Fos kurtların ölümü yahut özgürlük türküsü şeysi

Abone Ol

Artık aynı yöne gitmek görüntüsünden başka bir şey yansımıyor. Kıyıları, köşeleri belirlenmemiş sınırsız bir özgürlük alanı içinde sanat, edebiyat, siyaset, meta, cinsellik ve diğerleri bölünerek çoğalan, çoğaldıkça bölünen bir şey haline dönüşüyor. Kar taneleri gibi. Hiçbiri gücünden, etkisinden bir şey kaybetmiyor diye söylesek, gücün ne olduğunu; farzımuhal kar tanesinin gücünün ne olabileceğini sorgulamamız gerekirdi. Söylem ideoloji, ileti adına ne varsa kullanıldı. Sadece olan değil, olması gerekenler; hatta asla olmaması gerekenler de. Gereklilik kipiyle sadece olması gerekenler şekillenseydi bunu bir sorun olarak kabul etmezdik. Ya sorun kabul ettiklerimiz? Onlar, tek tek tanımlaması yapılmaksızın da kendisi için konumlanmamış ve artık sınırlanamayacak olan özgürlüğü tepe tepe kullanan her şey. Daha çok görsele, işitsele, söyleme dayanan medya ve türevleri eliyle ve nitelikten kaybederek. Ki bu kayıp, var olanın yitirilmesi de değil. Çünkü bir yitirme söz konusu olsaydı bunu fraktal bir çoğalma gibi söylerdik. Bu daha çok virüs gibi bir yayılım ve önüne geçilemeyecek bir tür kanser. Pekala metastaz da denebilir ama o kelime fena halde iğdiş edilmiş. Oysa biz klon usulü yayılıma bile razıydık! 

Tanısı ve tedavisi yapılmayan her hastalık somut varlığı tehdit eder hale gelecektir kuşkusuz. Hastalıktan kaynaklanan halsizliği tatlı bir sarhoşluk olarak niteleyecek akla kavuştuk ya da kavuşturulduk. Otçuların yeni piyasaya sürülen bir mal için “Bunun kafası öbüründen daha iyi, adeta uçuyorsun” dedikleri cinsten. Ki insan uçmak eylemini halihazırda ulaşabileceği en üst seviye olarak bilmekte, uzaya doğru uçabilmeyi hayal etmekte. Uçmak sözcüğünün en yalın halinde kalan, buna gerçekten inanan; hoşnutluk duyan ve hoşnutluğunu cümle aleme bulaştıran hastalıklı ruh hali…

Andy Warhol’un “Dünya mevcut haliyle, sıradanlığıyla bile harika…” şeklindeki hezeyanını başta kimse dikkate almasa da modern bilinmezciliğe ve sanat alanında modern denen insanın estetik algısına temel oluşturduğu rahatlıkla söylenebilir. Dekupe bir sanat anlayışı da, çağın edebiyat, siyaset ve ideolojisi de o başta dikkate alınmayan söylemin benimsenmesi, yaygınlaşmasıyla şekillenmiş gibi. Örneğin çok konuşup hiçbir şey ifade etmeyen siyasetçi elbette makbuldür! En azından insan oluşun doğallığını, bir inanç yahut düşünce sistemine tabi olmayan başıboşluğunu, hiç olmazsa sıradanlığı yansıtır! Sonra bu mesnetsiz varoluş, bu alanının hilkat garibesi kutsanıverir sıradanlığı dolayısıyla. Yergi söz konusu olsa farklı bir atfa mı maruz kalırdı? Tabi ki hayır. O durumda da yerilebilmesi itibariyle dikkate değer olduğu, meyve veren ağaç kombinleriyle, karşıtını harekete geçirecek kadar etkin olduğu gerekçesiyle kutsanırdı. 

Tüm bu çoğalış, bütün etkinlik alanlarında ortaya konmuş olanı yok etmeyecektir. Mevcudun yerinin belirginleşmesini, benimsenmesini, önemini de sağlamayacaktır. Sürekli ve niteliksiz bir çoğalıştır söz konusu olan. Sürekli üste bina etmek dolayısıyla eskisi yadsınmadan, nitelikçe de azala azala adam akıllı ucubeye dönüşen, ucubelere anlık değer biçilen ve tuhaftır ki o değerin de tüketilebildiği bir çoğalış… Niteliksizin de alıcı bulduğu, ancak bir mübadelede tüm değerini kaybettiği, sıradanlığın bile altında kaldığı bir çoğalış. İşte kar tanesi gibi sürekli bölünen, düşen ve düştüğü yerde eriyen ama düştüğü toprağı dahi beslemekten aciz, sınırsız bir dönüşüm. Doğrudan kar tanesi bile denemez, çünkü onun toprak için gereği, işlevselliği aşikar.

Bu bariz şekilde eriyişi kimi soyut kavramların; düşüncenin, etiğin, inancın vs. yok oluşuna bağlamak isterdim. Ama değil! Topyekun bir yok oluş. İnsanın ve öğrenilebilen bir şey olarak insanlığın da buharlaşıp solunamayan havaya karışması gibi… Bir tek insanı ayırmadan üstelik… Yazık!