Bizim spor basınında öteden beri çoğunluk bazı teknik adamları korkaklıkla değerlendirir, futbolun ana felsefesinin oyun planının rakibe, sonuca göre ayarlanması üzerinde durmazlar. Sanırlar ki fazla adamla hücuma kalkıp da rakibin üzerine yaslanmanın galibiyetin başlıca formülüdür. Oysa çoğunlukla rakibin savunmasının eksik ve geniş alanda yakalanmasının gol demek olduğunu atlarlar. Hele hele rakibin savunması yüksek ve sağlam vücut ölçülerine sahip ise, sizin yüklenmeniz sadece sizi yorar, onlara da yerleşik düzende icraat yapmasını sağlar.
Şu ana kadar okuduklarınız tabii ki Beşiktaş-Kasımpaşa maçıyla bağlantılıdır. Ama genel felsefe, kurgu, düşünce son 25 yılda bunun üzerine kuruludur. Şayet elinizde Messi varsa, Neymar varsa, fazla adamla pas yaparak yüklenip karşısında fazla adamla savunma bulsanız dahi bu iki topla kısa yerde kolay adam geçen yıldızlarınızla işi bitirebilirsiniz.
Evet, değerli okurlar, Beşiktaş Kasımpaşa’ya maçın ilk golünü rakibi eksik yakalayarak kontradan atmadı mı? Kasımpaşa Beşiktaş’a ilk golü nasıl attı? Beşiktaş atağı savuşturmaya çalışmış, başarılı da olmuştu ama Aboubakar topu daha da öteye atacağına rakibine çalım yapmaya çalışmış, dolayısıyla da Beşiktaş savunması açılmaya çalışırken yakalanmış ve golü yemiştir. Günümüz futbolunda kötü bir alışkanlık edinilmeye çalışılmaktadır. O da çıkarken ayağa oyna emri... Tabii ki çevreniz boş ise oyuna pasla çıkabilirsiniz. Ama baskı altında iken size sunulan topu ayağa oynamaya kalkarsanız yanarsınız. Dünyanın gelmiş geçmiş en teknik liberosu olan Beckenbauer bile çok sıkışık durumda topu taca atmaktan çekinmemiştir.
Durum 1-1 olduktan sonra Beşiktaş’ın rakibin üzerine iki beki de dâhil tam takım oturduğunu hatırlayalım. Hâl böyle olunca da bütün Beşiktaşlılar sıkışık kalmışlardır kalabalık arasında. O kalabalık ki, içinde hem fizikli elemanlar vardı. Acaba diyorum, ikinci yarıya 1-0 önde başlayan deplasman takımı olarak aynı Beşiktaş, yorulan Tolgay’ın yerine Gökhan İnler ile başlayıp savunma bloğunu sigortalayamaz mıydı? Ama ne deniyor, korkak Şenol Güneş... Sporda, hele hele futbolda korkaklık, cesaret diye bir mevhum yoktur. Ne vardır? Eldeki potansiyele göre, rakibe göre, oyunun gidişatına göre davranmak vardır.
Sonuçta eldeki elemanlarının isimlerine kanan Beşiktaş’ı ilk devreyi 1-0 önde bitirmesi yakmıştır. Ve de yenilmezlik unvanı sadece Başakşehirspor’a kalmıştır.
Hazır bu yenilmezlik işine gelmişken... Abdullah Avcı’nın takımı henüz yenilgisidir. Averajı da mükemmeldir. Acaba devamlı korkmadan hücum mu etmektedir. Yoksa tam tersine takım savunmasını ilk plana alarak mı hareket etmektedir? Acaba Doka gibi bir topla oynama ustası varken genç Cengiz neden oynatılmaktadır. Mehmet Batdal gibi biri mi, oysa Galatasaray’daki Eren mi daha yararlı olabilir sizce lidere? Mahmut yoktu yerine oynayan siyahî yabancı ile Emre devamla Batdal’ın etrafında mı dolaştılar, yoksa savunmanın her bölgesine yardım yetiştirip oradan top alıp oyunu kurmaya mı çalıştılar... Hatta golcü Visca bile nasıl oynadı? Avcı’nın lider takımı, “Biz lideriz be, yürürüz rakibin üzerine” anlayışı ile değil de, garanti oyun felsefesi ile mi oynuyor?
Umarım ve beklerim ki, Başakşehirspor bizim ligin altıncı şampiyon ismi olur, herkes de dersini alır!