedefleyecektir. Yaptığı paylaşımlarla kendisine hakaret içeren mesajlar gönderen Trump ile kişisel köprüleri tamir etmeyi ve iktidarı devam ederse çok daha sert bir Netanyahu olarak kalmayı isteyecektir. Yani Trump-Netanyahu dönemine Müslüman ülkeler çok daha ciddi bir şekilde hazırlık yapmalıdır.
Sonuç olarak şu gerçeği de ifade ederek yazıyı noktalayalım.
Bizler Gazze’de soykırıma, katliamlara, Siyonizm’in insanlık için ne denli tehdit oluşturduğuna, açlığa, yokluğa, yalnızlığa, soğuktan donan bebeklere, bombalanan yardım konvoylarına, hastanelere, ambulanslara, çadırlara, mülteci kamplarına çok defa şahit olduk.
Bununla birlikte İslam dünyasının kayıtsızlığını, batılı ülkelerin ve emperyalistlerin İsrail’e olan karşılıksız desteğini, Gazze gibi küçücük bir coğrafyaya atılan binlerce ton bombayı da gördük. Ayrıca Gazze’den dünyaya ulaşan milyonlarca fotoğraf ve videolar önümüze düştü. Ancak çocuğundan yaşlısına, kadınından erkeğine bir tane bile İsrail’e ve dayanılması çok zor olan şartlara teslim olan Filistinli görmedik. Bugünkü ateşkes işte Allah’tan başka kimseden bir şey istemeyen, O’ndan başkasından yardım dilenmeyen o mazlumların zaferidir.