Gazeteciliğe İâde-i İtibar

Abone Ol

Yaklaşık 40 yıl fiilen yaptığım “gazetecilik mesleği”nin çok ehemmiyetli ve çok değerli olduğunu düşünenlerdenim. Bu mesleğin hür bir şekilde ve hakkıyla yapılması, ülkenin ve milletin menfaatinedir. Gazeteci, iktidarı alkışlama elemanı değildir. Doğru haber verir. İktidarın yaptığı icraatları yakından tâkip eder. Yanlış yapılması halinde îkaz vazifesini yapar. Gazetecilik bu yönüyle, çok ciddi bir denetim mekanizması gibidir. 

Maatteessüf, son zamanlarda gazetecilik mesleğinin her cihetten hırpalandığını, itibarına gölge düşürecek hareketler yapıldığını görmekteyiz. Bilindiği üzere gazetecilerin pek çok müktesep hakları ellerinden alındı. Bu yetmezmiş gibi, mevcut hakları da sanki “lütufmuş” gibi kullandırılmak isteniyor. Doğrusu bu durum beni son derece üzüyor. Müşahhas bir örnek vereyim: Belirli şartlara hâiz gazeteciler, sarı basın kartı almaya hak kazanır. Bu kartı uzun yıllar taşıyıp da emekli olanlar “Sürekli Basın Kartı” taşırlar. Bu kartların üzerinde “T.C. Başbakanlık BYEGM” damgası vardır. Bu kart hâmilleri toplu taşıma vasıtalarına ücretsiz binerler. Bu kendilerine tanınmış kanûnî bir haktır. Ancak gel görelim ki fiiliyatta pek çok güçlükle karşılaşırlar. Bilhassa Anadolu şehirlerinde otobüs şoförleri, bilhassa özel halk otobüsü şoförleri, “Biz bu kartı tanımayız” derler. Bu durumu Gaziantep’te çokça yaşadım. Peki, ne olacak? Büyükşehir Belediyesi tarafından vize edilen ayrı bir serbest biniş kartı alınacak. Buna da peki. Aynı durum İstanbul’da da geçerli! Ancak orada medenice bir uygulama var. Belediyenin kart tanzim merkezlerine gidiyorsunuz, basın kartınızı gösteriyorsunuz, size “ücretsiz taşıma kartı” veriyorlar. Ne var ki aynı durum Gaziantep’te geçersiz. Ya ne olacak? İlla da Büyükşehir Belediyesinin Basın Yayın Müdürü’nün imzaladığı bir dilekçe getirilecek. Bunun için dört defa belediyeye gittim, ancak sayın müdürü bulamadım. Orada can sıkıntısından birbirinin yüzüne bakıp duran on kişiye, “arkadaşlar, bakın ‘şu gün gelin!’ dediniz, o gün de geldim. İşte alın kartımı inceleyin, olmazsa size bırakayım, fotokopisini vereyim. Müdür Bey geldiğinde dilekçeyi imzalayıp size bıraksın, alayım” dedim. Yine birbirlerine baktılar. “Biz karışmayız, illa Hüseyin Bey’i göreceksiniz!” dediler. Ben de kendilerine, “Ben bir daha buraya gelmem!” dedim ve oradan ayrıldım. Bu basit bir misal! Şimdi ben kime müracaat edeyim: 12 Eylül devresinde de bana buna benzer muâmele yapıldı. Bir türlü basın kartını alamadım. Sonunda o sıralar Gazeteciler Sendikası Başkanı olan Sayın Orhan Erinç Bey’e gittim, durumu anlattım. Çuvallar dolusu evrak vermeme rağmen bir türlü kartı alamadığımı söyledim. Sağ olsun, ilgilendi, hakkımızı savundu ve kartı aldık. Gerçekte kartın üzerinde ismi bulunan Başbakanlık müessesesi ve BYEGM bizim hukukumuzu müdafaa etmeli ve bizi, şoförlere ve işgüzar belediye personeline ezdirmemeli. Basın kartının bütün Türkiye’de geçerli olduğu duyurulabilir. Anasının gözü şoförlere o kartın örneği ezberletilebilir ve “zorluk çıkarmayın!” denilebilir. Gazeteci her gittiği şehirde nasıl kart çıkartacak? Şimdi çoğu yerde para ve bilet de geçmiyor. İllâ “İstanbul kart” gibi kart çıkartacaksınız.

Bu, mesleğimizin zedelenen itibarının basit göstergelerinden biri! Eskiden gazeteciler arasında tatlı bir rekabet vardı. “Atlatma haber” yarışına girilirdi. Ancak genel uygulamalarda meslekî dayanışma vardı. Birisi gazetecilik mesleğine karşı tavır takındı mı, bütün gazeteciler toplu tepki verirdi. Şimdi maalesef bu durum kalmadı. Geçenlerde Sayın Temel Karamollaoğlu’nun basın toplantısı ertesinde olup bitenleri utançla tâkip ettim. Adam sözde gazeteci, ancak o toplantıya katılmak sanki büyük suçmuş gibi, sosyal medyada, “filan filan da katılmış” diye ihbar (!) ediyor. Öbürü, “Sen görmemişsin, fotoğrafta filanın yanında falan da var!” diye ihbar hattını genişletiyor. Vâesefâ… Tablo böyle iken ben de kalkmış gazeteciliğe “iâde-i itibar” istiyorum. Oysa her gazeteci, bilhassa iktidar mensuplarına rahat ulaşabilen gazeteci, her zaman hakkı ve doğruyu söylemeli. Haktan ve doğrudan yana olmalı. Böyle yapmadı mı, hem iktidar mensuplarına gerçek dostluk yapmamış, hem mesleğine ihanet etmiş olur.