Fıtratı Korumak

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim

âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Rum 30: “O halde, ey insan; sen bir hanif olarak, yani her türlü batıl inanç ve düzenlerden uzaklaşıp bir tek Allah inancına sımsıkı bağlanarak, yüzünü dosdoğru bu dine, medeniyete, şeriata, Kur’an’ın ortaya koyduğu bu mükemmel inanç sistemine çevir. Yani, Allah’ın insan bünyesine nakşetmiş olduğu o saf, temiz ve doğal yaratılış haline dön. Unutma ki, toplumlar ve çağlar ne kadar değişirse değişsin, Allah’ın yarattığı ve varlık üzerinde egemen kıldığı yasalarda ve gönderdiği inanç kurallarında hiçbir bozulma, eskime ve değişiklik göremezsin; işte dosdoğru din ve düzen budur. Ne var ki, insanların çoğu bunu bilmez.” Allah, âlemlerin rabbidir. O, rahman ve rahimdir. Kullarına büyük merhametinden dolayı, onlara sayılması zor nimetler vermiştir. Bu nimetlerin bir kısmına temel insan hakları denir. İslam, her insanın onurunu, namusunu, özgürlüğünü, dinini, malını, canını, geçimini ve işini garanti altına alır. Bütün insanlar, doğuştan bu haklara sahiptir. Bu hakları insanlara yaratan Allah vermiştir, kimsenin bu hakları insanın elinden almaya hakkı yoktur. İslam’ın dışındaki bütün beşeri düzenler, bu hakların bir kısmını insanlara lütfediyor gözükürken, kendi çıkarlarının zedelediğini düşündüklerinde nice hakları gasp etmektedirler. O yüzden İslam’ın dışındaki tüm düzenler ve dünya görüşleri zulüm; bunları uygulayanlar da zalimdir. Fert ve toplumun yaratılmış olduğu İslam fıtratını koruması bir insanlık görevidir. Bu fıtrat sadece; Kur’an ve sünnet ile korunabilir. Bu fıtratı bozmak için oluşturulmuş organize güç ve birlikler vardır. AB, bunların başında gelir. AB, bir Yahudi ve Hıristiyan birliğidir. Bu iki kesimin tek hedefi, insanı ve yaratılmış olduğu İslam fıtratını bozmaktır. Bunlar, boşuna; “insan doğarken günahkâr doğar” demiyorlar. Bunlar, her türlü sapıklığı boşuna, hak sebebi saymıyorlar. Bugün AB’yi bir medeniyet projesi olarak gören bütün kadrolar, bu tercihleriyle insanlığa ve Müslüman topluluklara en büyük kötülüğü yapıyorlar.

KAPİTALİST DÜZENLER

Kapitalist düzenlerde kişilere ve gruplara verilecek, tanınacak hakları belirleyenler, fert ve toplumun temiz fıtratını bozanlar, iktidarı elinde bulunduranlardır. Onların lütfedip verdikleri haklar ve ahlak alınır ve kullanılır, vermedikleri ise talep bile edilemez. Kapitalist düzenlerde, halkın yönetime alet edilmesi, “demokrasi” kavramıyla gerçekleştirilir. Halkın iradesi sözü, bir aldatmacadan başka bir şey değildir. Hakk’ın değil de; güya halkın iradesine dayanan rejimin “hakkı üstün tutan adil düzen” olamayacağı bir tarafa, iddia edildiği gibi, kanunların yapılışında olsun, işleyiş ve uygulanışında olsun kendisini halk iradesinin üstünde gören kadrolar; “derin devlet” devreye girer, kanunları yapar meclis çoğunluğu ise onaylar. Kapitalist düzende; kurtlar sofrasında dişini gösterecek kadar gücü olanlar hak alırken, diğerleri avuçlarını yalarlar. Silahı, sermayeyi, medyayı, bürokrasiyi, locaları, örgütleri ve iktidarı elinde tutanlar, aralarında uzlaşarak, hak etmediklerini alırken, bunlardan mahrum olan halk ise açıkta kalmaktadır. Kapitalist düzenlerde, halka gardiyanlarını seçme hakkı verilir. Halk; kendi seçtiğini sandığı yöneticilerle, kendi kendilerini yönettiklerini zannederek avunup durur. Zalimlikte ve İslam fıtratını bozmada muhafazakâr demokratlar ile Sosyal Demokrat kadrolar arasında hiçbir fark yoktur. Türkiye’de muhafazakâr demokratları AKP, sosyal demokratları ise CHP temsil etmektedir. Bunlara benzemeyen tek hareket Millî Görüş’tür, Saadet Partisi’dir. İslam Birliği, Adil Düzen, Önce Ahlak ve Maneviyat diyen Saadet Partisi’nden başka bir parti de yoktur.

KÂĞIT ÜZERİNDE

Kapitalist düzenlerde bütün haklar ve vaatler kâğıt üzerinde kalır. Bazı anayasal haklar, uluslararası haklar, insan hakları evrensel bildirileri, insan hakları kurumları insanları susturmak için kullanılır. Bu haklar; koyunları belirli istikamete sürmek için çobanın elinde tutarak sadece göstermekle yetindiği otlara benzemektedir. Medyanın haktan hukuktan bahsetmesi, bazılarının nutukları, insan hakları savunucuları, koyunları avutmak için kaval çalan çobanlar gibidir. Kapitalist düzenler, bir aldanma ve aldatma düzenidir. Bu düzen bir yıkım düzenidir. Yirmi yıldır ülkeyi idare eden AK Parti’nin inatla yürüttüğü düzen; faizci kapitalizmdir. AK Parti’nin tercih ettiği bir başka şey ise AB’dir. AB; AK Parti’nin yol haritasıdır.
Bunun için AK Parti’nin AB’nin talebiyle çıkardığı bütün yasalar, fert ve toplumun temiz fıtratını bozmaya yönelik olmuştur. Ülkede yaşanan ahlaki ve manevi tahribat, çıkarılan bu yasalar sebebiyledir. Konuşmalarıyla milleti rahatlatan AK Parti, icraatları ile Yahudi ve Hıristiyanları sevindirmektedir. İslam’ca düşünen hiçbir Müslüman, AK Parti’nin esasa yönelik icraatlarını savunamaz. Dün dündür, bugün bu gündür siyasetiyle Türkiye güçlü bir ülke olamaz. Türkiye’nin; “Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye” olması, sadece Saadet Partisi iktidarı ile mümkündür. Bundan başkası aldanma ve oyalanmadır.

NE GÜNE KALDIK

AK Parti ve diğerleri; “ Avrupa Birliği, mazlum insanın haklarını verecek, Türkiye Küçük Almanya olunca, hak yerini bulacak, Müslümanlar tüm haklarına kavuşacak, AB üyesi Türkiye özgürlükler ülkesi olacak” deyip durdular. Geriye dönüp bir baktık ki, her şeyimiz elimizden alınmış. Fert ve toplum; hakkı, batılın elinde arar hale gelmiş, hala Hakk’a hakkıyla inanmayanların hak dağıtacağını düşünüyor. Kendisini haklamak isteyenlerin hakkından geleceği yerde, hakkı onların yanında sanıyor ve hak edip etmediği tartışılan kendi hakkını haksızlardan, hak- hukuk tanımayanlardan dileniyor. Bir adı da “Hak” olan Allah’ın hakkını tanımayan, ona hakkıyla kulluk yapma ihtiyacı duymayan kimseler, nasıl olur da Allah’ın tüm insanlara doğuştan verdiği hakları adilce dağıtır? Sadece bu tutarsız beklenti bile, Hak davaya ne kadar sarıldığımızı hakkıyla göstermeye yeter. İslam fıtratı sadece Millî Görüş’le korunabilir. Selam hidayete tabi olanlara…