Başta ekonomi olmak üzere yapılan açıklamalar arasındaki fark öyle bir noktaya gelmiş ki, artık vatandaş devlet kurumu ya da özel bir kurumdan yapılan açıklamalara tereddütle bakıyor. Kısacası, rakamlar arasındaki farka ister istemez güven duyulmuyor. Böyle olunca da bir alanda yaygınlaşan güvensizlik her geçen gün genişleyerek çok farklı alanlara yansıyor. Bu arada sanal âlemde ortaya çıkan söylenti ve açıklamalar da buna eklenince sanki ülkemizde bir yalan rüzgârı estiriliyor ve toplum da bu yalan rüzgârına inandırılmaya çalışılıyor. Böyle oylunca ülkemizde gerçeklerden çok yalanlar daha bir yaygınlık kazanıyor.
Denebilir ki, insanımız yalan ile gerçeği birbirinden ayırt edebilir. Böyle olunca da yalancıların mumu yatsıya kadar yanar ve ondan sonra meydan gerçeğe kalır denebilir. Ancak her zaman böyle olmuyor, söylenen ve yapılan açıklamaların toplumda yaygınlık kazanması ister istemez gerçek ve sanal dünyada hangi kesimin sesi daha çok çıkıyorsa, toplumun genellikle binlerce kez tekrarlananların yalan ya da gerçek olduğunu anlaması güçleşiyor. Sonuç olarak genellikle sesi sürekli ve yüksek çıkanların toplumda belirleyici olmaları ihtimali artıyor. Çoğu zaman da bir yalanın yalan olduğunun ortaya çıkmasına kadar toplum yalanlarla yönlendirilmiş oluyor ki, bu durumun sebep olduğu yanlışlar ve acılar ister istemez toplumumuza fatura ediliyor.
Aslında derdim, bir genel değerlendirme yapmak değildi. Her ay açıklanan enflasyon rakamları üzerinde durmaktı. Son olarak açıklanan enflasyon rakamlarında resmi ile özel arasında var olan yüzde 100’ü aşan fark ister istemez insanı bir genel değerlendirmeye zorluyor. Son yıllarda bu hali hemen her ay yaşıyoruz. Söz gelimi Nisan ayı enflasyonu TÜİK’e göre yüzde 43,68, araştırma şirketi ENAG’a göre de Nisan ayı enflasyon rakamı yüzde 105 olarak açıklandı. Yani iki açıklamanın arasında büyük fark var. Hâlbuki yapılan açıklama enflasyonun, bir diğer ifadeyle fiyat artışlarındaki vahameti gösteriyor. Bunun sonucudur ki, ülke yönteminde sorumluluk üstlenmiş olan bazı yetkililer asgari ücreti, emekli aylıklarına yapılan zamların üzerinde üç ay geçmeden yılın ilk yarısı itibarıyla ücretlerin yeniden ele alınacağını söylüyorlar. Çünkü yapılan zamların üzerinden çok geçmeden, artışlar eriyor, dar ve sabit gelirlilerin hayatı yeniden çekilmez hale geliyor. Bunlara rağmen öylesine açıklamalar da geliyor ki, sanırsınız ülke dikensiz gül bahçesi. Keşke öyle olsa… Bu ülkede herkes insanca yaşayacağı bir gelire sahip olsa.
İnsanımız 2023’ün ilk 3 ayını borçlanarak geçiriyor. 7 Nisan haftasına kadar insanımızın borç miktarındaki artış 2022’ye göre 6 kattan fazla olmuş. Toplam tüketici kredisi ile kart borçları 1,8 trilyon lirayı aşmış durumda. Ortada böyle bir gerçek varken, enflasyonun düşmekte olduğunu söylemek toplumu rahatlatmaya yetmiyor. Bu arada vatandaşımızın borcu sürekli artarken bu işten en kârlı çıkan bankalar oluyor. Çünkü medyaya yansıyan haberlere göre bankalar yılın ilk çeyreğinde 107,2 milyar kâr elde etmiş durumda. Bir yandan faizle mücadele edildiği söylenirken, ekonomik kriz karşısında insanımızın bankalara borcu artmaya devam ediyor. Paradan para kazananların işleri yolunda gidiyor. Böyle olunca da özellikle TÜİK’ten yapılan enflasyon rakamları ile ilgili çakılmalar inandırıcılığını yitiriyor ve vatandaşlarımız da bu açıklamalar ile kandırıldığı duygusuna kapılıyor. Bu arada 16 ay sonra enflasyonun yüzde 45’in altına indiğine dair haberler de anlamını yitiriyor.