Türkiye nin yönünü yaklaşık 40 yıldır batı pusulasına göre ayarlayanların, insanların zihnine sokmaya çalıştıkları argüman şuydu: Batı, muasırlaşmanın adresidir Batı, medeniyet göstergelerimizi düzeltecek yegane merkezdir. Batı, refahın, insan hak ve hürriyetlerinin, kültürel ve sosyal kazanımların tek eksenidir. İnsanlarımızı gardrop devrimciliğine mahkum eden, sol elle yemek yemeyi çağdaşlık olarak takdim eden, aile kavramını mahveden herşeyi demokrasinin gereği olarak sunan, zinayı, sapıklıkları bile hoşgören, bireyciliği ve enaniyeti körükleyen, konforizmin bataklığındaki bu anlayış, toplumsal ahlakı tesis etmeye çalışan zihniyetle sürekli çatıştı. Bu anlayışın düştüğü yanlış, batının sahip olduğu değerlere, onları taklit ederek ulaşılabileceğini zannetmesiydi Oysa, batılı standartlara refaha ulaşabilmenin tek yolu, yer altı ve yerüstü kaynaklarımızı kullanarak, sahip olduğumuz stratejik değerleri çok iyi planlayarak global rekabet alanına mücadele etmekti.
Diğer yandan her yönüyle arızalı batı taklitçisi bu zihniyetin yaptığı çok önemli bir yanlış da, ülkemizin tarihten kaynaklanan misyonunu ve Ortadoğu daki lider ülke potansiyelini değerlendirmek yerine, körükörüne Batı nın etekleri altına girmeye çalışmak, İslâm ülkeleriyle tüm bağlarını koparmak oldu. Tüm enerjisini batıya endekslemeye adayan bu anlayış, İslâm ülkeleriyle ekonomik açıdan sıcak ilişkiler kurmayı deneyeceğine, yıllar boyu bu ülkelerin rejimlerini, sosyal ve kültürel modlarını eleştiren bir bakış açısıyla hareket etti. Toplumu kendi dünyaları ekseninde şekillendirmek isteyen medyanın da bu anlayışı beslemesiyle, özellikle iktidar erkini ellerinde tutanlar, İslâm ülkeleriyle ekonomik işbirliklerini bir türlü geliştiremediler Üretim konusunda hiçbir sıkıntısı olmayan, pazarlama ve markalaşma konusunda eksiklikler yaşayan ekonomik aktörlerimiz de, bu arızalı anlayışın kurbanı oldular. Ürünlerini hiçbir rekabet şanslarının olmadığı Avrupa pazarında değerlendirmek için çabaladılar İslâm ülkelerine yönelik hiçbir zihni açılım yapılmadığı için, batılı şirketlerin taşeronları olarak kaldılar.
Yapılması gereken, sahip olduğumuz stratejik coğrafyanın avantajını kullanmak, İslâm ülkeleriyle ticaret ve yatırım alanlarında işbirliği yapmak, Avrupa pazarını bu şekilde zorlamaktı. Bu aynı zamanda Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerimizin, sıkıntı yaşadığı sermaye yapısının ve kapasite artırımının da tek çaresi olacaktı.
Kısacası, işbirliği ve güçbirliği Bugün sona erecek MÜSİAD Fuarı nın yıllardır ihmal edilen İslâm ülkelerinin, ülkemizdeki KOBİ lerle güçbirliğine girmesi vizyonu gerçekten çok önemli. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, MÜSİAD, laf üretmiyor, iş üretiyor
Anadolu daki küçük ve orta ölçekli işletmelerimizin, Anadolu sermayesinin, Anadolu Kaplanlarının global pazarda çok sert esen rekabet rüzgarlarına direnebilmeleri için yepyeni ufuklar geliştiriyor. İstanbul Ticaret Odası Başkanı Murat Yalçıntaş ın ifade ettiği gibi, rekabet artık tek coğrafyayla sınırlı değil Ekonomi aktörlerimizin, global rekabet şartlarına uyum sağlayabilmeleri için, büyümeleri, markalaşmaları, pazarlama stratejilerini çok doğru koyabilmeleri ve rakipleriyle boy ölçüşecek zeminleri zorlamaları gerekiyor. MÜSİAD Fuarı sona ererken, İslâm ülkelerinin temsil ettiği ekonomik hinterlandın evrensel rekabet vizyonuna katkı sağlaması yönünde bu çalışmaya imza atan herkesi tekrar tebrik ediyoruz.
Zaman, bir olmak, diri olmak zamanıdır!