Füze uyarısı mı, tehdit mi?

Abone Ol

Türkiye ihtiyacını karşılamak için uluslararası ihaleye çıkıyor ve bu ihaleye ABD ve Çinli iki firma katılıyor. Yayınlardan anlıyoruz ki Çinli firmanın teklifi Türkiye için ABD firmasına göre daha uygun. Hem fiyat bakımından, hem de füze üretiminin iki ülkenin ortaklaşa yapacağından teknoloji transferi mümkün olacağı için uygun. Ne var ki, Türkiye bir yandan ABD diğer yandan NATO kanalıyla adeta saldırıya uğramaya başladı. İsterseniz saldırı yerine uyarı da diyebiliriz. Ama dikkatlice incelendiğinde hem NATO hem de ABD kanadından yapılan açıklamalarda “Aba altından sopa göstermek” olarak nitelendirilebilecek bir üslup söz konusu olduğu da ortada.

Gelişmelere ilk anda, “Bu bizim kendi meselemiz. İhtiyacımız olan füzeleri hangi ülkeden ve hangi firmadan alacağımıza ancak biz karar veririz. Başkalarını ilgilendirmez” denebilir. Böyle bir yaklaşımın da yanlış bir tarafı yoktur. Olması gereken ülkelerin kendi ihtiyaçlarını karşılamaya kendilerinin karar vermesidir. Ancak, bir takım uluslararası anlaşmalara atılan imzalar, bunun yanında küresel güçlerin oluşturduğu yapılar sebebiyle ülkeler istedikleri konuda bağımsız karar alma imkânını kaybetmiş görünüyorlar. Özellikle gelişmekte olan ülkeleri küresel güçlerin etkisi altına aldığı görmezden gelindi. Bir diğer ifade ile küreselleşmenin köleleştirme olduğu işin başında anlaşılabilmiş olsaydı ve buna karşı tedbirler alınabilseydi sanıyorum bugün füze almaya kalkıştığımızda ne NATO ne de ABD, “Alamazsınız” deme hakkını kendilerinde bulamazlardı. Bir başka ifade ile bir takım uluslararası örgütler ve özellikle de küresel sermayenin dünyayı sömürme aracı haline getirilmesi IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşları işin başında kurtarıcı görüp, özellikle IMF’nin kuruluşunda katkımız olacak diye borç aldığımız dövizlerin bir kısmını sermaye olarak vermez, daha doğrusu kendi paramızı sıkıştığımız da faizi ile borç alma durumuna düşmezdik.

Kısacası ulus devletler kendi kendilerini daha işin başında Siyonizm’in kontrolü altında bir takım açık ve gizli örgütlerin kontrolüne teslim etmekle işin başında bağımsızlıklarının bir bölümünü kaybedeceklerini görebilselerdi ya da bu gerçeği görenlere kulak verebilselerdi bugün ne Türkiye ne de bir başka gelişmekte olan ülke silahını nereden alacağına, ülkesinde hangi alanda yatırım yapacağına, çiftçisine, işçisine ve memuruna ne kadar zam yapabileceğine kendileri karar verebilirlerdi. Ama bugün uygulanan bir takım politikalarla gelişmekte olan ülkeler gırtlaklarına kadar borca batırılmış, uluslararası örgütlere borçlandırılmış oldukları için, onlara mahkûm edilmiş bulunuyor.

Bu sebeple füze alımı konusunda ortaya çıkan gelişmeler olsun insanımızı dünyayı yeniden değerlendirmeye ve kapalı kapılar ardında sahnelenen oyunu görmelerine vesile olabilirse hiç olmazsa bundan sonrası için gerekli tedbirleri almalarına vesile olabilir. Bunun için füze alımını iç siyasette malzeme olarak kullanmak yerine iktidarı ve muhalefeti ile gizli dünya devletinin ülkemiz ve diğer gelişmekte olan ülkelere yönelik planlarını anlatmak gerekiyor.

Bu arada küresel güçlerle bir takım anlaşmalar yaparak iktidarda kalmayı sağlamak yerine ülkenin bağımsızlığına zarar verecek adımlardan kaçınmak gerekiyor.

Hemen belirteyim ki iktidar sahipleri de bir takım açıklamalara muhatap olmak istemezler, bundan rahatsızlık da duyarlar ama esas rahatsızlık sanıyorum füze olayının başında, “İhtiyaçlarımızı hangi ülkeden karşılayacağımıza biz karar veririz” dedikten bir süre sonra, “Füze için yeni teklif gelirse düşünürüz” şeklinde açıklama yapmanın sıkıntı verici bir durum olduğu da ortada. Başbakan açıktan ve el altından yapılan baskılar karşısında sıkışmış olacak ki, yeni teklife açık oldukları, Çinli firmayı devre dışı bırakabilecekleri anlamına gelen açıklama yapmak zorunda kalıyor.