İnsanın olduğu her yerde mutlaka sorunlar olur. İnsan ile şeytan arasında alttan alta bir çekişme var. Bu görünmese de böyle. Şeytan kendine düşeni eksiksiz yerine getiriyor. İnsan ise bir yanlışa kapılınca onun esiri konumuna düşüyor. Bitmez tükenmez bir çekişmeye dönüyor.
Sevgili Efendimizin olduğu ortamda kendine pek yer bulmadı. Bulsa bile çarçabuk o ortamdan kovuldu veya bastırıldı. Ya da kötülükler çekip gitmek zorunda kaldı. Uyarıcı güç her an için devredeydi. Fakat Sevgilinin irtihalinden sonra şeytan yaptı yapacağını.
Kararlılık ve sezgi onun önünü kesmeye yeter. Fakat küçük bir başlangıç, bir oyuk çatlakların ve uçurumların büyümesine neden oluyor.
Hz. Ali Efendimizin yönetimi döneminde gene Sevgili Efendimizin en yakınları arasında ciddî bir kargaşa yaşandı. Hz. Aişe, Hz. Zübeyr ve diğerlerinin yaşadığı acılar tarihe düşmüş kayıtlardır. Fitne ortalığı kasıp kavurdu ve büyük felaketlere neden oldu. Ardı arkası kesilmedi. Hz. Aişe’yi kuşatanlar devesini ok yağmuruna tuttular. Onu o felâketten kurtaran Hz. Ali Efendimiz oldu ama Hz. Zübeyr’in şehadetini engelleyemedi çünkü fitne kazanı korkunç fokurduyordu. Onu şehit edenler zafer kazanmışçasına Hz. Ali’ye koştular. Koştular ama tersyüz oldular. O gün bugündür bu fitne kazanı durmadı hiçbir zaman da durmayacak.
Sosyal medya denilen şey ortaya çıktığından beri fitne kazanı daha çok kaynamaya ve fokurdamaya başladı. Geçenlerde bir haber düştü sosyal medyaya bir sanatçının ölüm haberi verildi. Haberin altına kendilerince yorumlarda bulunuldu. Haber sitelerine baktım böyle bir haber yoktu ve yalandı. Kimi zaman olumlu olanlar elbette karşılık bulabiliyor. Ne ki neyin sağlıklı olduğunu ya da olmadığını kestirmek çok güç.
Medyada yer alan kalem sahipleri taraf olarak kalemlerini birer kanlı kılıca dönüştürdüler. Müslümanlar kendi aralarında birbirlerine salvolar düzenliyor. Korkunç bir ortam var, göz gözü görmüyor kulak kulağı duymuyor. Savaşçılar komutanlarının önünde cansiperane savaşıyorlar. Akan kanın ötesinde Müslümanların sahihlikleri, güzellikleri, iyilikleri. Kötülükler ortama egemen durumda. Böylesi bir durumda bir kenara çekilip olanı biteni izlemek de bir taraf olma anlamına geliyor. Bu tutum da gene zarar veriyor. Tarafsızlık olayların önüne geçilmesi olasıyken olayların büyümesine katkı sağlama anlamına geliyor. Müslümanların birlikteliğini sağlayacak kötülüklerin ve çirkinliklerin ortadan kalkmasını önleyecek davranışlarda bulunmamak da sorumsuzluk.
Uyarıcılıklar ölçülü olmadığı sürece ortamın sakinleşmesini beklemek de bir o kadar güç.
İnsanların duygusallıkları da bu gibi olumsuzlukları tetiklemesi çok daha kolay oluyor. Duygu aklın önüne geçince önü alınamaz bir durum yaşanıyor.
Lider konumunda olanlara düşen sorumluluk duygularına yenik düşmeden daha sakin ve daha olgun davranmalarıdır. Olumsuzlukları savuşturmaları gerekir. Onlara düşen de budur. Önder olanlar soğukkanlılıklarını yitirirlerse ardılları asla sağlıklı düşünemezler. Onlar gözü kara atılıyorlar, neyin ne olduğunu düşünmezler, tartmazlar. Öfkeli bir ses tonu ya da duygusal bir yaklaşım ortamı daha çok gerer. Günümüzde en çok da yaşananlar bundan.
Bugünün Müslümanlarının taraf olmaları daha çok duygu yüklüdür. Biraz da kışkırtma dolu desek daha doğru olur. Yaşanan bu olumsuzluklar asla bilince ve düşünceye dayanmıyor.
İnsanlar birbirlerinin kusurlarını görmek ortaya çıkarmak için sanki özel görevlidirler. Birbirlerini karalamak adına en olmadık yollara başvururlar.
Tarihin önünde sorumluyuz, insanlık adına sorumluyuz. Daha da önemlisi Müslümanların bugünkü bu karmaşa ve karamsarlıktan kurtarılması. Zor bir süreçteyiz ve sorumluluklarımız çok ağır. Sadece kendimizden yani benimizden sorumlu değiliz. Bu bataklık hepimizi çekip içine alacak ve yutacak. Yangını körüklemek, bataklığı daha balçıklı hâle dönüştürmeden sağlıklı bir düzleme geçmekle yükümlüyüz. Yoksa kendimizi asla kurtaramayacağız.