Cayır cayır yanan yahut birileri tarafından yakılan
yaktırılan o binada bendeniz yedi yaşımdan on iki yaşıma kadar yatılı olarak
beş sene okudum. 1945’te ilkokulu orada bitirip Galatasaray mektebinin
Beyoğlu’ndaki ortaokul ve lise kısmına geçtim.
Ortaköy’deki binanın zemini ahşap idi ve bu fakir orada
okurken soba ile ısıtılırdı ama hiç yangın çıkmamıştı. Aradan yetmiş yıla yakın bir zaman geçti,
binanın içi modernleştirildi, kalorifer yapıldı, yangına karşı bütün tedbirler
alındı ve birkaç gün önce o canım tarihî bina birdenbire anlaşılmaz şekilde
yanıp yakılıverdi. Olacak iş midir bu
Cağaloğlu’ndaki tarihî Millî Eğitim Müdürlüğü gibi
yanıverdi, yakılıverdi. Vakıfların kıymetli eşya deposu işini gören tarihî
Yenikapı Mevlevihanesi gibi yanıverdi.
Tarihî köşkler gibi yakılıverdi.
Yanıverdi veya yakılıverdi.
Hırsızlar önce Vakıfların deposunu soymuşlar ve sonra binayı
yakmışlardı. Neler çalınmıştı, geriye ne kalmıştı, ne eşyanın ne de kayıtların
izi kaldı.
Yenikapı Mevlevihanesi yangının dosyası ne olmuştu
Kapatılmıştı.
Kar izleri kapatır.
Yangın külleri delilleri kapatır.
Galatasaray Üniversitesi kütüphanesinde çok kıymetli
kitaplar vardı. Prof. İlber Ortaylı ve Prof. Erdoğan Teziç beyler oraya
binlerce değerli kitap bağışlamıştı. Bunlara ne oldu Ya yandılar, yahut yangın
söndürülürken ıslanıp mahv oldular.
Yanan Maarif Müdürlüğü ve Galatasaray Üniversitesi binaları
ne olacak Sakın birileri yerlerine otel yapmak istemesin.
Eskiden zemini ahşap iken ve soba ile ısıtılırken yanmayan o
bina bugün bütün tedbirlere rağmen niçin yanıverdi. Basit ve mâsum bir elektrik
kontağından mı çıktı alevler Acaba…
Yanan binanın duvarlarında, tavanlarında resimler vardı…
Yıllar boyunca rıhtımdaki parmaklıklara alnımı dayamış, Boğaziçini seyr
etmiştim. Karşıda Boğazın ortasında İkinci Dünya Savaşı münabesetiyle bloke
edilmiş iki Romen yolcu gemisi duruyordu. Besarabya ve Transilvanya.
Bitişikteki Denizcilik mektebinin önüne Sultan Abdülhamidin Söğütlü yatı ile
Hamid Naci isimli mektep gemisi bağlıydı. O yıllarda iki ucu kalkık eski sandallarla balıkçılar Boğazda ağ ile
balık tutardı. Ne çok balık çıkardı. Ağları sandallara zor çekerler, para
etmeyen balıkları denize geri atarlardı.
İhtiyar bir adam vardı. Sık aralıklarla küçük sandalıyla
Boğaz sahilini dolaşır, deniz dibinden üç beş kuruş edecek madenî eşya toplardı. Bir kovanın dibini çıkartmış, cam
takmıştı, onu denize koyardı, dip rahat ve düzgün şekilde görülürdü ve o
elindeki çubukla madenî eşyaları toplardı.
Bir kış günü kar yağmış, soğuk olmuştu. Balıklar baygın
vaziyette karınlarının beyazı görünecek şekilde su üzerine çıkmışlardı. Okulun
ahçı yamakları, hademeleri elle, kepçe ile balık toplamışlar ve birkaç gün
talebeye balık ziyafeti çekilmişti.
Boğazdan sık sık yunus sürüleri geçer, vapurlarla yarış
ederlerdi.
O tarihlerde miydi ne, Boğazda bir de fok balığı yaşıyordu
diye duymuştum.
1940 birinci sınıf hocamız Hafız Nuri bey…1941 Hafız Ahmed
bey… Üçüncü sınıf hocamız Hidayet bey… Dördüncü ve beşinci sınıf hocamız futbol
hakemi Selami bey… Matmazel Lameda… Müdür Saffet Rona, başmuavin Faik beyler… Müstahdemden Yahya efendi…
Padişahlık devrinden kalma yaşlı Çerkez teyze… Öğrencilere bakan Suad hanım…
Merhume Hamdune teyzem cumartesi günü beni almaya gelir, bir
gece onun yanında kalırdım. Teyzemin üzerimde çok hakkı vardır, unutamam.
İkinci sınıfta okurken bir dargınlık yüzünden, bütün sene
cumartesi pazarlar dahil okulda hapis kalmıştım.
Okulda bazı geceler sinema oynatılırdı. Film sık sık
kopardı. Lorel Hardi filmlerini çok sever ve gülerdik. Yaramaz öğrenciler bir
sınıfa kapatılır, filmden mahrum edilirdi.
Eski arkadaşlarım… Bursalı Memduh Gökçen… Turgay Şeren… Cengiz…
Harp yıllarıydı, ekmek vesika ileydi. Bir sabah kahvaltıya inmiştik, şeker
bulunamadığı için çay fincanlarımızın
yanına küçük beyaz tabaklar içine birkaç
kuru üzüm koymuşlardı.
Yangın yakacağını yaktı ama benim hatıralarımı yakamadı.
Kitaplara, duvarlardaki resimlere çok acıdım…
“İkinci yazı”
Mardin Üniversitesi’ne Yezidî Tapınağı Yapılacakmış
Mardin Üniversitesi’nde bir cami, bir Süryani Kilisesi, bir
de Yezidî ibadet yeri inşa edilecekmiş. İslam tarihinde, sanırım, Yezidî mabedi
inşa ettiren ilk devlet Türkiye Cumhuriyeti olacaktır.
Antalya’da bir parkta bir cami, bir kilise, bir sinagog inşa
edildi.
İçinde Hıristiyan yaşamayan nice şehrimizde eski kilise
harabeleri tamir edilip ibadete açılıyor.
Bütün bunlar Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü plan ve
programına göre yapılmaktadır. Öyle rasgele hesapsız kitapsız yapılan işlerden
değildir.
Anadolu coğrafyasında şu dinlerin ve ideolojileri gözü
vardır, toprak istiyorlar.
Birinciler Haçlılardır. Hıristiyanlığın ilk çağlarında
Anadolu bir Haçlı ülkesiydi sonra Allah o emaneti onlardan aldı, Müslümanlara
verdi. Şimdi Hıristiyanlar geri almak istiyor.
İkinciler Büyük Ermenistan hayalini kuranlardır.
Türkiye’den, bugünkü Ermenistan’ın dört beş misli toprak istiyorlar. Erzurum,
Van, Bingöl, Bitlis onlara göre Ermeni topraklarıdır.
Üçüncüsü Megali İdea’cı Elen milliyetçileri ve
emperyalistleridir, onlar öncelikle Samsun’dan Hopa’ya kadar Pontus istiyorlar.
İyonya’da, Batı Anadolu’da hâlâ gözleri vardır.
Bütün bunlara karşı Anadolu Müslümanları ne yapıyor Bu
topraklar ilelebet Kıyamet’e kadar bizimdir, bizim olacaktır diyor.
Sanırım bütün taraflar Tevrat’ta, İncil’de ve Kuran’da
bildirilen şu temel gerçeği göz önüne almıyorlar:
Mülk Allah’ındır… Dilediğine verir… Dilediğinden geri alır…
Dilediğini aziz kılar, dilediğini zelil… İnsanlar ve toplumlar mülkün gerçek
sahibi değildir, emanetçisidir.
Allah bir ara Orta Avrupa’ya kadar uzanan ve şimdi üzerinde
sayısız devlet bulunan Rumeli’yi Müslüman Osmanlılar’a emanet olarak vermişti,
sonra bu emaneti ellerinden aldı.
Mardin Üniversitesi’nde külliyetli miktarda
Süryani-Hristiyan öğrenci okuyorsa onlar için bir kilise yapılmasında sakınca
var mıdır Bugünkü şartlar altında büyük sakınca vardır. Laik rejim
Müslümanların din ve eğitim haklarını son derece kısıtlamıştır. Medreseler
kapalıdır, tasavvuf tarikatleri kapalıdır, Müslüman çoğunluk cuma günü hafta
tatili yapamamaktadır, başları örtülü bir kısım kadın ve kızlara
zulmedilmektedir… Önce çoğunluğun haklarını vereceksin, sonra gerekiyorsa
Mardin Üniversitesi Kampüsü’nde kilise yapılabilir. Lakin Müslümanların hakları
tanınmadan ve verilmeden kilise yapılması eşitliğe aykırıdır.
Bazıları Avrupa ülkelerinde cami yapılıyor da, Türkiye’de
niçin kilise yapılamasın diyor. Böyle düşünenler mantıksızdır. Mütekabiliyet
kuralını hesaba katmıyorlar. İngiltere, İsveç, Norveç, Avusturya gibi demokrat,
insan haklarına saygılı ve bağlı ülkelerde çok geniş bir din hürriyeti vardır.
Müslümanlarda bundan yararlanıyor. Türkiye’de Müslümanlara İngiltere veya
Norveç’te olduğu kadar/gibi din hürriyeti verilmeden, her yerde pıtrak gibi
kilise yapılması eşitlik ilkesine ve mütekabiliyet (karşılıklı olmak) esasına
aykırıdır ve zulümdür.
24.01.2013