Stres dolu günler yaşıyoruz!
Cümle âlem büyük bir gerilim içinde!
Güne bir “moral bozan” haberle başlıyor ve yine günü “başka bir moral bozukluğu” ile kapatıyoruz.
Bizim “birbirlerinin rakipleri” olarak görmek istediğimiz siyasiler “birbirlerini düşman gibi görüyor” ve en acımasız eleştirilerle birbirlerine hitap ediyorlar.
Yani ülke siyasetinde müthiş bir hesaplaşma dönemi yaşanıyor.
Suçlamalar!
Gözaltılar!
Ve tutuklamalar!
Artık sonlanması umulan bu gerilimli günlerin “heybedeki büyük turpların daha ortalığa dökülmediği” yolundaki haberlerle daha uzun süre devam edeceği anlaşılıyor.
Niye böyle oluyor?
Bu gerilimli, bu stresli günlerin sorumlusu kim?
Galiba sorumluyu bulduk!
Sanırız bu gerilimli, bu sıkıntılı günlerin sorumlusu doğrudan doğruya tartışmanın tüm tarafları!
Geldiğimiz noktada Mevlana’ya kulak vermek istiyoruz.
Mevlana Hazretleri, yanılmıyorsak İmam-ı Şafi’den yaptığı alıntı ile şöyle demiyor mu?
“Kula bela gelmez
Hak yazmadıkça
Hak bela yazmaz
Kul azmadıkça!”
Bu satılar bize çok şey söylüyor.
Yaşadığımız stresli ve gerilimli günlerin temelinde ne olduğunu açıkça gösteriyor.
Bizler kendimizi düzeltmedikçe hakkımızda verilen hükmün değişmeyeceğini bilmeliyiz.
Kendimizi düzeltmek yani değiştirmek mecburiyetindeyiz.
Elbette hepimiz ülke siyaseti ile ilgilenmeli ve yerimizi almalıyız ama bizim gibi düşünmeyenleri düşman olarak görmekten artık vazgeçmeliyiz.
Dün kendileri gibi düşünmeyenleri düşman olarak görüp onlara hayatı zehir edenler bugün aynı muamele ile karşı karşıyalar.
Bugün de onlar düşman gibi gösteriliyorlar.
Ancak bu yöntem bir çıkmaz sokaktan başka bir şey değil!
Çıkmaz sokakta sürekli olarak çıkış yolu arayıp durmanın mantıklı bir yanı var mı?
Mevlana’ya kulak vermek en güzeli olsa gerek!