Galibiyet ve Zafer

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Galibiyet; üstün gelmek, yenmek, muzaffer olmak, hâkim ve malik olmaktır. Bu kavram, daha çok dış düşmanlara karşı kullanılsa da, aynı zamanda insanın kötü arzularına karşı üstün gelmesine de galebe denir. Mağlubiyet; yenilmek ve boyun eğmektir. Bir kimse; aklını nefsinin emrine verirse, vahye uygun olmayan arzularına boyun eğerse yenilir ve yok olur. Yüce Allah, peygamber olarak görevlendirdiği kullarına, mutlaka onlara yardım edileceğine ve Allah’ın ordusunun galip geleceğine kesin söz vermiştir. Allah’ın ordusu; Kur’an ve sünnete uyan, Kur’an Nizamını hayata ikame etmek için mücadele ederler samimi müminlerden oluşur. Allah; yolunda cihat eden böyle bir orduya yardım ve zafer vaat etmiştir. Samimi ve sadık müminler, Allah’ın yardımıyla dünyada zafere ulaşacak, ahirette de cennete gireceklerdir. Kur’an’da bildirilen esaslar, öğütler, müminler topluluğunu kötü ahlaktan kurtarır, yüceltir, salih, birbirine tutkun tek bir ümmet yapar. Birbirini seven sadık müminlerden oluşan ümmet dünyada ve ahirette başarılı olur. Ancak, zafere ulaşmanın temel şartı, İslam’ın hem şekline hem de ruhuna sarılmaktır. Şekle saplanıp İslam’ın ruhundan uzaklaşan, nefsaniyet içinde yüzen bir kadro, kendilerini salihlerden saysalar bile zafere ulaşamaz. İslam’ın ruhu, Allah yolunda madden ve manen cihat etmektir. Yeryüzünde hakkı savunan, fakat tembel, arzularının peşinde koşan hiçbir topluluk egemen olmamış, ancak fikir üreten, çalışan, dirayetli, iyi ahlâk sahibi adil topluluklar iktidar olmuştur. Hakkını vererek cihat edenler zafere ulaşmışlardır.  Çalışanın zafere ulaşması, Allah’ın yasasıdır. Kur’an’da galibiyet kavramına yakın; izzet, tevfik, zafer, nusret, felâh gibi kavramlar vardır. Bu kavramları bilmek faydalı olur.

İZZET

İzzet; yenilmeye engel olan şeydir ve üstünlük, şeref ve haysiyet, kuvvet ve güç sahibi olmayı ifade eder. İzzet; kişinin şerefinin yüceliğini ve değerini anlatır. Onu zillete, alçaklığa, şerefsizliğe düşmekten alıkoyan bütün üstünlükler, yücelikler ve sahip olunan imkânlardır. Aziz ise; her türlü üstünlüğü, galibiyeti, güçlü olmayı ve en üstün şerefi ifade eder. Bu sıfat Kur’an’da genel olarak Allah hakkında kullanılmaktadır. Aziz, yani en üstün, en yüce ve mutlak izzet sahibi yalnızca Allah’tır. Peygamber ve müminler de Allah’ın emrine itaat ettikleri için O’nun yanında üstünlük ve şeref kazanırlar. Din ve düzen olarak İslam’ı yaşadıkları için de izzet sahibi olma imkânına kavuşurlar. Münafikun 8: “İzzet Allah’ındır, Resulünündür ve müminlerindir.” İslam, insan fıtratına aykırı, insanın değerini düşürecek bütün hatalı davranışları yasaklamıştır. Bu hatalı davranışlardan sakınanlar izzet, şeref ve haysiyet sahibi olurlar.

TEVFİK

Tevfik; Allah’ın, kulun yararına olan şeyi yapmayı dilemesi ve kulu; beğeneceği, razı olacağı şeyleri sevip dilemeye ve yapmaya muktedir kılması, beğenmediği, gazap ettiği fiillerden ikrah ettirmesidir. Bu sevdirme ve nefret ettirme eylemi, Allah’ın işidir. Hucurat 7: “…Fakat Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde süsledi ve inkârı, fıskı ve isyanı size çirkin gösterdi. İşte onlar doğru yolda olanlardır.” Vifak; iki şey arasında uygunluk demektir. Cehennem; inkârcılar, müşrik ve münafıklar için vifak’tır. Nebe 26: “Dünyada yaptıkları işlere uygun bir ‘vifak’ ceza olarak.” İttifak; yapılan işlerin, kadere uygun düşmesidir ki, işte bu, başarıdır. İttifak; hem iyi, hem kötü işlerde başarıyı belirtmek için kullanılmakla beraber, tevfik, sadece iyi işlerde başarılı olmayı belirtir. Hud 88: “…Başarım ancak Allah'ın yardımı iledir. Ben O’na güvendim ve O’na gönülden yönelirim.” Başarıya ulaştıracak ancak Allah’tır.

ZAFER

Zafer; başarmak, galip gelmek demektir. Fetih 24: “Onlara karşı size zafer verdikten sonra, Mekke yakınında onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan çeken Allah’tır…” Allah ayrıca “Attığın zaman sen atmadın, fakat Allah attı!” buyuruyor. Hakkı savunanlar ile batılı yol edineler arasında bir tezat paralelliği vardır. Hakkı savunanlar, Allah’a güvenirken, batılı yol edinenler kendi gücüne güvenirler. Birinin yardımcısı Allah, ötekinin teşvikçisi şeytan oluyor. Melekler müminlerin yanından ayrılmazken, dostlarını kışkırtıp savaşa süren şeytan, onları kritik anda yalnız bırakıp kaçıyor ve yaptıkları işten de uzak duruyor. Allah için güç olan bir şey yoktur.

NUSRET

Nusret; yardım etmek, zafere ulaştırmak veya ulaşmak, kurtarmak anlamına gelir. Hz. İsa, Allah yolunda kendisine yardımcılar aramış, havarileri ona yardımcı olacaklarına söz vermiş, yani biat etmişlerdir. Müminlere, ahiret ve dünya ödüllerine erebilmek için Allah’a inanmaları ve Allah yolunda malla, canla savaşmaları emredilmiştir. Nusret; birine yardım edip onu düşmana üstün getirmek, zafere ulaştırmaktır. Allah’ın kullarına yardımı açıktır. Ancak; Allah, kendisine yardım edene yardım eder. Müminlere yardım etmek, Allah’ın şanındandır. Bu yüzden, sayıca az nice mümin topluluklar, sayıca fazla topluluklara Allah’ın yardımıyla galip gelmiştir.

FELAH

Sözlükte felah; yarmak, arzu edilen şeyleri elde etmek, istenmeyen şeylerden kurtulmak, gayeye ulaşmak, hayır, nimet, refah ve saadet içinde bulunmak anlamındadır. Bir terim olarak felah; kişinin İslam’ca belirlenmiş sorumluluklarını ve ahlaki yükümlülüklerini yerine getirmesinin sonucunda dünyada elde edeceği başarı ve mutlulukla, ahirette ulaşacağı ebedi kurtuluş ve saadeti ifade eder. Felah; önündeki engeli yarıp, kendini kurtarmak ve istediğine ermek, yani zafer bulmaya denir. Para, kadın, makam, şöhret gibi engelleri aşanlar, dünyada devlete; ahirette cennete ulaşırlar. Ezanda geçen ‘hayye alel felah’ ifadesindeki felah, kurtuluşa yönelmek anlamındadır. Gerçekten müminler felaha ermiştir; Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler, boş ve faydasız şeylerden yüz çevirirler, zekâtı verirler, iffetlerini korurlar, emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler. Milli Görüş, böyle olabilmektir. Selam hidayete tabi olanlara…