Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Gazap; kızmak, öfkelenmek, kızgınlık, intikam alma ve cezalandırma isteği anlamlarına gelir. Nefsin hoşa gitmeyen bir şey karşısında intikam arzusuyla infiale kapılması, öfke, hışım, hiddet, düşmanlık ve saldırıya meyleden haline gazap denir. Takva sahibi olan müminler, öfkelerini yutarlar ve affedici olurlar. Öfkeyle kalkan zararla oturur. Aşırı gazap, aklın öyle bir afetidir ki, en latif varlığı bile kan içici, gaddar ve zalim bir canavara dönüştürebilir. Hiddet; akıl ve idrakin yerine heyecan, dürüstlüğün bitişi, gözlerin görmemesi, kulakların duymaması demektir. Kişi, öfkesi gereği bir şeyler yapmaya kalkarsa, makul ve meşru bir şey yapamaz. Öfke, nice kötülükleri kendinde toplamaktadır. Öfkeyi ortaya çıkaran en büyük kaynak, kibirdir. Öfke konusunda, nefsin isyanlarına öfkelenip terbiyesine çalışmak, küfür, zulüm ve fesat sergileyenlere öfkelenip İslam’ın hâkimiyeti için gayret göstermek en makul yoldur. Ölçümüz; Allah için sevmek, Allah için öfkelenip buğz etmektir. Adaletin tam olarak yerine getirilmesi için, hem öfke ve kibir gibi haksızlığa yol açabilecek duyguların etkisinden sıyrılmak, hem de acizlik ve aldırmazlık şeklindeki tutumlardan uzak durmak gerekir. Her fıtri duygu gibi, gazabın da hedefi İslam’ın gösterdiği istikamette olmalıdır. Yine tüm duygular gibi ölçülü, dengeli olmalı, ifrat ve tefritten uzaklaşılmalıdır. Gazap, fıtri bir duygu olduğundan, hiç gazaplanmayan kimse, İslam davasının ve şahsının onurunu koruyacak ve düşmanlara tepki gösterecek cihadı gerçekleştiremez. Ilımlı bir gazap duygusu, fazilet sayılır. Gazap gücünün ifratına saldırganlık, tefritine de korkaklık denilir. Müminler; kötülüklerin her çeşidine gazap ederler ve engellemek için var güçleriyle mücadele ederler. Kötülüklere öfkelenmeyen, bunlara karşı koymayan bir Müslüman, hak yoldan çıkmış olur ve Allah ona hidayet etmez.
Müminin gazabının içinde, sevgi ve şefkat vardır. Suç işleyeni yanlışından döndürmek vardır. İnkârcıların, müşrik ve münafıkların gazabının içinde, kin ve nefret vardır. Onların gazap ettiği, insanları hakka çağıran, kötülüklere engel olmaya çalışan müminlerdir.
ALLAH’IN GAZABI
Allah’ın sıfatlarından birisi de gazap sıfatıdır. Allah’ın rahmet ve gazap sıfatları, Kur’an’ın birçok ayetinde zikredilmekte ve Allah’ın gazabına uğrayarak helâk edilen bazı kavimlerden ibret için bahsedilmektedir. Bütün bunların yanında, Allah’ın rahmeti gazabından daha büyüktür. Taha 81: “Size rızık olarak verdiğimizin helalinden, temizinden, sağlıklısından, lezizinden yiyin. Bu hususta ölçüyü aşmayın, taşkınlık ve nankörlük etmeyin. Yoksa üzerinize gazabımın inmesi vacip hale gelir. Kimlerin üzerine gazabımın inmesi vacip hale gelirse, o artık mahvolmuştur.” Her mümin bu ayeti düşünerek iş tutmalı ve seçimini buna göre yapmalıdır. Mümtehine 13: “Ey inananlar, Allah’ın kendilerine gazap ettiği milletleri, inkârcı Yahudileri, müşrik Hıristiyanları ve işbirlikçi münafıkları veli ve stratejik müttefik edinmeyin, işlerinizin idaresini onlara bırakarak, onları kendinize hâkim hale getirmeyin. Onlar; kâfirlerin, kabirdekilerin dünyaya dönüşlerinden, yeniden diriltilmelerinden ümit kestikleri gibi, ahiretten, tamamıyla ümitlerini kesmişlerdir.” Bu ayet, Müslüman bir topluluğun tercih edeceği siyasi bir duruşu anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır.
GAZABA UĞRAYANLAR
Tarihte, zulüm yoluna saptıklarından, ifsatta sınır tanımaz tutumlarından dolayı, birçok fert ve kavimler Allah’ın gazabına uğramışlardır. Bunların kim olduğunu Kur’an bize haber vermektedir. a- Allah’a isyan eden Yahudiler: Bunlar; Allah’ın ayetlerini inkâr ettiler, haksız olarak peygamberleri öldürdüler. Buzağıyı put edinip tapındılar. İnsanların mallarını gasp edip, kendilerine sermaye yaptılar. Bu ve benzeri sebeplerden dolayı Allah’ın gazabına uğradılar. b- Şirk koşanlar: Bunlar, din adamlarını, liderlerini Allah ile beraber rap ve ilah edinenlerdir. c- İrtidat edenler: Bunlar; iman ettikten sonra, İslam yolundan dönüp, batıl yollara sapanlardır. d- Münafık ve müşrikler: Bunlar; Allah hakkında kötü zanda bulunan münafık erkekler ve münafık kadınlar ile Allah’a şirk koşan erkek ve kadınlardır. e- Allah hakkında tartışmaya girenler: Allah vardır, ancak bizim dünya işlerimize karışmaz diyenlerdir. f- Müminleri öldürenler: Bunlar, zalim Haccac gibi, iktidarını sürdürmek ve mal ve mülküne el koymak için haksız olarak müminleri öldürenlerdir. g- Cihattan kaçanlar: Bunlar; gördükleri kötülüklere karşı mücadele etmeyenlerdir. ğ- Yalancılar ve iftiracılar: Bunlar, çıkarlarını korumak için yalan konuşmayı meziyet sayanlar ve rakiplerine olmadık iftiraları atanlardır. Hz. Aişe’ye iftira atanlar kim ise günümüzde adil insanlara ve mümin kullara iftira atanlar da aynı grubun adamlarıdır. h- İsraf eden nankörler: Bunlar; Allah’ın emanetini ve nimetlerini israf eden nankörlerdir. i- Allah ve Resulü’ne harp açıp kendilerine eziyet edenler: Bunlar; Allah ve Resulü’ne isyan edenler, haramı helal, helali haram edenler, yürüttükleri faizci kapitalist düzenle Allah ve Resulü’ne harp açanlardır. Bunlar; Allah’ın gazap ettiği topluluklardır. Şuurlu bir Müslüman, Allah’ın gazap ettiği bir kimse olmak için değil, razı olduğu bir kul olmak için gayret eder. Fatiha sûresini okur, anlar, oradaki duasına aykırı bir tutum sergilemez.
HELAK
Helak; mahvolmak, yok olmak, yıkıma uğramaktır. İnsanı, mahvolmaktan, yok olmak ve yıkıma uğramaktan kurtaracak tek çare, İslam’dır. İslamsız saadet olmaz. İslam, fert ve toplum için korkulacak bir din ve düzen değildir. Batılıların ve İslam düşmanlarının İslam aleyhine oluşturdukları algılar, tersinden İslam’ın çok mükemmel bir düzen olduğunun bir delilidir. Onlar, İslam’ın olduğu yerde, zulüm düzenlerini yürütüp fert ve toplumu köleleştiremezler. İslam iyidir ve İslamsız olmaz. Bu kapıyı Millî Görüş= Saadet Partisi tutmuştur. Saadet Partisi’ne yönelik karalamaların temelinde bu duruş yatmaktadır. Selam hidayete tabi olanlara…