Fıtrata dönüş çağrısı

Abone Ol

Gündem çok hızlı değişiyor. Modern dünyanın bunalımı bu olsa gerek. İnsan hiçbir şeyi hazmedemeden yaşayıp gidiyor. İnsanoğlunun hızı kontrol altına alması; hayat biçimini ve düşünme tarzını değiştirdi. Üç ayda gelen mektubun verdiği mutluluklar kalmadı. Aylarca beklenen yârin hasreti artık türkülere konu olmuyor. Sevenler birbirinden ne kadar uzak olursa olsun görüntü ve konuşma teknolojileri özlem duygusunu bitirdi. Artık hiç kimse yârin engin kara gözlerine bakmanın mutluluğunu doya doya yaşayamıyor. Özlem aslında sevmenin bir diğer adıdır. Tıpkı küsmek gibi; seven küser sevdiğine, sevmeyen neden küssün yabancıya. İnsancıl duygularımız tamamı ile dönüşüme uğradı. Çok hızlı yaşıyoruz. Zaman çok hızlı akıyor. Ulaşımdan, iletişime kadar her şey insan limitini zorlayacak şekilde bir hıza büründü.

Tren uzak doğuya gelmeden önce saatlerce bisikletle yolculuk yapan Doğulular trene o kadar da erken alışamadı. Kendilerine trenle iki saatte gidecekleri yolu bisikletle on saatte gitmelerinin mantığı sorulduğunda; “Geri kalan sekiz saatte ne yapacağız ki” diye cevap vermişlerdi. Artık aramızda Doğulularda kalmadı. Hamdolsun Anadolu’da hâlâ görüntülü konuşmalara inanmakta zorlanan yaşlılarımız var. Hâlâ hasret kavramının, özlem kavramının kendisi için gerçeklik ifade ettiği gönüller var. Her gün binlerce masum insan ölüyor ama hâlâ bir ağıt yükselmedi Anadolu’dan. Onlarca şehir yerle bir edildi ama hâlâ bir feryat yükselmedi herhangi bir anadan. Çünkü acılara alışık olduk. Acılar hızlı geliyor üzerimize ve hızlı gidiyor üzerimizden. Acılarımızı dahi yaşayamıyoruz. Acılarımıza yabancı olduk. Mutluluk mu hak getire…

Mükemmelliği arıyoruz haddimizi aşarak. Oysa insan hatası ile insandır. İnsan ise hatalıdır.  Muhakkak hata olacak, muhakkak bir eksik olmalı… Aksini iddia etmek, kusursuzluk ve mükemmellik sahibi olduğunu iddia etmek, tek kelime ile hadsizlik olur insan için. Güzeldir insan, güzeli arar bu yüzden. Fıtratında güzel olana bir meyil vardır. Çünkü güzeller güzelinden gelir insan. İnsan için tevhit esastır. İnsan için güzeli bir güzelde aramak ve bir güzelde bir yönden bulmak esastır.  Gerçekte de böyledir insanoğlu… Çiçeklerin biri güzeldir insana, yazıların biri güzeldir, yazılanların biri güzeldir. Bir güzeldir güzel olan.  Güzel olanı bir kere sever insan bu yüzden sevginin azı çoğu olmaz. “Seni seviyorum” demek doğru iken “seni çok seviyorum” demek söylenmiş an acı yalandır. Sevmenin azı çoğu olmaz çünkü… Az ya da çok seven yalan söylüyor demektir. Seven seviyordur. Seven kişi için sevginin tarifi mümkün değil! Dünya sevgisi olsun, ilahi sevgi olsun sevginin tarifinin mümkünü yok. Dünyaya dair herhangi bir sevgi ilahi olana ulaştırırsa anlam taşır. Gerisi mecazdır ki hakikate işaret ettikçe anlamlıdır.

En son ne zaman ağladık. En son ne zaman ağlamamızı durduramadık. Gözyaşı kutsaldır. Gözyaşı cehennem ateşini söndürür. Gözyaşı ile yoğrulursa insanın gönlü o gönülde güzel güller biter. Neden ağlayamıyoruz? Neden hasretle iç çekemiyoruz? Hasretimiz mi kalmadı, içimiz mi karardı artık… Eskiden gözyaşı şişeleri vardı Anadolu’da…  Gözyaşları ile dolmuş ve saklanmış. Gözyaşının silindiği mendiller vardı sandıklarda saklanmış… Kalmadı artık mendil türküleri… Mendile oyalar işlenmez oldu. Kullandığımız her şey gibi gözyaşımızı sildiğimiz mendillerde geçici… Tıpkı sevgi zannettiğimiz hevesler gibi…

Olduğumuz gibi olmak ve görünmek zorundayız. Doğruluk varlığın temel işleyişidir. Doğruluk varlığın aslıdır. Asılla görüntü arasında bir özdeşlik olmak zorundadır. Aksi durumda münafık oluruz aksi durumda insanlığımız elimizden gider sadece yaşayan bir mekanizmaya döneriz. İnsanın felaketidir makineleşmek. Makine kullanmak insan için kolaylıktır. Ancak insanın kendisinin makineleşme süreci başlamıştır. İnsan için işleyen bir yapı ya da insan sistemi tabiri insanı mana boyutundan koparmanın neticesinde oluşmuştur. Felakete doğru gidiyoruz. Ruhsuz bir beden nedir ki… Duygusunuz bir bakış ne anlam ifade eder ki…

Kendimizle sorunumuz var, ailemizle sorunumuz var, çevremiz ile sorunumuz var, okulda sorunumuz var, işte sorunumuz var, tabiatla sonumuz var ve nihayet varlıkla sorunumuz var. Çünkü sorunun kaynağı yabancılaşmaktır. Yabancılaştığımız şey ise aslımızdır. İlk yabancılaşma kuşkusuz ilk insanın hatası ile oldu. Bu hata bizi var kılındığımız makamdan düşürdü. İkinci yabancılaşmayı çevremiz inşa etti. Zorluklar bizi fıtratımızdan ayırdı. Zamanla yanılsamalara inanır olduk. Zamanla kopuşlarımızı gerçek sandık. Yanıldık, yanlış yollara saptık. Her zaman bir umut olsa da sığınacak her zaman bir yardımcı olsa da bizi kucaklayacak uzaklara düştük. Uzaklara doğru yürüdük. Doğrunun aksine…

Artık durmanın, zamanı yavaşlatmanın vakti geldi. Artık insan olarak kendimize gelmemiz gerekiyor. Kendimizi bulmamız için önce kendimizi bilmemiz gerek. Bulmaya çıktığımız şeyi tanımamız gerek. Aksi durumda arayışımız beyhude olur. Uzaklara değil kendi içimize dönmeliyiz. Fıtrata dönmeliyiz. İnsan olarak kurtuluşun başka çaresi yok. Fıtrata uygun olan gerçek olandır. Fıtrata uygun olan olması gerekendir. Fıtrat kaldırmıyorsa; yapılan işte, düşünce de yanlıştır. İnsan fıtraten özler, insan fıtraten sever, insan fıtraten kızar, insan fıtraten hata eder, insan fıtraten affeder.  Fıtrata dönerken fıtratımızı da korumamız lazım. Fıtrat bozulmaz belki ancak ikincil fıtratlar tarafından örtülür. Bu ikincil fıtratlar öylesine kök salar ki kişi asli fıtratına bir türlü ulaşamaz. Asli fıtrat masum ve günahsızdır. Bu yüzden kötü olan sıfattadır. Esasında kötü yoktur kötü olan sadece iyi olana ilişmiştir. İnsanlık bir fıtrata dönüş çağrısı bekliyor. İnsanlığın kurtuluşu fıtrata dönüş çağrısında gizleniyor.