Saraybosna, savaş zamanı (1992-95) çok yara almış, bütün evler, binalar mermi-bomba izlerini taşıyor. Bir kısmı olduğu gibi duruyor (Europa Oteli gibi) bir kısmı da yenilenmiş ama hâlâ izleri duruyor. Gazi olmuş bir şehir yani.
Kültür gezimizin durağı 500 yıllık tarihimizin olduğu Boşnakların, Hırvatların ve Sırpların Osmanlı hoşgörüsüne sığınarak uzun yıllar bir arada yaşadığı, Osmanlı‘nın ayrılırken uğrunda ağıtların yakıldığı, her köşesinde ecdadımızın çok sayıda eserleriyle mührünün vurduğu, yitik hazinelerimiz arasında önemli yer tutan şehitler diyarı Saraybosna...
Her zaman olduğu gibi bu gezimizinde orgazinatörü Mehmet Sılay dostumuz. Balkan Tur‘un Genel Müdürü Selim Dilek ve rehberi Serkan Unverdi‘nin rehberliğinde hüzün ve sevincin bir arada yaşandığı ‘sılayı rahim‘ olarak değerlendirmemiz gereken ‘Kültür ve tarih‘ gezimizi 5 günde tamamlıyoruz...
Saraybosna‘nın Ilıca mevkiindeki otelimize yerleştikten sonra sonra gezimize Bilge Kral Merhum Aliya İzzetbegoviç‘in ‘Kabr-i Şerifini ziyaret ederek başlıyoruz. Kabrin etrafında pek çok eski ve yeni kabirler dikkatimizi çekiyor. Çoğunluğun ölüm tarihleri aynı 1992-1995 yıllarını mezar taşlarında okuyursunuz. Saraybosna‘nın mezarlığı buradan ibaret değil, şehir turunda görüyoruz ki, hemen her mahalle ve yamaçta Bosna savaşı şehitlerine ait mezarlar bulunuyor. Şehrin pek çok noktasında irili ufaklı şehitliklerin ve tarihî mezarlıkların mevcudiyeti bize üstad Necip Fazıl Kısakürek‘in ‘Karaca Ahmet‘ şirini hatırlatıyor.
Deryada sonsuzluğu zikretmeye ne zahmet!
Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet!
Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde;
Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar.
Söyle Karaca Ahmet, bu ne acıklı talih!
Taşlarına kapanmış, ağlıyor koca tarih!
Başçarşı
Bilge Kral‘ı ziyaretimizin ardından Saraybosna gezimize başlıyoruz. Saraybosna sokaklarındayız. Saraybosna (Sarayova) ne kadar da bizden bir şehir. İnsanlar, yüzler, yemekler tanıdık. Herkesin Türkçe konuştuğunu sanıyorsunuz, oysa Boşnakça, Hırvatça ve Sırpça konuşuyorlar. Kulağınıza ‘selam... merhaba... Haydi Allaha ısmarladık‘ kelimeleri sıkça geliyor. Başçarşıda sokak isimleri hep bizden,kuyumcular, bakıcılar, çizmeciler vb. Yazılışları farklı olsa da bizim gibi okuyorlar. Saraybosna‘da gezerken Osmanlı‘dan günümüze bir tarihte yürüyoruz sanki. Sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğu dönemi süslü yapıları arasına giriyoruz. Aralarda camiler, kiliseler, sinagoglar... Başçarşı (Bascarsija), daha çok Müslümanların bulunduğu bir yer, bizim Kapalıçarşı gibi. Bedesten (müze), dükkanlar, restoranlar, camiler var. Dükkan sahiplerinin isimleri hep Türkçe. Baharatçı dükkanın önünde vitrine bakıyorum; badem, çörekotu, karanfil, rahat lokum vb. bir çok tanıdık sözcük var. Büyük bir kilise var, geniş bir meydanı olan. Yahudi Müzesi‘nin arka sokağında. Bu meydana bakan sokakta çok güzel kafeler var. Saraybosna, savaş zamanı (1992-95) çok yara almış, bütün evler, binalar mermi-bomba izlerini taşıyor. Bir kısmı olduğu gibi duruyor (Europa Oteli gibi) bir kısmı da yenilenmiş ama hâlâ izleri duruyor. Gazi olmuş bir şehir yani.
Üç dine ait unsurları bir arada barındıran ve "Avupa‘nın Kudüs‘ü" olarak tanımlanan Saraybosna‘da adım başı bir cami, kilise ve o kadar sık olmasa da sinagoglara rastlamak mümkün. Bu cami, kilise ve sinagogların, daha doğrusu şehirdeki binaların çoğu, savaş zamanında hasar görmüş, kullanılamaz hâle gelmiş ya da yıkılmış. Günümüzde bile hasarlı veya yıkılmaya yüz tutmuş binalar mevcut. Yaralarını sarmaya çalışan halk, bazı binaları tamir edip savaşın izlerini silmeye çalışsa da, yer yer delik deşik olmuş, bir kısmı hâlen kullanılan bir kısmı da kullanılamayacak durumda olan binalar gözümüze çarpıyor
Çarşıda gezerken Cevabi kokuları geliyor burnumuza (bizim İnegöl köftesi). Çok güzel bir pidenin içine on tane köfteyi koyuyorlar, pidenin üstüne köftenin yağını gezdirip yanında soğanla servis ediyorlar. Çok lezzetli ve de çok ucuz, yanında da yogurt (ayran yani). Ve mutlaka Boşnak böreği yemeli. Börek kıymalı olursa "burek", peynirli olursa "sirnica", ıspanaklı olursa "zelvenica" oluyor adı. Bir de soğan dolması var. Yemek istiyorsanız aynen Türkçe‘de olduğu gibi "Boşnak böreği" diyorsunuz..
Boşnak kahvesi
Yemek sonrası Moraçi Han‘da "Bosnian Kafa" söylüyoruz... Bakır tepsi içinde, bakır cezvesiyle, yanında bir bardak suyla geliyor kahve. Fincanın kulpu yok ve içinde iki kesme şekerle gül lokumu var. Fincana kendiniz doldurup lokumla içiyorsunuz kahveyi.
Kahvelerimizi yudumlarken bir dostumuz kahve hakkında söylenmiş bir dörtlük okuyor:
Kahvelerim pişti gel
Köpükleri taştı gel
İyi günüm dostları
Kötü günüm bitti gel
Bosna Hersek‘in başkenti Saraybosna, dört bir yanı dağlarla çevrilmiş bir Osmanlı şehri. İgman ve Püren dağları bu şehri çevreliyor. Kış olimpiyatları da burada gerçekleştirilmiş. Meşhur kayak merkezleri var. Minyeska Nehri, Bosna‘nın ortasından geçiyor.
Saraybosna, dağlarla çevrili bir alanda kurulu Miljacka Nehri üzerinde yer alır. 350 bin nüfusa sahip Saraybosna‘nın ismi Osmanlı Devleti tarafından fethedilmeden önce Vrhbosna‘ydı. Osmanlı Devleti‘nde Bosna-Saray denmesinin yanı sıra ‘Saray Ovası‘ olarak da adlandırılan bu yüzden günümüzde bile pek çok dilde bu ifadenin kısa hali olarak Sarajevo adı kullanılmıştır. Saraybosna, tarihi boyunca uluslararası önemi olan birçok olay görmüştür. 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı‘nın başlamasına neden olarak gösterilen suikast bu kentte gerçekleşti. 70 yıl sonra 1984 Kış Olimpiyat oyunları bu kentte yapıldı. Şehir, Bosna Savaşı sırasında dünya modern savaş tarihindeki en uzun kuşatmaya maruz kalmıştır
Bosna-Hersek‘in en uzun soluklu şenliği
Ayvaz Dede Şenlikleri, her yıl on binlerce kişinin katılımıyla Bosna-Hersek‘te bu zamana kadar yapılan en uzun soluklu etkinlik olarak biliniyor. Ayvaz Dede, Sarı Saltuk gibi irşad maksadıyla Anadolu‘dan kalkıp bölgeye gelen Horasan erenlerinden. İnanışa göre, Manisa Akhisarlı bir derviş olan Ayvaz Dede, 501 yıl önce, kuraklığın yaşandığı ve bugün şenliklere ev sahipliği yapılan Donyi Vakuf kentinin Prusaç kasabasındaki dağa geldi. Halkın kıtlık çektiği, hayvanların susuzluktan telef olduğu bölgeye suyu getirmek için 40 gün 40 gece burada ibadet eden Ayvaz Dede, bir gece, uykusunda iki koçun birbiriyle çarpıştığını gördü. Boynuz sesiyle uykusundan uyanan Ayvaz Dede, bir anda karşısında yarılan dağı ve gürül gürül akan ırmağı buldu. Böylece bölge suya kavuşmuş oldu. Bu olayı duyan çok sayıda kişi de Müslüman oldu. Şenliklerin bir bakıma bu bölgedeki insanların İslamı seçişi nedeniyle de kutlandığı biliniyor. Müslümanlar kadar Hristiyanların da inandığı efsanenin kahramanı Ayvaz Dede‘nin suyu bulduğu ve mezarının yer aldığı dağın etekleri, 501 yıldır Ayvaz Dede Şenliklerine ev sahipliğini yapıyor.
Gazi Hüsrev Bey Külliyesi
Saraybosna‘da birçok Osmanlı eseri bulunuyor. 1561 yılında inşa edilen Ali Paşa Cami (Ferhadiye camii), kümbetiyle görkemli bir camidir. Hünkar camii(İmparator Cami) ve Gazi Hüsrev Bey Cami, kentin diğer önemli kültürel ve dini abidelerindendir
Saraybosna şehrinin ve Osmanlı Bosna‘sının gerçek kurucusu Gazi Hüsrev Bey‘dir. Akıncı Beylerinden Ferhat Bey ve 2. Bayazit hanın kızı Selçuk Sultan‘ının oğludur. Yani padişah torunudur. Kanuni Sultan Süleyman Han‘ın halazadesidir. Şehrin iktisadi hayatını da etrafını da zapturabt altına alan dirayetli bir yönetici.
Gazi Hüsrev Bey mahallesi, eski şehirlerin terk edilen, ara sıra lütfen uğranılan bir mahallesi değildir. Saraybosna halkı Ferhadiye caddesi ve Gazi Hüsrev Bey Külliyesi‘nden günde bir-kaç defa geçerler. Gazi Hüsrev Bey Camii selvileri, şadırvanı ile huzur dolu bir köşedir. Bosna‘da hoş bir Müslümanlık var. Namaz vakti blucinli kızlar örtünüp camiye giriyor, sonra hayata devam ediyor. Gazi Hüsrev Bey Camii namaz vaktinde zarif minaresinden hoparlör kullanılmadan, insan sesinin güzelliğiyle Müslümanları namaza çağırıyor. 460 yıldır her öğle namazından sonra imam efendinin rehberliğinde Kur‘an cüzleri okunarak hatim yapılırken, caminin diğer köşesinde de 1000‘lik tesbihi 7 kişi çekerek zikir hatmini yapıyorlar. Gazi Hüsrev Bey Camii ilk elektrik kullanılan camii. İlk tuvalette yine caminin yanındaki imaretin içerisinde ve halen kullanılmaktadır
Ferhadiye Caddesi... Saraybosna‘nın trafiğe kapalı, en uzun caddesi. Ferhadiye Caddesi... Yaşanan her şeye rağmen cıvıl cıvıl... Yaşam dolu... Rengarenk... Saraybosna‘da yaşayan insan profilini en iyi gözlemleyebileceğiniz yer...
Ferhadiye Caddesi ile Tito Caddesi‘nin kesiştiği noktada 6 Nisan 1945 yılında yakılan özgürlük ateşi halen yanmaya devam ediyor. Hitler‘in Yugoslavya işgalini sona erdirdiği gün bu ateş yakılmış. 3 farklı medeniyetin bakiyesi...
Resmi olarak 1896 yılında açılan Belediye Binası, Avusturya-Macaristan döneminde inşa edilen şahane bir mimari eserdir.
1863 ile 1868 yılları arasında Anreja Damjanovic tarafından inşa edilen Ortodoks Katedrali, Balkanlar‘da yer alan en büyük Ortodoks katedralleri arasında yer alır. Saraybosna Katedrali, Gotik ve Roma mimari tarzlarıyla inşa edilmiş diğer bir önemli mabettir. 1581‘de inşa edilen Eski Yahudi Tapınağı, Büyük Avlu denilen bir hana sahip tarihi bir sinagogdur.
Tito, Osmanlı dönemine ait eserleri yıkmamış,yok etmemiş ama etrafına yaptırdığı binalarla gizlemeye çalışmış... Avusturya-Macaristan döneminde her caminin yanına bir eğlence mekanı, cafe yapışmış.
Saraybosna adeta bir açık hava müzesi görünümünde yeşile bürünmüş, ortasından geçen Milyaçka Nehri‘yle iki kısımdan oluşuyor. Kentte 400 yılı aşkın Osmanlı döneminden kalan çok zengin tarih ve kültür mirası bulunuyor.





