İki evladım var çok şükür. İkisi de erkek. Şuan biri sekiz yaşında diğeri bir yaşında. Evlatlarımdan dolayı her zaman Allah’a şükrederim. Çünkü evimde iki tane melek var. İki tane sabi yani günahsız. Biz günahlılar evlatlarımız olduğu için ne kadar şükretsek azdır. O fotoğrafa bakınca evlatlarım gözümün önüne geldi. Bir baba olarak içim yandı; gözlerimden damlayana engel olamadım. Baba olan her insan benim yaşadığım hissiyatı yaşamıştır. Anneleri ise söylemeye gerek yok. Annelerin yüreği babalardan daha yufka olduğu için fotoğrafı gören annelerin hissiyat dünyasını tarif etmek imkân dışıdır. Bu durum böyleyken fotoğrafa bakmakta zorlandım. Her gün yüzlerce fotoğrafa bakan ben o fotoğrafın gerçek olmadığını düşünmek istedim. Birileri çıksın desin ki o fotoğraf mizansendi ama hayır ana haber bültenlerinde de yer aldığına göre fotoğraf can yakıcı bir şekilde gerçektir. Her şeyde gerçeklik arayan ben ilk defa gerçekliğin insanın canını bu kadar yakacağının adeta ayırdına vardım. Gerçek sandığımız bazı şeylerin gerçek olmaması durumunun aslında insan olarak bizim dünyamızın ayakta kalmasına yardımcı olduğunu fark ettim. Hani bir şey olur çok canınızı sıkar da o şeyin gerçek olmadığını çok istersiniz de ama aslında gerçektir canınız biteviye yanar ya aynen öyle bir durumla karşı karşıyayız o fotoğrafa bakınca. Fotoğrafa yazılı ve sanal medyada baksam da evde ana haber bültenlerine bakarken o haber gelince kanalı değiştirdim çünkü fotoğrafa bakınca, fotoğrafı görünce elime bir silah alıp dışarıya çıkarak rastgele ateş etmek geliyor içimden. Ya da intihar etme duygusu… Hangi fotoğraf olduğunu söylemedim henüz çünkü gerçeği ifade etmek insanın acıdan kemiklerini sızlatıyor. Hâl böyleyken gerçek tüm dünyanın suratına çarpmıştır. Hangi fotoğraftan mı bahsediyorum
Kaçak göçmenleri taşıyan botun batması sonucu boğulan Suriyeli çocuğun cesedinin deniz kıyısına kumsala vurmuş fotoğrafını tüm dünya gördü. Siz de görmüşsünüzdür. Çağdaş medeni dünyanın kumsalında bir insanın yavrusu, bir insanın can parçası, bir insanın minik meleği cansız bir şekildeydi. Sanki kumsalda yan bir şekilde yatmış da o çocuk dünyasıyla, o saf duru dünyasıyla oyuncağını oynuyor gibiydi ama hayır oyuncağını oynamıyordu çünkü çağdaş medeni dünya onun oyuncaklarını elinden aldığı gibi bu dünyada biraz daha yaşamasına da izin vermemişti. O denize tatil yaparken giren çağdaş medeni dünyanın öldürdüğü Suriyeli miniğin ve miniklerin yaşaması; çağdaş medeni dünyanın o kara dünyalarını rahatsız ediyor. Rahatsız ediyor ki domuzca politikalar sonucu yıllardır Suriye’de işlenmekte olan cinayetler dur durak bilmeden sürdürülüyor. Kimlerin haklı kimlerin haksız olduğunun önemi var mı O fotoğrafta hak öldürülmüştür.
Bizler şükredelim ki Müslüman’ız. İnandığımız dine (İslam’a) göre çocuklar ölünce sorgusuz sualsiz cennete gitmektedir. Bizi teselli eden bu. Yanan yüreğimizi bir nebze soğutan bu inançtır. Çocukların cennete uçtuğuna inanmamızdır. Yoksa hangi teselli o fotoğrafı göreni teskin edebilir. Hangi politik açıklama, hangi siyasi açıklama o fotoğraftaki gerçekliği hiç yaşanmamış kılabilir! Kim ya da kimler bağırırsa bağırsın, hangi mevkide kimler olursa olsun, Avrupa’ya nasıl çağrıda bulunursa bulunsun o fotoğraftaki gerçekliği değiştirmeyecektir. Kim ya da kimler Rusya’ya veya Amerika’ya ne söylerse söylesin o fotoğraftaki gerçeklik her şeyi geçersiz kılmıştır. Suriye’de başta Amerika ve Rusya olmak üzere bütün dünya devletlerinin kendi çıkarları gereği savaş sürmektedir. O fotoğraf çıkarlarını kanla besleyenlerin acımasızca meydana getirdiği bir fotoğraftır. O fotoğraftaki gerçekliği hiçbir politika engelleyemez. Hiçbir siyaset o fotoğraftaki gerçekliği silemez.
Maddiyata tapan çağdaş medeni dünya, savaş ve kanla beslenerek oluşturduğun o fotoğraftaki gerçekliğe, artık secde etsen ne fayda!