G-20?nin kaç üyesi var

Abone Ol

Böyle de soru mu olur diye düşündüğünüzü biliyorum. Biraz

sabredin. Ne demek istediğimi ifade edeceğim.

Öncelikle G-20 nin ilk adımı olan G-7 nin kuruluş

gerekçesi nedir, ona bakalım. G-7, bazı Arap ülkelerinin 1973 yılında

uyguladığı petrol ambargosuna karşı, 1975 yılında Fransa öncülüğünde

kuruldu.  Ambargonun gerekçesi de

özellikle ABD ve İngiltere nin Yom Kippur Savaşı nda İsrail i

desteklemeleriydi. 1998 yılında Rusya da katıldı ve birlik kendisini G-8 olarak

tanımlamaya başladı. Rusya nın üyeliği Ukrayna krizinden dolayı şimdilik

askıda. Bu üyelik, Türkiye öncülüğünde 1997 yılında kurulan D-8 in etki alanına

Rusya yı da dâhil etme olasılığına karşı gerçekleşmiş olabilir mi, bilmiyorum.

Peki, G-20 ne zaman kuruldu Eylül 1999 da. Gerekçesi

neydi Amerikan dolarının temelini teşkil ettiği Bretton Woods ekonomik

modeli kapsamında yeni bir danışma grubunun oluşturulması. Yani işin Türkçesi

şu; küresel emperyalizm boş bir alan bırakmadan kendi hegemonyasını muhafaza

etmenin derdindeydi. Peki, G-20 içindeki Müslüman ülkeler hangileri Türkiye,

Endonezya, Suudi Arabistan. Bu üç ülke arasında Türkiye ve Endonezya nın D-8

üyesi olmaları bir tesadüf olarak değerlendirilebilir mi, takdir sizin. OPEC

üyesi ve 1973 Petrol Krizi sırasında başı çeken Suudi Arabistan ın G-20 ye

dâhil edilmesinin, Arapları çok sevdikleri için olduğunu düşünebilir miyiz,

tabii ki hayır. Tamam da ekonomik büyüklükleri esas alınmıştır diyebilirsiniz.

O zaman da şu soru önümüze çıkıyor. Venezuella, İran, Tayvan, İsviçre, Norveç

gibi ülkelerin ekonomileri G-20 üyesi olmak için yeterli olmasına rağmen,  onlar neden üyeliğe kabul edilmiyorlar

Kimileri komplo teorisi olarak değerlendirebilir ama 28

Şubat ın ana gerekçelerinden birisi D-8 in kurulmasıydı. Gelişmekte olan 8

ülkeyi kapsıyordu. Nüfusları yaklaşık 1 milyardı. Genç nüfusları umut

veriyordu. Karşılıklı bağımlılık esasına dayanan bir ekonomik program

uygulamayı hedefliyorlardı. Üretim batıdan doğuya kayıyordu. Bölgesel güç

olmanın ötesinde küresel bir mesajları vardı. Güç dengelerini

değiştirebilirlerdi. Ayrıca -ki en önemli nokta burasıdır- küresel güçlerin

karşısına birlikte çıkacaklar ve 8 ülke tek bir ülkeymiş gibi muhatap

olacaklardı. Yani AB gibi yeni bir birliktelik doğacaktı.

Küresel güçler kendi tezgâhlarının bozulmasını

istemiyorlar. İstememeleri bir yana, yeni oluşumların engellenmesi için her

türlü yolu kullanarak bertaraf edilmesinde de bir beis görmüyorlar. Bütün

bunları söylerken, onlara sınırlanamaz bir güç atfediyor da değilim. Onlar

böyle düşünürken, diğerleri ne yapıyor, işte sorun burada. Japon asıllı ABD li

düşünür Francis Fukuyama nın Tarihin Sonu diye bir tezi var. Bu tezde

insanlık batılı değerlerle birlikte ulaşabileceği son merhaleye gelmiştir.

Liberal demokrasi galibiyetini ilan etmiştir. deniliyordu.

İslam ülkeleri ve batılı değerler sistemi ile sorunları

bulunan ülkeler, Fukuyama yı haklı çıkaracak tarzda adımlar atar ve emperyalist

programlara boyun eğerse, bu sistem özellikle mağdurları tarafından ayakta

tutulmuş olur. Olması gereken yeni alternatifleri bulabilmek, var olanları

canlandırmak ve uluslararası sistemi sadece çıkar çatışması olarak tanımlayan

anlayışa karşı planlı bir mücadele yolunu tercih etmektir.

Şimdi başlıktaki soruya gelelim. G-20, adından da

anlaşılacağı gibi 20 üyesi varmış gibi algılanıyor. Ancak öyle değil. Almanya,

İngiltere, Fransa ve İtalya dışındaki birçok AB üyesi ülke de, AB Komisyonu adı

altında G-20 içinde tek üye olarak temsil ediliyorlar. Buradan nereye

geleceğiz Batılılar birbirlerini kollamak için olmadık adımları atıyorlar.

İşte D-8 gibi oluşumlar da diğerlerinin yaptığı gibi tek vücut olarak hareket

edebilmeli ve müzakere masalarında yerlerini alabilmelidir. Bütün bu

değerlendirmelerden bir sonuç çıkıyor. O da birilerine yaranmak için ne

yaparsanız yapın  Olimpos dağının

çocukları, Hira Dağının evlatlarını asla kabul etmeyecektir.