Gaddarlığın ve zulmün ciynakları

Abone Ol

Elli yıldır bir ailenin zalim, gaddar, sinsi, kurnaz ve

hilebaz iktidarında kalan bir toplumun sesine, canını dişine takarak başladığı

mücadelesine Doğu su da Batı sı da birtakım küçük çıkarları uğruna kayıtsız

kaldı, kalmaya uğraşıyor.

Baas ya da Arap Sosyalizmi bu ve benzer kişisel ya da

ailevî iktidarların elde edilmesinde, sürdürülmesinde sadece paravan, söylem

veya gerekçe olarak işlev gördü, daha doğrusu kullanıldı. Baas rejimlerinin ve onların

ürettiği kişisel ya da ailevî iktidarlar, bırakınız refah, huzur ve güvenliği,

daima yoksulluk, gerilik, iç ve dış düşmanlık, maddi ve manevi sefillik,

sefalet, sefahat, yozluk ve çürümüşlük dışında hiçbir şey vermedi toplumlarına.

Geçmiş tarihlerinde kültürde, bilimde, sanatta görkemli birer merkez olan Şam,

Bağdat, Baas rejimleri ve ürettikleri iktidarlarınca yozluğun, çürümüşlüğün,

geriliğin, ilkelliğin her alanda etkidiği mekânlara dönüştürüldü.

Çeşitli vesilelerle tanıştığım Bağdatlı, Musullu, Şam ve

Halepli insanların, aydınların dramları Baas rejim ve iktidarlarının ne kadar

insana düşman, ne kadar gaddar, zalim, üstelik hoyrat ve ilkel olduklarını

ortaya koymuştur. Şair Ahmet Haşim in yeğeni bir bilim adamının Londra da

anlattıkları bir Yatağan hançeri gibi yüreğimde fırdönmüştü. Dramını nakleden

genç bir bilim adamıydı ve Paris Üniversitesi ne sunduğu tezle İslam Askerî

Ordu) Sisteminin kökenini Türk Askerî Sistemine dayandırıyordu. Batı da

benimsenmiş olan kuramı çürütüyordu. İşte bu genç bilim adamı, birkaç yılda

bir, başta annesi olmak üzere aile fertlerinden birkaç kişiyle ancak

İstanbul da buluşabildiklerini, buruk ve yarım bir hasretlik giderebildiklerini

nakletmişti. Buğulanan gözlerinde hasretliğin, yersiz-yurtsuz yaşamanın, zulme

uğramanın ne menem bir şey olduğunu anlamanın güçlüğünü hissetmiştim.

90 lı yıllarda, o zaman Almanya nın başkenti olan

Bonn da yapılan bir bilimsel toplantıya Türkiye den çeşitli üniversitelerden

çağrılan bir grup ile katılmıştık. Toplantıya Amerika dan, İngiltere den gelen

grup içinde birkaç tane Musullu bilim adamı ve aydın da vardı. Toplantı bitmiş,

dönüş hazırlıklarını yapmak üzere vedalaşmaya başlamıştık. Bir gün sonrası

Kurban Bayramı nın ya Arefesi ya da ilk günü oluyordu. Tam ayrılırken, Musullu

olan Ali Londra ya dönüyordu, bizim ve kendisinin dönüşünü imaen: Siz yurdunuza,

ülkenize, oradaki evinize ve ailenize gidiyor ve yarın sabah Bayram gününü

yaşayacaksınız. Ben Londra ya dönüyorum. Her Bayram sabahları bizim için adeta

bir azap oluyor O an yurdun , ülkenin , vatan ın ne anlam ifade ettiğinin

ötesinde insanın bunlardan yoksun kalmasıyla nasıl bir hicran varlığına

dönüştüğü, dönüştürülebildiği, yüreğimi zehirli bir gaz bulutuyla

kaplayıvermişti. Musullu Ali (sanırım Kürt kökenliydi ve Müslüman kimliği ve

mücadelesi, yurduyla arasına duvar çekilmesine neden olmuştu) bir hicran imgesi

olarak yüreğimin ve hafızamın derinliklerine kök saldı. Bayramlarda hep devinip

durur, kimi zamanlarda bile.

Sakarya Mühendislik Akademisi nde Makine Mühendisliği

bölümünde okurken ihvan dan olduğu istihbaratı üzerine Suriye deki ailesine

eziyet, tehdit, soruşturma ve kovuşturma başlatılmış. Geldiği takdirde doğrudan

tutuklanma ve mahkumiyet, belki de idam kendini beklediği için Türkiye de biten

oturma izni sonunda kaçak durumuna düşmüş. Son çare olarak, denizde boğulmakta

olan bir kimsenin son feryat ve çırpınışları benzeri fakülteye gelip halini

anlatmış ve yardım istemişti. Sorup soruşturmama rağmen hiçbir şey

yapamamıştım. Ne yaptı, onu da öğrenemedim. Suriye ye teslim edildiği anda, o

zalim baba Esad ın iktidarda olduğu ve Hama kenti üzerinde zulüm bulutlarının

asılı durduğu zamanlardı, hemen idam edileceği kesindi.

Oğul Esad iktidarı aynı gaddarlıkla, pekiştirilmiş ve

yoğunlaştırılmış açık, hoyrat, sinsi ve hilebaz nitelikte sürüp gidiyor. Artık

gruplar, topluluklar değil, doğrudan Suriye nin topyekûn halkı hedeftir. BM,

Doğulu ve Batılı iktidar sahipleri menfaat paylaşımı hesabı içinde saf tutmuş

bekliyorlar. Suriye de, sadece Suriye halkı değil, tüm bir insanlık gaddarlığın

ve zulmün hoyrat, ilkel, acımasız ciynaklarında çırpınıp duruyor.