Gazetecinin yıkıp yakması ötekileştirmektir

Abone Ol

BU ülkede farklılıklara tahammül kültürü bir türlü gelişemedi/geliştirilmedi. Geliştirilmedi diyorum, çünkü halkın oyları ile iktidar olamayacaklarını görenler toplumu ötekileştirerek düşman kamplara ayrıştırmak yoluyla çatışma ortamının zeminini hazırladılar. Böylece siyaset dışı güçlere meydan açmaya soyundular. Ne yazık ki bu oyunda hemen her kesimden insan rol aldı. Şartlara göre bazen üniversiteler, bazen sivil bürokratlar ve özelliklede medya öne geçti. İstenen zemin oluşup, toplum artık bu iş siyasiler eliyle düzelmiyor noktasına getirilince de asker devreye girdi ve son noktayı koydu. O güne kadar insanlar birbirini yer, mahalleler, sokak ve caddeler birer çatışma alanı iken askerin devreye girmesi ile bir anda tüm olaylar son buluverirdi. Bunun nedenleri geçmişte hemen her yönüyle el alındı, tartışıldı. Ne var ki tartışmalardan istenen sonuç alınamamış durumda. Yine özellikle dış odaklar devreye girmiş, terör örgütü eliyle ortalığı karıştırırken, ne yazık ki içeriden de bazıları bilerek bazıları da bilmeden siyasi ve ideolojik mensubiyetlerinin etkisiyle gönüllü olarak maşalık görevine soyunmuş durumdalar. Böylece iç siyaset ülkemizin bölünmesini ve parçalanmasını isteyenlerin arzusu istikametinde şekillensin isteniyor.

Bu noktaya gelinmesinde elbette 12 yılı aşkın bir süreden beri tek başına iktidarda olan AK Parti’nin hiç kusuru olmadığını söylemek mümkün değil. Uzun süre tek başına iktidarda olmanın oluşturduğu iktidar sarhoşluğuyla olsa gerek farklıklara tahammül edilemez noktaya gelindi. Milletin 12 yıl boyunca tek başına iktidar etmesiyle yetinemeyerek daha fazlasını istemeye, bunu isterken de yasaların ve anayasanın verdiği yetkiyi de aşmakta beis görülmemeye başlandı.

Ancak tüm bu yanlışlar bir takım çevrelerin ortalığı böylesine karıştırmasını, ülke kan gölüne dönmüşken hoşlarına gitmeyenlere yönelik köşelerinden tehditler savurmalarını mazur göstermez. Özellikle medyada bir köşeye sahip olanların ciddi sorumluluğu vardır. Ne siyasiler ne de medya mensupları sahip oldukları alanları birer sokak kabadayısı gibi kullanamazlar, böyle bir hakları yoktur. Aksine, sakin ortamda sergiledikleri sert tavrı karmaşanın ve acının hâkim olduğu ortamlarda birleştirici ve uzlaştırıcı şekilde yumuşatmak durumundadırlar. Çünkü Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak’ın da dikkat çektiği gibi, “Ülkemiz üzerinde çok kirli ve kanlı bir oyun oynandığı açıktır. Bu oyunun hedefi bin yıl birlikte kardeş olarak yaşayan insanları birbirine düşman ederek ‘Büyük İsrail Projesini’ uygulamaya geçirmektir.”

Bu gerçeği bilerek kardeş kavgasına karşı kardeşliği pekiştirmemiz, bunun için de hepimizin öfkesini dizginlemeye çalışması gerekiyor. Özellikle de bir kısım medyanın geçmişten gelen emniyet güçlerinin, yargının görevini üstlenme alışkanlığından kurtulması öncelikli konudur. Herkes doğru bildiğini söyleyebilmelidir. Birileri sadece kendi düşündüklerinin doğru olduğu noktasından hareketle, farklı düşünenleri hain ya da bir zamanlar olduğu gibi gerici diye nitelendirirse o zaman devreye yargısız infaz girer. Hâlbuki hainlerin(!) yakasından tutup yargıya taşıma görevi emniyet güçlerinin, gerekli kararı vermekte yargının işidir. Ama ben emniyet güçlerinin de yargının da tarafsızlığına inanmıyorum, bunun için de kararı kendim verip kendim infaz ediyorum denilirse aynı yaklaşım herkes için geçerli olur. O zaman da Allah göstermesin ülkemiz Irak, Suriye ve Yemen’e döner. Terörü bu ülkenin başına musallat eden küresel güçlerin de hedefi budur.