Cevdet Said, bireysel ve toplumsal değişmenin yasaları
adlı eserinde fıtratın anlamı gerçeğe meyletme yeteneğidir, bu yetenek,
kendisine seçme şansı tanındığı zaman fıtrata gerçeği seçtirir. der ve insan
fıtratının iyiliğe meyyal olduğunu vurgular. Bunun örnekleri ile gündelik hayatta
pek çok kere karşılaşırız. Mesela, kendisine tebliğ ulaşmadığı halde hakikati
arayıp bulan ve istikamet üzere yaşayan insanlar vardır. Onlar karanlığı
yararak ışığa ulaşıp, yeni bir güne doğan güneş gibidirler. Ya da karanlığın
baskın olduğu topluluklardan öyle insanlar çıkar ki, bu insanlar her şeyi göze
alarak ezilenlerin safına geçerler. Bütün bunlar saf insan fıtratının iyiliğe
eğilimli olduğunun göstergesidir.
İyiliğe karşın kötülük insan fıtratıyla uyumlu değildir.
O yüzden kötülüğe bulaştığınızda iç dünyanızda bir rahatsızlık hissedersiniz.
Fıtratınızla uyumlu olmayan bir tutum içinde olduğunuzda, bunun negatif
etkileri ile er geç karşılaşırsınız. Yani, hatalarınız, iç sıkıntısı ve bunaltı
olarak size geri döner. O yüzden tutum ve tavırlarımızın fıtratımıza uygun olup
olmadığını tartmak zorundayız.
Varlık âlemine damgasını vuran insan, akıl ve irade
sayesinde bu ayrıcalığını koruyabilir. Yani aklın insan olma
mükellefiyetlerimizi koruması ve sabit kılması gerekir. Cenab-ı Hak bize akıl
ve iradeyi verince biz koca dünyayı kendi kapsama alanımızın içinde bulduk. Bu
hem iradi olarak hem akli olarak böyleydi. Fakat verilen canlı cansız her şey,
bize hem emanet hem de yardımcı varlıklar olarak yaratıldıklarını vurgulayarak,
mükellefiyetlerimizi hatırlatırlar.
İyi ve kötü hayatın içinde vardır, bizler irademizi
kullanarak ikisinden birini seçeriz. Rabbimiz Kutsal Kitabı Kur an ve Hz.
Peygamber in sünneti vasıtasıyla seçimimizi hangi yönde yapmamız gerektiğini
bizlere gösteriyor. Müslüman bir ailede çocuk erken yaşlarda iyi ve kötünün
ayırdına varır. Zira hayat bu iki kavramın çarpışmasından ibarettir. Müslüman
ise reyini daima iyiden yana kullanır.
İnsan bir yandan, nefsi zaaflarıyla aşağı doğru
meylederken, öte yandan, ruhunu yukarı hakikate doğru çevirir. İnsana verilmiş
olan vicdan olgusu ise tamamen onun üst kişilik boyutuyla ilgilidir. Vicdanın
bilgiyle değil daha çok imanla alakası vardır. Yoksa çağımızda, bir çok aydın,
münevver, bilimadamı, düşünür bilgi ve donanımları ile öne çıkarken vicdani
hassasiyetlerini kaybedebiliyorlar.
Vicdanın mizacı iyiliğe yani insan fıtratına uygundur. O
yüzden iyilerin bu noktada daha önde olduklarını görürsünüz.