‘Futbol Okulu’ İsmi Altında Misyonerlik!

Abone Ol

Erzincan’da günlük olarak yayımlanan ve Erzincan’ın en köklü gazetelerinden biri olan Doğu Gazetesi’nde son derece dikkat çeken bir iddia yer aldı.
Gazete yazarlarından Mücahit Özdemir, Erzincan’da misyonerlerin adeta cirit attığını ve ‘futbol okulu’ ismi altında gençlere Hıristiyanlık propagandası yapıldığını yazdı.
Gazeteci yazar Mücahit Özdemir’in yazısı şöyle:

* “Erzincan’da Cumhuriyet Mahallesi’nde Afganistan ve İran’dan gelen kişiler tarafından propaganda amaçlı kurulduğu belirtilen evden bozma bir kilisenin olduğu ve bu kilisede insanlara, özellikle çocuklara futbol akademisi adı altında Hıristiyanlık aşılandığı iddiaları var.”
* “Bu iddialara göre Erzincan’da Cumhuriyet Mahallesi’nde İran ve Afganistan uyruklu şahıslar tarafından kilise olarak işletilen ve konut hükmündeki dairede Hıristiyanlık propagandası (misyonerlik) yapıldığı, her hafta bir gün toplantı yapıldığı öğrenildi.”
* “Yabancı uyrukluların çok uğradığı İl Göç İdaresi Müdürlüğü yakınında, göç idaresine gelen yabancı uyruklularla tanışan ve spor faaliyetleri adı altında topluluklarına davet eden misyonerler, belli aşamadan sonra da karşısındakinin dinini değiştirmesi için, ‘Mesihi değilsin o sebeple ........... faaliyetimize katılamazsın’ şeklinde telkinlerde bulundukları söylendi.”

* “Bu Afgan ve İran uyruklu misyonerler, Türklerin de içerisinde bulundurduğu hedef kitlelerine ulaşabilmek için her türlü yolu deniyor. Dışarıdan içlerine girmek isteyenleri de ‘Mesihi olman gerekiyor!’ ifadesiyle reddeden gurubun yeni hedefi futbolu seven genç nesil.”

* “Erzincan dışındaki kiliselerden yüklü miktarda maddi destek aldığı iddiaları da işin diğer boyutu.”
* “Futbolsever tüm aileler için, benden söylemesi! Çocuğunuzu tek başına futbol kurslarına göndermeyin! Hatta gönderdiğiniz kursun sahibini, ailesini bile araştırın! Çocuğunuzun sağlığı için attığınız bu adım ile, çocuğunuzun ülke düşmanı, İslam düşmanı birey olmasına katkı sağlamış olabilirsiniz.”
* “Not: Ülkemizde silahlı olmadığı sürece misyonerlik faaliyeti yasa dışı olarak değerlendirilmiyor. Herkesin kendi dinini özgürce yaşaması adına katlanılan bu konular, yarın senin, benim, ülkemin, milletimin başına bir çorap örmez, inşallah.”
***
Yazı bu şekilde…
Şunu ifade edelim, misyonerlik faaliyetleri bugüne kadar farklı mecralarda zaten hep vardı. Dikkatli olmak şart!

SEÇİM YASALARI İLE OYNAMAK!
Seçim yasaları bumerang gibidir; attığın silah sonunda gelir seni vurur!
Bugüne kadar iktidar sahiplerinin seçimlerde lehlerine olsun diye çıkardığı yasalar neticede aleyhlerine oldu!
Örnekleri çok fazla!
Mesela, Turgut Özal döneminde çıkarılan seçim yasası ANAP’ın lehine değil aleyhine oldu.
***
1980 sonrası ilk seçimleri hatırlayın, lütfen...
Önemli bir husus, Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in tutumuydu.
Ne demişti Kenan Evren, seçimlere çok kısa bir süre kala?
Tarih, 4 Kasım 1983 akşamı... Evren ekranda açıklama yapıyor;
* “İcraatımızı devam ettirecek bir yönetimi iş başına getireceğinize inanıyorum” diyor ve isim vermeden Özal’ın ANAP’ını, hazırladıkları seçim kampanyasını kıyasıya eleştiriyordu:
* “İktidara talip yeni partiler tatlı vaatlerde bulunuyor. Ekonomik durumun düzelmesini kendilerine mal edenler, ihracatın sihirli değneğini kendilerinin tuttuğunu iddia edenler, anarşi ve terörün sebebini ekonomik krize bağlayanlar, herkesi ev sahibi yapacaklarını ve orta direği yalnız kendilerinin ayakta tutabileceğini söyleyenler hilafı hakikat (gerçeğe aykırı) beyanda bulunuyorlar. Partiler oy toplama uğruna eskisi gibi tavizler verirlerse terör canavarı yine dişlerini gösterecektir.”
Kenan Evren’in konuşmasını Tekirdağ’da bir lokantada izleyen ve seçim propaganda çalışmalarını sürdüren ANAP Genel Başkanı Turgut Özal, gazetecilerin, “Evren’in bu konuşmasına ne diyecekseniz?” sorusuna, “No comment (Yorum yok)” diyecekti.
Kenan Evren’in son dakika açıklaması tam anlamıyla ters tepti!
Millet, Evren’in istediğinin tam tersini yaptı!
***
Sonraki (1987) seçimlerde…
Bu kez iktidar partisi ANAP, seçim yasalarında kendi lehine düşündüğü bazı değişiklikler gerçekleştirdi.
Yürürlüğe giren yeni seçim sistemi sayesinde, 1983 seçimlerine göre oy oranı 8 puan gerilemesine rağmen Anavatan Partisi bir önceki seçimlere göre 1987 seçimlerinde TBMM’deki temsil oranını artırdı.
Fakat sonrasında ne oldu? Seçim yasalarında yapılan değişiklikler ANAP’a yaramadı. 1987 sonrası yapılan genel ve belediye başkanlığı seçimlerinde ANAP her defasında geriledi.
Lehlerine olsun diye iktidarların çıkardığı seçim yasaları, bir bakmışsınız aleyhlerine dönmüş!
Olur mu olur! Örnekleri var!
***
Sözün özü; iktidarda olanların, güçlü olanların arzu ettikleri her zaman olmaz. Planlar tutmayabilir...
HEKİMLERİN EN ÇOK İSTEDİĞİ İKİ HUSUS!
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada, hekimlerin son dönemde iyice artan mağduriyetlerine yönelik bazı alanlarda ‘iyileştirme’ sözü verdi.
Maaş, doktor hataları, şiddet ve yargı-yargılamaya dönük bazı iyileştirmeler…
Ancak hekimlerin son dönemde en çok müşteki olduğu hususlardan biri, hasta başına uygulanan “muayene süresi”.
Bir doktordan randevu almaya kalktığınızda bakıyorsunuz muayene aralığı 5-6 dakika. 5-6 dakika içinde doktor hastayı muayene edecek, bilgisayara işleyecek, hastayı dinleyecek, teşhis koyacak!
Herhalde bu doktorun Süpermen gibi bir şey olması icap eder!
5-6 dakika içinde ne doktor muayenesi muayene oluyor, ne de hasta bu muayeneden bir şey anlıyor! Doktorlar da hastalar da bu sıkışıklıktan son derece muzdarip.
Zaten, hastanelerde, muayene kuyruklarında çıkan kavgaların, tartışmaların kaynağında çoğunlukla bu durum mevcut. Günde 80-100 hastaya bakan bir uzman doktor işini nasıl iyi yapacak?
Ezcümle, hekimleri yarış atı gibi kullanmaktan behemehal vazgeçmeliyiz…
Hekimlerin düzeltilmesini arzu ettiği hususlardan birincisi budur.
***
Üzerinde çalışılması gereken ikinci husus da esasen birinciyle yakından ilgili. Şöyle ki, asistan doktorların 36 saat kesintisiz nöbet uygulaması ve bunun istenmeyen sonuçlar doğurması…
Asistan doktorlar neden 36 saat kesintisiz nöbet tutmak zorunda kalıyor? Çünkü sayıları yetersiz! Asistan doktorların sayısını vakit geçmeden artırmak elzem!
Bunun için de asistanlık kontenjanları yeniden gözden geçirilmeli ve bugünden tezi yok bu kontenjanlar mümkün olduğunca maksimum seviyeye çıkarılmalı!
Aksi halde bu durum böyle devam edip gider. Doktor yaptığı işten tatmin olmaz, hasta ifrit olmaya devam eder.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ya da Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın bu iki hususu da kapsayan yeni bir açıklama yapması gerekir diye düşünüyorum…
Haydi hayırlısı…