Gazetecilik paspasa döndü

Abone Ol

Bu ülkede gazeteciliğin asli vazifesini yapıp yapmadığı her zaman için ciddi bir sorun olagelmiştir. Her dönemde güçlüden, sermayeden, çıkar çevrelerinden yana bir tavır içinde olan medyamız, son dönemde de örneğine az rastlanacak bir “güce tapınma” örneği sergiliyor. Halkın sorunları, sıkıntıları, taleplerinin gündeme getirmek yerine, bunları göstermemek, üstünü örtmek ve iktidarın ürettiği “gerçekleri” yaymak için gayret gösteren, hatta bu uğurda açıkça yalan söyleyebilen bir medya söz konusu.

Maalesef Türk basınının büyük bir bölümü bu çizgide… 90’lı yılların o mide bulandırıcı ve operasyonel “kartel medyası” benzeri bir tutarsızlık, omurgasızlık ve yalancılık bu medyanın özeti sanki. Tek maksadı iktidarı kutsamak ve onu her şartta ve durumda savunmak, bu uğurda fitne çıkarmaktan da, bozgunculuk yapmaktan da, iftira atmaktan da çekinmeyen bir acayip garabet hali daha doğrusu…

Bunun en sakil örneğini en son yerel seçim sürecinde görmüştük. Muhalefet partilerine en aşağılık hakaretler, iftiralar, yaftalamalarda bulunan bu medya, toplumu germekten, insanları birbirine karşı kışkırtmaktan medet umacak kadar alçalabildi. Medya diye tanımlansa bile bu “oluşum”, en başta gazetecilik faaliyetini lekeliyor. Gazeteci, haberci veya medya diye nitelemek çok yanlış aslında.

Yıllardır anlatılan bir örnek vardır, ki bu örneğin İletişim Fakülteleri’nde de sıklıkla tekrar edildiği söylenir hep… Bu örnek, “Şayet bir köpek bir adamı ısırırsa haber değildir, adam köpeği ısırırsa haber olur” şeklindedir. Halbuki, “adamın köpeği ısırması” moda tabirle “flaş” veya sansasyonel veya “reytingi olan “haber olabilir, ancak “köpeğin adamı ısırması” da başlı başına bir haberdir. Tam da o noktada gazeteciliğin altın kuralı olan “soru sormak” devreye girer. Köpeğin neden adamı ısırdığı, ne zaman ısırdığı, olayın nasıl geliştiği vs gündeme gelir.

Maalesef, olayları olanca açıklığıyla görmekten ve sebep-sonuç ilişkisi kurmaktan uzaklaştırılan toplum, ille de sansasyonel, gerilimli, kavga gürültülü hakaretli bir şeyler bekliyor. Her meseleyi bir kısım medya tarafından pompalanan şekliyle “dış güçlere”, “karanlık odaklara”, “kirli ittifaklara” vs bağlıyor da, bir türlü gerçek nedenlerine inanmak istemiyor. Halbuki, ekonomi krizde olduğu için dolar yükseliyor mesela, dolar yükseldiği için ekonomi krize girmiyor. Doların yükselmesi krizin dozajını artırıyor sadece.

Sorulması gereken sorular bir türlü sorulmadığı için 2018’de yaşanan dolardaki çalkantı ve TL’de büyük devalüasyon, Trump’ın twit atmasına bağlanabiliyor. Trump madem bu kadar kudretli(!), o zaman twitlerle idare ederdi her şeyi.

Gazetecilik, soru sormak işidir ve aynı zamanda da halkı da sormaya, sorgulamaya alıştırmak işidir. Ancak bu hasleti, iktidar sahiplerinin karşısına geçip de soru sorma görünümü” altında “cevapları sorulandıranlar” yapamaz haliyle. Dünyanın her yerinde, ekonomiden sorumlu bir yetkilinin döviz kurdaki artışa dair “maaşı dolarla mı alıyorsun?” demesi, gazetecilik açısından hayrete şayan bir durumdur. Bir gazeteci, bu yanıta kayıtsız kalamaz. Aynı şekilde, “ben dolara bakmıyorum” denmesi de, gazetecilik açısından acayip bir durumdur.

Gazetecinin sermayesi veya işini yaparken kullandığı hammaddesi sorudur. Vazifesi, halkın isteklerini, sorunlarını, taleplerini dile getirmektir. Medyanın 4. güç olması, en az siyaset kurumu kadar etkili olmasındandır. Elbette ki, bu dönemde bu işlev kaybolmuş ve halk adına soru sormak yerine iktidar adına gerçekleri karartmaya dönüşmüştür.  TL’de devalüsyonu, yani değer kaybını, ekonomiden sorumlu bakanın “devrim yaptığı” şeklinde yorumlamak, gazetecilik sayılamaz. Ancak “operasyonel bir iş” sayılabilir. 28 Şubat’ın kartel medyasının işlevinden farksız bir durumdur. 

Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizi yaşanırken, işsizlik tarihin en yüksek noktasındayken, insanların geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığı artarken ve ekonomi net olarak kötü yönetilirken, medyaya her açıdan büyük malzemeler veren bu meseleleri bir gün bile konuşmamak da gazetecilik falan değildir. Ekranlarda her akşam “kafa ütüleyen”, “atanmış” birtakım kimselerin yaptığı da “cambaza bak” oyunudur sadece. 

Yalan haber yapmayı “bilimsel bir titizlikle” ve kesinlikle Goebbelsvari taktiklerle yürüten bir haber kanalının “bozuk bir TV’nin tamir edildikten sonra ekranda 12 Eylül darbe bildirisinin belirmesi” tarzındaki saçmalıkları ise, alenen ve şüphe götürmez şekilde insanlarla alay etmektir.

Gazeteciliğin bu kadar da ayaklar altına alındığı bir dönem de herhalde olmamıştır.