Kilis’te bir süre görev yaptım. Oranın güzel dualarından birisi şöyledir: “Ey Rabbim! Bizi gafillerden eyleme.” Gaflette olan, farkında olmayan kişiler için gafil deniliyor. Farkında olmamak, dalgın olmak, cahil olmak, yetersiz olmak, hissetmemek, duymamak, görmemek, düşünememekle çok yakından ilişkili bir durumdur gaflet. “Falan kişi Allah’tan gafildir” denilir. Allah’tan gafil olan kişi veya toplumlar çok kolay hata yapar, günah işler. Kul hakkına girer, dostunu düşmanını karıştırır, hiyanet içinde olanlarla bilmeden de olsa beraber olur. Gafil insanın basireti körelmiştir, niyeti iyi bile olsa, rotasında, hedefinde, çalışmalarında, arkadaş ve çevresinde... Sıkıntıların olması kuvvetle muhtemeldir. Gafil insan, ibadetlerinden bile zevk almaz, ne yaptığının farkında değildir. Gafil insan, ölümü de düşünmez, yapacağı işin doğruluğunu ve yanlışlığını fark edemez, işin nereye varacağını idrak etmez. Uyanık değildir, şuurlu ve ferasetli hiç değildir. Onun için yüce Allah (cc) ilk önce, Habibi’ne (sav) OKU dedi, toplumun bu derin gafletini gör, bu gaflete son ver dedi.
Cahiliye Arap toplumunun ortamı çok kötü, cahiliye âdetleri her tarafı kasıp kavuruyor, cehalet almış başını gidiyor, kadın değersiz, kız çocukları diri diri toprağa gömülüyor, Allah’a ortaklar koşuluyordu. Putperestlik hakim, kölelik hakim, bir nevi kast sistemi hakim, içki, kumar, zina, fuhuş, faiz, kan davaları... normal işler haline gelmişti. Cahiliye Arap toplumunda. Allah’tan gafil bir şekilde, cahilce, serserice bir hayat devam ederken yüce Allah (cc), “oku” dedi. İşte deminden beri saymaya çalıştığım kötülükleri, çarpıklıkları oku, gör ve düzelt. Yoldan çıkmış, sapıtmış bu toplumun yaptıklarını gör ve talimatlarımı tebliğ et. Ayrıca Rabbinin büyüklüğünü, azametini, kainatın mükemmelliğini de gör, kendini tanı, ne kadar mükemmel yaratıldığını bil, bir nevi kainatın nüvesi, çekirdeği hükmünde olduğunu unutma. Buna rağmen insanların acziyetini, dalgınlığını ve gafletini de oku, idrak et ve uyar. “Kendisini tanıyan kişi, Rabbini de tanır” derler sufiler, Allah dostları. Yüce Mevla (Celle ve Âlâ) insanı “Eşref-i Mahluk” olarak yaratmasına, değer verip her şeyi ona musahhar kılmasına ve pek çok nimeti emrine vermesine rağmen gafletinden veya ihanetinden dolayı nankörlük etmektedir, “küfranı nimet” dediğimiz Rabbinin bahşettiği nimetlerini gizlemekte veya görememektedir. Birisi ihanet diğeri de gaflettir. Her iki durumda da insan büyük günah yapmakta, Rabbine karşı cürüm işlemektedir. İşte bu gafil veya hain olan bu insanları uyandır bu uykudan, sırat-ı müstakime davet et. “Ey örtüsüne bürünen, kalk ve uyar...” emri başta Resulullah’a ve daha sonra O’na tabi olan herkesedir.
Peki gafletin nedeni ve çözümü nedir? Gaflet, ebeveynin çocuklarına helal ve harama dikkat etmesi ya da etmemesi ile yakın bir ilgisi vardır. Rızkın haram olması, diğer bir ifadeyle haram lokmalar, kalbi karartır, gönül aydınlığını bitirir. Bizim bölgenin (Doğu ve Güneydoğu) en büyük âlimi diye bilinen Allame Molla Halil El Isırdi, bu konuda “Nehcül Enam” adlı manzum eserinde şöyle diyor: “Eğer senin vücudundaki etin, haram lokmalardan oluşmuşsa, duaların artık kabul olmaz.” Onun için biz de önce beslenme diyoruz. Bizim ecdat buna çok dikkat ederdi. Komşu bahçenin ağaçlarından düşen meyvelerden tutun, hayvanlarının otlanmasına kadar... Büyük hassasiyet gösterirlerdi. Şüpheli gıdalardan bile kaçınırlardı. Çocuklarının boğazından haram lokma geçirmemeye çalışırlardı. Ayrıca helal gıda bile olsa, gereğinden fazla yemek, fazla obur olmak da gaflet nedeni olabilir. Buna da dikkat edilirdi. “Can boğazdan geçer” diye bu konuda kitaplar bile yazılmıştır. Bu durum, gafletin en önemli nedenlerinden birisidir.
Ayrıca çok konuşmak, boş konuşmak, kırıcı ve incitici sözler sarf etmek, gıybet ve dedikodu da insanın gönlünü, kalbini karartır ve gaflete düşürür. Cenab-ı Hak, gıybet konusunda şöyle buyurmaktadır: “Ölü kardeşinin etini mi yersin?” Korkunç bir şey olan gıybet, ne kadar da yaygın bir hal almıştır maalesef. Gıybet, “kebair” dediğimiz büyük günahlardandır. Manevi felaketlerin çok önemli bir kısmı, dilin afetlerinden meydana gelmektedir. Yalan, iftira gibi çok büyük günahlar da yine dilin felaketleri sonucu ortaya çıkmaktadır. Yalan ve iftira bazen büyük olaylara, ölümlere, hatta kan davalarına kadar uzamaktadır. Eski kitaplarımızda ve hadis-i şeriflerde dilin getirdiği felaketler uzun uzun anlatılır. “Ya hakkı söyle veya sus” hadis-i şerifi bu konuyu güzel özetlemektedir. Ağızdan çıkan söz, yaydan çıkan ok gibidir, onu geri getirmek mümkün değildir. Onun için, üç düşün bir konuş derler. Ağızdan çıkan sözün esiri olursun yoksa.
Çok yemek, çok uyumak da aynı şekilde insanın manevi hayatına zarar verir, gafil eder. Besmele ile yemeğe başlamak, hamd ve şükür ile tam doymadan kalkmak, müsbet anlamda çok katkı sunar. Yemeği bile gafletle yememek gerekir. Acıkmadan yemeğe oturmamak, tam doymadan yemekten kalkmak, Allah’ın adıyla yemeğe başlamak, O’na şükrederek , hamd ederek yemeğini sonlandırmak, Allah’ın nimetlerini idrak etmek... Gafil olmayan müminlerin davranışlarıdır. Uyku uykuyu çeker derler. Bu yüzden uykuya teslim olmamak, ihtiyaç kadar uyumak, uykunun en tatlı zamanında kalkıp gece namazı dediğimiz “teheccüt” kılmak çok faydalıdır, gafletten kurtarır. Düzensiz ve çok uyumak gaflet getirir.
Gözün harama bakması, “nazar” diye ifade edilen bu durum, kalbe inen zehirli ve siyah oklar gibidir. Israrı halinde bütün kalp kararır. Bu yüzden eskiler: Tedbir amaçlı olarak; “nazar ber kadem” demişler, yani yürürken ayaklarınıza, önünüze bakarak yürüyün demişlerdir. Gerçek mutasavvıflar, züht ve takva sahibi insanlar, bu konuyu da diğer konular gibi çok önemsemişler. Nazar büyük gaflet getirir. Ya da şöyle söyleyelim: Gafil olan kişi nazar yapar. Nazar da insanı daha büyük günahlara hatta zinaya kadar götürebilir. İnanmış kişinin her hareketi bilinçli ve kurallara uygun olmalı ve çok önemsenmelidir. Aksi takdirde günah işlemek sıradanlaşır, gafletin boyutu artar. Neuzu billah.
Çok gülmek, kahkaha atmak, kalbin katılığını ve gafletini artırır. Düşünmek, üzülmek, mazlumlarla hemhal olmak, samimi gözyaşları dökmek insanı nazikleştirir, hassaslaştırır, merhametini ve şefkatini artırır, gaflete düşmesini önler. Bu yüzden düşünceli olmak, tefekkürü hayatına yerleştirmek, mazlum coğrafyaları düşünmek, yetimleri, kimsesizleri unutmamak, hastaneleri ve kabristanları gezmek çok faydalı davranışlardır. Bizi çok güldürecek güzel olaylar maalesef yok denilecek kadardır. Tebessüm güzeldir ancak kahkaha ile gülmek kalbi karartır, kişiyi gaflete sokar.
Çevre ve arkadaş faktörü de çok önemli. Cenab-ı Hakk’ın “Sadıklarla beraber olunuz” emrinin sırrı burada yatar. İyi ve sadık insanlar, ayakta kalmamıza yardımcı olur, gaflete ve hatta ihanete düşme ihtimaline karşı kolumuza girerler, düşmemizi önlerler, doğru istikamet konusunda yardımcı olurlar. Onun için gerçek âlim ve mürşitleri bulmak ve onlarla olmak büyük bir şanstır. Nefis, şeytan ve kötü arkadaş en büyük felakettir. Esansçıya gidersen esans kokarsın, körükçüye gidersen duman kokarsın demişler. Salih insanlarla kalkıp oturmak salih olmayı getirebilir, fasıklarla kalkıp oturmak da fasıklığı getirebilir, gaflete düşürür, sonu felaket olabilir.
Son olarak diyoruz ki; değerli kardeşim, can yoldaşım, yollar ve oluklar çift. Mevlam her şeyi çift olarak yaratmış. İyi güzel, adalet zulüm, hak batıl, faydalı zararlı, cömert cimri, zengin fakir... gibi. Üstadım N.Fazıl Kısakürek, bu konuyu anlatırken: “Oluklar çift, birinden nur akar diğerinden kir” demiştir. Karun olmak da mümkün, Harun olmak da, Firavun da insandı, Musa da insandı. Kabil ve Habil ile başladı bu ikilem ve kıyamete kadar da devam edecektir. İnsanı öldüren de insan, insanı yaşatmaya çalışan da, infak eden de insan, gasp yapan da... Önemli olan bizim konumumuz. Sıratı müstakim dediğimiz doğru yolda mıyız, yoksa şeytan ve şeytanlaşmış kişilerin arasında mıyız? Gaflette olan kişiler bunun muhakemesini ve muhasebesini yapamazlar, doğru yolu bulmada sıkıntı yaşarlar. Ebedi hayatlarını da berbat ederler. Bu yüzden, yukarıda kısmen saydığım hususlara herkesin dikkat etmesi gerekir. Uyanık olmak istiyorsak, sürekli korku ve ümit halini yaşamalı, dalmamak ve düşmemek için bütün tedbirlere başvurma zarureti vardır. Nefis, şeytan ve şeytanlaşmış insanlardan korunmak o kadar kolay da değil. Bu yüzden, buna büyük cihad denilmiştir. Küçük cihadla beraber, bütün olarak cehd u gayret göstermek, uyanıkların, gaflete düşmeyenlerin halidir. Rabbim bizi gafillerden, ayağı kayanlardan, şerri temsil edenlerden, “mağdup” ve “daalliiin” olanlardan uzak etsin, kendilerine nimetler verilen, rıza-i Bari’ye mazhar olanlardan eylesin. Gayret gafleti giderir, Allah gayretimizi artırsın, sonumuzu hayır eylesin. Selam ve dua ile…