Fıtrat psikolojisi ve sınanma

Abone Ol

Nefs, kişiyi hayata bağlayan bir fıtrat enerjisidir. Nefs

olmadan hayatiyet sürdürülemez. İnsanoğlunun çoğalması ancak nefsle mümkündür.

Canlılığın devamı için nefsin iştah özelliği her zaman aktiftir.  Kuvve-i zaika denilen tatma hazzı olmasaydı

nesillerin çoğalması mümkün olmazdı.

Hikmete bakın ki nefsin ikinci süvarisi olan şehvet,  iştahla aynı kökten gelir. Bedene yerleşik

olan bu haz kaynağı insanın çoğalan bir varlık olması için gereklidir.

Nefsin öteki özelliği öfkedir. Öteki özellikler gibi

öfke, insanın kendini savunması ve hayatı dengelemesi için gereklidir. Fıtrata

kodlanmış olan nefsin üç gücü sayesinde, bir yandan beşeri varoluş devam

ederken öte yandan insani özelliklerimiz ortaya çıkar.

Bu özelliklerin tamamı hayvanlarda da vardır. Hayvanlar

bu özelliklerini kontrol edemezler. Yaratılış güdüleriyle ihtiyaç, doyum ve haz arasında döngü içindedirler.

Akıl insana verilmiş eşsiz bir donanımdır. Akletme

özelliği ile insan fıtrat enerjisini kontrol etmeyi öğrenir. Nefs enerjisini

dizginleyen irade gücü, kalbin özelliğidir. Akıl tarafından kalbe ulaşılan

bilgi, kalp tarafından inanca dönüştürülür. Aklın bilgisi,  kalpteki, bir değere bağlanma duygusu yla

birleşerek irade ve eylemi meydana getirir.

Adem le Havva cennete biricik yasağı çiğnediler. Nefsin

ne denli güçlü bir enerjiye sahip olduğunu anlamak için yeterli bir sebeptir

bu.

İnsanın derecelerle yükselen bir varlık olması ancak

nefsani dürtülerini kontrol etmesiyle mümkündür. Bir bakıma iki kanatla

uçmaktadır. Bir yanda ilim, öte yanda nefsten arınma. Adem peygambere öğretilen

isimler akla kaynaklık eden bilgileri içermektedir. Akılda var olan bilginin

tek başına geçerliliği sınırlıdır. Kalbte inanma duygusunun bu bilgiyi aksiyona

dönüştürmesi gerekir. Aksi halde nefs enerjisi aklı aldatabilir. Kalp olmadan

aklın nefse karşı gelmesi mümkün değildir. Çünkü düşünce ya da bilgi ile duyu

ya da dürtü farklı özelliklere sahiptir. Ancak kalbte yerleşik duygular

dürtüleri kontrol edebilir.

Cennetten kovulma hikayemize baktığımızda, akıl ve yasak

bilgisi yerli yerindedir. Bunun yanında gerekli olan iman zaten Adem peygamber

için şüphe götürmez. İnsan o halde neden aldanmıştır.

Şeytanın varlığı bir ayartıcı olarak geçerli bir sebeptir

bu konuda. Şeytanın Adem i kıskanması ve ona secde etmemesi ondaki kuvve-i

gadabiyeyi gösterir. Ateşten yaratılmayı üstün görerek kibirlenmiştir. Kendini

beğenme ve bu sebeple öfkelenme insanda da var olan duygulardır.

Bir bakıma şeytanın öfke gücü, bir davranış üzerinde

inanma gücünü perdelemiştir. Ancak bu ayartı sadece bir davranış üzerinde

gerçekleşmiş ve Allah inancında bir zaafa yol açmamıştır.

Biricik meyve yasağını çiğnemek öyle bir davranıştır ki

insanoğlunun yaşayacağı mekan kalıcı olarak değişmiştir.

İnsan ilk hikayesinde, başka bir çok özelliği arasından

onun için seçilmiş bir tablo vardır. Bu tabloda üç şey vardır. Bilgi, duygu ve

davranış. Doğru bilgi, doğru inançla birleştiğinde doğru davranış ortaya

çıkmayabilir. Bir başka etki karşısında; ayartıcı bir başka güç karşısında

insan yenilgiye uğrayabilmektedir.

SINANAN VARLIK

İNSAN!

Sınanmak ya da imtihan, insan psikolojisinin temel

dinamiklerinden biridir. Ego ya da nefs insanı ateşe atmak ister. İştah, şehvet

ve öfke dürtüleriyle sınanan insan kendini kontrol ettikçe yükselişi gerçekleşir.

Aklın bilgisi ya da inandım demek yetmez. İnanma düzeyiniz test edilecektir.

Bir değere bağlı olarak yaşamak, AVM den alışveriş yapmaya benzemez. Karşılıklı

bir pazarlık yoktur. İnsanın öteki insanlarla arasında ki derecesi,

sınanmalarla ortaya çıkar ve insan böyle kazanır.

Nefs en büyük sınanma aracıdır. Onda saklı olan bir çok

sır vardır. İnsanı cennetten yeryüzüne düşürmüştür. İnsanın başına gelen

sıkıntı ve sorunların büyük kısmı nefsten kaynaklanmaktadır.

Nefs gördüğüne ve hayal ettiğine nehrin yatağın akması

gibi akar. Haz ve doyumla pembe tablolara kaynaklık eder. Bununla birlikte

insanın başını derde sokar.

İçimizde dizginlenmek üzere yaratılan vahşi bir aygırdır.

Dizginlenmeyen her nefs sahibini sırtından atar. Nefsini dizginlemeyen ya da insana

bir sınanma olarak verilen nefsin arzularına müptela olmak, insan tarafından

bilindiği halde yenik düşmek kaçınılmazdır.                                                         

Nefsin hem taşıyıcı hem de bağımlı kılan iki karakteri

vardır. İnsan nefsiyle gayrete gelmektedir. Ancak ona karşı kalbi ve aklıyla

irade gösteremeyenleri avlamaktadır.

ÖFKE VE KENDİNİ

BAĞANME*

Öfkeyi meydana getiren şeyler kendini beğenme, övünme,

tartışma, inat, şaka, kibir, alay etme, sözünde durmama, zulüm, insanların uğrunda

yarıştıkları ve kıskandıkları zevkli şeylerin ardına düşmelidir. Bütün bu

saydığımız tutumlardaki ortak amaç, öç alma arzusudur. Bütün bunlar, sonuç

olarak öç almaya yönelir. Öfkeden sonra pişmanlık, hemen veya ileride

cezalandırmayı bekleme, mizacın değişmesi ve çabucak acı duyma gibi duygular

ortaya çıkar.

Kendini beğenmeyi tanımlayacak olursak, bu gerçekte

kişinin kendisini layık olmadığı bir derecede görmesidir diyebiliriz. Kendisini

bilen kimsenin görevi, birçok kusur ve eksikliklerinin bulunduğunu bilmektir.

Üstünlük, insanlar arasında o şekilde dağıtılmıştır ki, birinin mükemmelliği,

ancak ötekilerden her birinin faziletleriyle gerçekleşir. Fazilete ulaşmak için

başkasına ihtiyaç bulunduğuna göre, kişinin kendisini beğenmemesi gerekir.

Övünme, dıştaki şeylerle üstünlük yarışına girmektir.

Kendisinin dışındaki bir şeyle böyle bir yarışa giren kimse, bunu sahip

olmadığı şeyle yapıyor demektir. İnsan, her an tehlikelere ve yok olmaya maruz

kalan ve hiçbir zaman güvenemeyeceği şeylere nasıl sahip olabilir

Allah ın şu kesin ve açık ayetleri, bu gerçek için en iyi

örnek teşkil eder:

Onlara iki adamı misal olarak göster; onlardan birine

iki üzüm bağı verdik Bağın altüst olmuş çardakları karşısında, emeğine içi

yanarak ellerini ovuşturup kaldı.

Onlara, dünya hayatını tıpkı şöyle olduğunu anlat:

Gökten indirdiğimiz su ile yeryüzünde yetişen bitkiler birbirine karışır,

nihayet kum bir çöp haline gelip rüzgarlar onu savuruverir. Allah ın her şeye

gücü yeter. Kur an-ı Kerim de bu tür örnekler çok olmakla beraber Hz.

Peygamber den rivayet edilen hadisler de çoktur. *(Tezhibu l Ahlak)