Geçtiğimiz hafta, şair ve yazar dostum İhsan Işık ın sahibi olduğu Elvan Yayınları ndan İstanbul da yapılacak bir toplantının davetiyesi geldi. Bu yılın Frankfurt Kitap Fuarı nda Türkiye nin "Konuk Ülke" olması münasebetiyle, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ın ev sahipliğinde düzenlenen Alman Kültür Gazetecileri İstanbul Buluşması ve Türk Kültürünün Evrensel Yolculuğu Gecesi adlı toplantıya katılmamız isteniyordu.
Kalyon Oteli nde gerçekleşen bu toplantılarda, güz aylarında yapılacak faaliyetlerin Türk kamuoyuna tanıtımı için bir araya gelen Türk ve Alman görevliler görüşlerini ortaya koydular ve yapacakları çalışmalar hakkında bilgi verdiler. Özellikle, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Doç. Dr. Ahmet Arı ile yardımcısı Ümit Yaşar Gözüm yanında, Frankfurt Kitap Fuarı Basın Sözcüsü Thomas Minkus ile yayıncı Müge Gürsoy Sökmen in konuyla ilgili olarak yaptıkları sunumlar gerçekten ilgi çekiciydi. Bu görüşlerin gazetelerin kültür-sanat sayfalarında yer alarak yayın çevresine ulaşması gerek.
Her yıl güz aylarında yapılarak bütün dünyanın ilgisini çeken dünya çapındaki Frankfurt Kitap Fuarı nın bu yıl Türkiye yi "Konuk Ülke" olarak ağılaması, gerçekten de kültür hayatı açısından çok önemlidir. Önceki yıllarda Kültür ve Turizm Bakanlığı nın TEDA projesi çerçevesinde dünya dilleriyle birlikte Almanca ya da çevrilen edebi eserlerimizle göçmen Türklerin ortaya koyduğu Almanca edebiyatımızın ürünlerinin de sergileneceği bu fuar, bizim kültür ve edebiyatımızın Batı Avrupalı aydına daha çok seslenme imkânı sağlayacaktır.
Diyarbakır asıllı olan İhsan Işık la aramızda başka bir bahis açıldı. Toplantının bu ilk sunumundan sonra, çay molasında zihnimi meşgul eden konuyu ona da açtım. Son günlerde gittiğim Batman-Hasenkeyf-Mardin seyahatinden içimde tortu olarak kalan bir intiba ile sordum: 10 kadar Güneydoğu şehrimizin neden edebiyatı yok, var da biz mi bilmiyoruz
Ayrı bir başlıkta ele alacağım konu, Türk edebiyatının dünyadaki tanıtımı kadar önemli.
Edebiyatımızın dünyada tanıtımı
Geçen yıllarda, bir dönem Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı olan aziz dostum Prof. Dr. Mustafa İsen in sahiplenip yaygınlaştırdığı TEDA Projesi ile Türk edebi eserlerinin yabancı dillere tercümesine Bakanlık destek verdi. Bu yılın Frankfurt Kitap Fuarı nda Türkiye nin "Konuk Ülke" olması da bu bağlamda önemli bir gelişme. İstanbul un 2010 yılında Dünya Kültür Başkenti olması da bu anlamda önemli bir sıçrama imkânı da verecektir.
Bu tanıtımın dünya çapında bir ağırlık ve süreklilik kazanması; ancak köklü kültürel çalışmalarla gerçekleşebilir. Kültür ve Turizm Bakanlığı nın bu alanda ortaya koyacağı ciddi çalışmalarla öncülük yaparak özel kurumların faaliyet ve teşebbüslerini de desteklemesi, bizi dünya tarihinin geçmişinde olduğu kadar geleceğinde de önemli bir yere sahip kılacaktır.
Yayıncı Müge Gürsoy Sökmen in konuyla ilgili olarak söylediği, hayali doğu ve hayali batı perdelerinin aralanarak güzelliklerin iki ayrı dünyada da tanınıp bilinmesi gerçekten hoş bir temenni. Ümit Yaşar Gözüm ün beş ana başlıkta sunmayı düşündükleri tanıtım çabalarının gerçekten takdire değer bir yanı var. 100 standda sergilemeyi düşündükleri kitaplar yanında sinema filmi gösterisine de ağırlık vereceklerini söyleyen Ü. Y. Gözüm ün müjdeleri şunlardı:
Her yıl fuara katılan 50 yayınevi sayısını 100 e çıkaracağız, 400 e yakın yazarımızı bu fuarda tanıtacağız, 320 sanatçı bu tanıtımda görev alacak, 20 kadar sergi yıl boyunca sürecek.
Evet, gerçekten de üzerinde durulacak önemde, resmî ve sivil ilgililerin katıldığı böyle bir fuara Türkiye ilk kez katılıyor Bunun tanıtımı yeterince ilgi görmesini sağlayacaktır.
Bu toplantının iki gün süren ve çeşitli aralıklarla yapılan oturumları bu maksatla yapılmış oldu.
Doğan Hızlan ın yönettiği "Onur Konuğu Türkiye ve Kültürel Dışa Açılım" toplantısı, yöneticinin geniş perspektifli sunumuyla başladı.
Müge Gürsoy Sökmen in sözlerinden yola çıkan D. Hızlan, TEDA Projesi tecrübesiyle birlikte, Batı Avrupa da, özellikle de Almanya da kalarak batılı dille eser veren yazarlardan da söz etti. Misafirler için Almanca konuşmayı bir tür nezaket gibi açıklayan gazeteci-konuşmacıyı dinlemektense, İhsan Işık dostumla o malum konumuzu yazışarak konuşmayı sürdürdük. O ilginç notları biraz sonra takdim edeceğim
Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Çetin Tözüner ile Basın Yayın Birliği Başkanı Hayati Bayrak, yayın dünyasının sorunlarını iki farklı açıdan yansıttılar. Kurum yayıncılığı ile uğraşan Fahri Aral da yayın dünyasının sorunlarını, asık suratlı devlet ve kurum kitaplarıyla halka ve okuyucuya ulaşmanın zorluğunu, popüler yayınların oluşturduğu seviye meselesini ve krizin eşiğindeki sektörün sıkıntılarını anlattı.
Bu konuşmalardan aldığımız notlar arasında, en önemlisi galiba şuydu:
Yayıncılık sektöründe 1700 ayrı isimde yayıncı var. Geçtiğimiz yılda çıkarılan kitap sayısı 32.750 adet, bu piyasada dönen para 810 milyon Dolar... Yani bir milyar bile değil
Güneydoğu edebiyatı
İhsan Işık a yazdığım ilk not şöyleydi:
"Urfa, Malatya, Elazığ ve Diyarbakır dışında, bu bölgenin şehir ve kazalarında yaşayan veya oralardan çıkan yazar ve şair yok gibi "
Dostum biraz düşündükten sonra şöyle bir cevap yazdı: "Yaklaşık olarak doğru "
Ben şöyle devam ettim:
"Bir bölgenin kendine özgü edebiyatı yoksa, o bölge gerçekte yok demektir. Çünkü edebiyat ruh ve kalp gibidir, bunları canlandırmak gerekir."
İhsan Işık ın cümleleri hüzünlü ve ironikti:
"Diyarbakır Vali sine kültür hayatını PKK ya teslim ettiniz dedim. O da, Bu iş için paramız yok, Diyarbakırspor a harcıyoruz dedi.
Benim için bu bilgi, durumu açıklamaya yeterli bir mazeret değildi:
"Mehmet Uzun Kürtçe romanlar yazdı. Batman da bir evde onun kitaplarını gördüm. Fakat A. Vahap Akbaş ile bizi davet eden bazı öğretmen arkadaşlar dışında, oralarda ne Türkçe, ne de Kürtçe yazan var. Mardin de Mardin asıllı hiçbir şair ve yazarla karşılaşmadık. Muş ve Siirt de böyle mi acaba "
Edebiyatımızı içeride olduğu kadar yabancı dille dışarıda da tanıtmaya çalışan İhsan Işık konuya benden daha çok vakıf ve gelişmeleri iyi takip ediyordu. Olabilecekleri söyledi:
"Maalesef bir süre sonra Kürtçe kitap konusunda bir şeyler yapılması gerekecek Sırat-ı Müstakim üzere düzgün yazarların, Güneydoğu sorunları, tarihi v.s. ile ilgili yayın ve etkinliklerine ihtiyaç var."
Özellikle fikri kitaplarıyla objektif ansiklopedik yayınlarını takdir ettiğim İhsan Işık a yine de öncü sorumluluğun o bölgeden çıkmış yazarlarda olduğunu söyledim:
"Sen o bölgeden çıkmış bir sanatçı olarak Türkçenin en hacimli, en kapsamlı edebiyat ansiklopedisini yayınladın. Güneydoğu nun kendisini ifadesi konusunda az da olsa tanınmış ve tecrübeli şahsiyetlerle işbirliğine girerek köklü bir seferberliği sen başlatabilirsin. Güneydoğu edebiyatı için böyle bir kültür seferberliği yapılmazsa, GAP ve PKK bitse bile bu bölgenin meselesi bitmez, çünkü kalp ve kafa yok ve iman da zaafa uğramıştır."
İhsan Işık ın cevapları sorumlu bölge aydının cevaplarıdır ve bu meseleyi iş edinenler onsuz bu işin yürümeyeceğini iyi bilmelidir:
"Bu bir görevse, birey olarak beni aşar. Kurumsal destek olmadan kültürel sorunlar bahsinde ciddi adımlar atılamaz. Çok küçük adımlar sadece bireysel mutluluk verir, orada kalır.
Bu konuda; 1. Milli, İslâmi değerlere sahip çıktıkları iddiasıyla siyaset yapan kişi ve kuruluşların, kültürel altyapı çalışmalarına ciddiyetle bakmaları ve para ayırmaları gerekir. 2. Oluşturulan fonlar, sivil toplum kuruluşları ve yazar örgütlerinin çalışmasıyla planlı bir şekilde yürütülebilir.
Son sözüm İhsan Işık ın şahsında bölge aydınlarına yönelik: "Bunun için Güneydoğulu arkadaşlar öncü olmalı. Oranın kültür ve tarih mirasıyla ruhuna sahip çıkılmalıdır."
..
Sonra da bu konuşmayı, Topkapı Sarayı ndan çıkışta bir süre beraber yürüdüğümüz Burç FM Genel Müdürü Malatyalı dostum Bünyamin Beye de naklettim, onun ilgilenmesini de istedim. Çünkü kendisi bir kurumda bulunduğu gibi pek çok Güneydoğulu yu da tanıyor.