Bismillahirrahmanirrahim. Âlemleri yaratan, yaşatan, yöneten, terbiye eden Rabbimize hamd; her şeyi tanzim edici, âlemlere rahmet Peygamberimize salât ve selam olsun.
Huneyn günü, Müslümanlara yeryüzünün dar geldiği gün, çokluklarına bakarak bugün bize kimse galip gelemez dedikleri gün neye uğradıklarını anlayamadılar. Yeminliler toplandılar. Savaşı kazandılar. O gün onlar ağır bir imtihandan geçtiler. Kendilerinden sora gelecek nesillere güzel bir örnek oldular.
Enes (r.a.) anlatıyor: Huneyn savaşında, Hevazin, Gatafan ve diğer kabileler askerin geri dönüşünü önlemek için sürüleri ve çoluk çocukları ile beraber gelmişlerdi. Allah Rasulü‘nün yanında, on binlerce Ashabı ve Mekke fethinde serbest bırakılıp da harbe iştirak edenler (Tuleka) vardı. Bunlar, Allah Rasulü‘nü terk edip geri döndüler. Allah Rasulü tek başına kaldı. O sırada birbiri ardınca iki defa çağrıda bulundu. Sağına döndü: "Ey Ensar!" diye seslendi.
Ensar: "Buyur Ya Rasulullah! Seninle beraberiz,‘ dediler. O, beyaz bir katırın üzerindeydi. Katırdan indi ve: "Ben Allah‘ın kulu ve Rasulü‘yüm" buyurdu.
Müşrikler mağlup olmuş, o gün çok ganimet ele geçirilmişti. Ganimeti muhacirlerle, Mekkeli‘lerden savaşa iştirak edenler (Tuleka) arasında paylaştırdı. Ensar‘a bir şey vermedi.
Ebû Said el-Hudrî anlatıyor: Allah Rasulü, Huneyn savaşında aldığı ganimetleri, müellefe-i kulub (gönülleri İslâm‘a ısındırılmak istenenler) ve diğer Araplar arasında paylaştırdı. Ensar‘a az veya çok hiçbir şey düşmedi. Ensar‘dan bir kabile gücendi.
Hatta içlerinden birisi: "Andolsun ki, Allah Rasulü kavmine kavuştu artık geri dönmez" dedi.
Ensar namına Sa‘d b. Ubade, Rasulullah‘a gelip: Ey Allah Rasulü, Ensar‘dan şu kabile, sana gücendi,‘ dedi. O: "Hangi hususta," buyurdu.
Sa‘d b. Ubade: "Şu ganimetleri paylaştırman hususunda. Onları kavmine ve diğer Araplar‘a dağıttın, onlara bir pay ayırmadın."
Allah Rasulü: "Ey Sa‘d, senin bu husustaki kanaatin ne?" diye sordu. O: Ben de, kavmimden bir ferdim, diye cevap verdi.
Rasulullah: "Kavmini şu çitin içinde topla. Toplandıklarını da bana bildir," buyurdu.
Sa‘d onlara seslendi. Orada toplandılar. Muhacirlerden de bir grup gelip, toplantıya katılmak istediler. Kendilerine müsaade edildi. Bir diğer gruba müsaade edilmedi. Ensar‘dan hiçbir kimse dışarıda kalmamıştı. Hz. Peygamber geldi ve şöyle buyurdu: "Ey Ensar topluluğu! Siz dalalette iken ben size gelmedim mi? Benim vasıtamla Allah sizi hidayete erdirmedi mi? Sizler muhtaç iken Allah sizi zengin kılmadı mı? Birbirlerinizin düşmanı iken Allah gönüllerinizi birbirinize ısındırmadı mı?‘
Ensar: Evet, Ya Rasulullah, dediler.
Allah Rasulü: "Ey Ensar, bana cevap vermeyecek misiniz?"
Ensar: Ey Allah Rasulü, ne diyelim, nasıl cevap verelim? Minnet ve lütuf Allah ve Rasulü‘ne aittir,‘ dediler.
Allah Rasulü ise: Andolsun ki, isteseydiniz; herkes yalanlarken biz seni tasdik ettik, kovulmuş olarak yanımıza geldin, seni bağrımıza bastık, yoksul olarak geldin sana yardım ettik. Korkarak geldin seni emniyete kavuşturduk, arkasızdın sana yardım ettik, derdiniz" buyurdu.
Ensar: "Lütuf ve Kerem Allah‘a aittir." dediler.
Allah Rasulü: "Ey Ensar, çok basit bir miktar dünyalık yüzünden mi gücendiniz? Ben, bunlarla, Müslüman olan bir kavmi İslâm‘a ısındırdım. Size de, Allah‘ın İslâm nimetinden ayırdığı payı yeterli gördüm. Ey Ensar, buna memnun olmadınız mı? Herkes evine, davar ve deve götürüyor. Siz ise, Allah‘ın Rasulü‘nü götürüyorsunuz. Andolsun ki, bütün insanlar bir tarafa, Ensar da bir tarafa gitse, Ensar‘ın gittiği tarafa giderdim. Eğer, hicret etmemiş olsaydım. Ensar‘dan biri olmak isterdim. Allah‘ım, Ensar‘a, Ensar‘ın çocuklarına, çocuklarının çocuklarına merhamet et," buyurdu.
Saib b. Yezid anlatıyor: Allah Rasulü, Huneyn‘de, Hevazin‘den aldığı ganimetleri taksim etti, hem de çok güzel taksim etti. Kureyş‘den bir gruba ve bir başka cemaate fazlasıyla verdi. Ensar buna gücendi. Hz Peygamber, bunu duyunca, onların konakladıkları yere geldi.
Sonra: "Ensar‘dan burada olanlar, kendi yüklerinin yanına gitsin," buyurdu.
Şahadet getirdi, Allah‘a hamdü sena etti ve: "Ey Ensar! Allah size iman nimetini lütfetmedi mi? Sizi en şerefli bir kavim yapmadı mı? Size en güzel bir isim, Allah‘ın ve Rasulü‘nün yardımcıları ismini vermedi mi? Eğer hicret olmasaydı, Ensar‘dan biri olmak isterdim. Bütün insanlar bir tarafa, siz de başka bir tarafa gitseydiniz, mutlaka sizin gittiğiniz tarafa giderdim. Siz, başkalarının evlerine, davar ve deve götürmesine mukabil, Allah‘ın Rasulü‘nü götürmenizden hoşnut değil misiniz?" buyurdu.
Ensar, Hz. Peygamber‘in bu sözlerini işitince: "Razıyız" dediler.
Allah Rasulü: O halde söylediklerime cevap verin,‘ buyurdu.
Onlar: "Ya Rasulüllah! Biz karanlıkta idik. Allah senin vasıtanla bizi kurtardı. Sapıktık, seninle bizi hidayete erdirdi. Rab olarak Allah‘tan, din olarak İslâm‘dan, peygamber olarak Hz. Muhammed (s.a.v)‘den hoşnuduz. Ey Allah‘ın Rasulü, en geniş sınırlar içindesin, istediğini yap," dediler.
Allah Rasulü: Keşke bu sözlerin dışında bir takım sözlerle cevap verseydiniz; o zaman doğru söylediniz, derdim. Kovulmuş olarak geldin, seni bağrımıza bastık. Yalanlandın, seni tasdik ettik. Arkasız kaldın, sana yardım ettik. Başkalarının reddettiği şeyleri, biz kabul ettik, deseydiniz, o zaman doğru söylemiş olurdunuz,‘ buyurdu.
Ensar: Lütuf ve minnet ancak, Allah‘ın ve Rasulü‘nündür. Rasulü‘nün lütuf ve keremi herkesedir,‘ dediler. Ağladılar. Hem de çok ağladılar. Hz. Peygamber de onlarla beraber ağladı.