Fitneler ve Savaşlar 3

Abone Ol

Fitneler ve Savaşlar – 3

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, iki cihan saadetimiz için bizlere İslam’ı

ihsan eden, Allah(c.c)’a hamd, muallimimiz, liderimiz, Peygamberimiz Hz.

Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya salât ve selam olsun.

İnsanlar! beyler ve bayanlar, Allah(c.c)’ın varlıkların en

şereflisi olarak yarattığı kullar, doğması ve ölmesi elinde olmayan bizler…

Müslümanlar, müminler, kâfirler, müşrikler, münafıklar; her inanç grubundan

insanlar olarak hepimiz bilmeliyiz ki, yaşanılan hayatın ve bütün kâinatın tek

ve mutlak hâkimi Allah’tır. Bizler bu hâkimiyet sınırlarını aşarak, Allah’ın

kuvvet ve kudretinin etkisiz olacağı, bize has başka bir hayat alanı inşa

edemeyiz. Buna kimsenin gücü yetmemiştir, bundan sonra da kıyamete kadar

yetmeyecektir.

Cehaletin, ahmaklığın, nankörlüğün gereği yoktur. Hepimiz

Allah’tan geldik, Allah’a döneceğiz.

İnsana aklı Allah vermiştir. Akıl, hak ile batılı bir

birinden ayırmaya yarayan kalp içinde bir nurdur. İnsan aklıyla mükelleftir,

sorumludur. Akıl, Kur’an ve Sünnetin yani İslam’ın emrinde olursa saadet, barış

ve huzur sebebi olur. Şayet akıl, şehvetlerin, kötü arzuların, kötülükleri

emreden nefsin ve batıl şeylerin emrinde olursa o zaman da felakete uğramanın,

helak olmanın sebebi olur. Allah insanı ayrıca, doğruyu yanlıştan, iyiyi

kötüden, güzeli çirkinden, faydalıyı zararlıdan, adaleti zulümden ayırma

meziyetleriyle donatandır. Cüz-i irade nimetini verip insana seçme hakkını ve

imkânını veren de Allah’tır. Bu nimetlerle donattığı insana, rahmetinden,

şefkatinden dolayı Allah, İslam dinini ihsan etmiştir. Allah insana verdiği

nimetlerini İslam ile tamamlamıştır. 

İnsanlara bu nimetleri veren Allah’ın onları bu nimetler

sebebiyle imtihan etmesi adalet sıfatının gereğidir ve Allah, kullarını bu

nimetlerden dolayı imtihan etmektedir. Bu imtihan, bir insanın bu nimetlerden dolayı şükreden birisi mi,

küfreden birisi mi olacağı imtihanıdır. İmtihan, doğru ve yanlış tercih

imkânının bulunmasını gerektirir. Bu imtihanın doğru tercihi olarak Allah

insanın önüne İSLAM’I, yanlış tercih olarak da BATILI koymuştur. Kitapsız ve

öğretmensiz imtihan olmaz. Dünya imtihanını kazanalım diye Allah kitapları,

öğretmenler olarak da peygamberleri göndermiştir. Rabbimiz buyuruyor: “İnsanlar

bir tek ümmet idi.

Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberleri

gönderdi. İnsanlar arasında, anlaşmazlığa düştükleri hususlarda hüküm vermeleri

için, onlarla beraber hak yolu gösteren kitapları da gönderdi. Ancak kendilerine

kitap verilenler, apaçık deliller geldikten sonra, aralarındaki kıskançlıktan

ötürü dinde anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenlere, üzerinde

ihtilafa düştükleri gerçeği izniyle gösterdi. Allah dilediğini doğru yola

iletir.” (Bakara: 213)

Allah son olarak da Peygamberimizi göndermiştir.

Peygamberimiz, bütün insanlığa gönderilmiş son peygamberdir. “Andolsun ki

içlerinden, kendilerine Allah´ın ayetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan)

kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber

göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce

onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.” (Ali İmran: 164)

İMTİHANDAYIZ

Hz. Âdem(a.s)’den Peygamberimize kadar gelen bütün nesiller

bu imtihandan geçtiler. İman edenler kurtuldular. İnkâr edenler helak oldular.

Peygamberimiz geldi. Saadet asrından günümüze kadar yaşayan insanlardan iman

edip İslam’a bir hayat nizamı olarak bağlananlar kurtuldular. İslam’ı

reddedenler ise perişan ve zelil oldular. Bu asrın insanları da, bu asırdan

sonra gelecek insanlar da, son olarak yaratılacak insana kadar bütün insanlık

bu imtihandan geçecektir. Peygamberimizden sonra başka bir peygamber

gelmeyeceğindendir ki, insanlığı ıslah sorumluluğu Peygamberimiz ve ashabının

üzerinde yürüdükleri yolu takip eden vasat ümmet olanlar yürüteceklerdir.

Peygamberimiz buyuruyor: “Ümmetimden, her zaman Allah’ın emrini ye¬rine

getirmekte sabit, kendilerini yalanlayanların ve muhaliflerinin zarar

veremeyeceği bir ümmet var olmakta devam edecektir. Bu topluluk, Allah’ın emri

gelinceye (kıyamete) kadar, hep bu doğru yol üzerinde sabit bulunacaklardır”.

(Buharı ve İbn Mace)

Böyle bir ümmet olmanın karşılığı olarak Peygamberimiz şöyle

buyurmaktadır: “Bu ümmetime rahmet edilmiştir. Ahirette azap görme¬yecektir.

Dünyadaki azabı ise fitneler, depremler ve öldürme olacaktır.” (Ebu Davud)

Fitneler, Depremler ve Savaşlar…

Fitne, İslam’dan uzaklaşmak ve batıl şeylere ve haramlara

bulaşmaktır. Peygamberimiz (s.a.v) bu hususta muhacirlerin şahsında bütün

ümmete şöyle seslenmiştir: “Ey muhacirler topluluğu! Müptela olacağınız beş şey

var ki onlara müptela olmanızdan Allah’a sığınıyorum: Bir toplumda fuhuş

orta¬ya çıkarsa, mutlaka onlar arasında geçmişlerinde görülmemiş salgınlar ve

sancılar yayılır. Eksik ölçüp tarttıklarında mutlaka kurak senelere, kıtlığa ve

iktidarın zulmüne maruz kalırlar. Mallarının zekâtını vermediklerinde mutla¬ka

yağmurdan yoksun kalırlar. Hayvanlar olmasa onlara hiç yağmur yağmaz. Allah’ın

ve Rasulünün ahdini bozduklarında Allah mutlaka onlara yabancı¬ları olan

düşmanlarını musallat kılar. Düşmanları, ellerindekini alırlar. Yöneticileri

Allah’ın kitabıyla hükmetmeyip de Allah’ın indirdikleriyle alay ettik¬lerinde

Allah mutlaka aralarında iç savaş meydana getirir.” (İbni Mace) Bugün başımıza

gelenler bu hadiste sayılanları işleyen bir toplun olduğumuzdan değil midir

FİTNE YOK, İSLAM HÂKİM OLUNCAYA KADAR

Bizim dünya imtihanımız İMAN ve CİHAD olarak bir HAK-BATIL

mücadelesi imtihanıdır. İnananlar İSLAM için, inanmayanlar da BATIL GAYELER

için savaşırlar. Allah(c.c) bu gerçeği bize kitapta şöyle açıklamaktadır: “İman

edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tağut (batıl davalar ve

şeytan) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe

yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır.” (Nisa: 76)

Müslümanlar tek bir ümmet, inanmayanlar ise tek bir

millettir.

Günümüzde cereyan eden olaylara Müslümanlar bu cihetten

bakmak zorundadırlar. Eğer biz olaylara bu cihetten bakmaz isek doğru tarafta

bulunma imkânımızı yitirmiş oluruz. Son dönemin hareketli bölgesi Suriye’dir.

Irkçı Emperyalizm, Hıristiyan batı ve onlarla birlikte hareket edenler bu

bölgede savaşı körükleyenler ne için savaşıyorlar Bu bloğun vurucu gücü hiç

şüphesiz NATO’dur. Bu bloğun varmak istediği gayenin Büyük İsrail’in kurulması

olduğunu bilmeyen var mı ABD, AB, RUSYA, ÇİN, FRANSA, ALMANYA, İNGİLTERE gibi

ülkelerin başını çektiği bu dünyanın gayesinin İslam’ın hâkim olması ve

böylelikle insanlığın huzura kavuşmasını temin etmek olduğunu söylemek mümkün

müdür Suriye’de savaşan tarafların hesabının tutmayacağının bilinmesi gerekir.

Bu savaş Müslümanların yeniden dirilişinin başlangıcı olacaktır. Biz bu

neticeyi Peygamberimizin bize bildirdiklerinden çıkarıyoruz. Bu neticenin

doğruluğunu görmek isteyenler sahih hadis kitaplarının fitneler, savaşlar ve

kıyamet alametleri bölümlerini okuyabilirler.  

Biz bu savaşlarda Allah ve Resulünün emirlerine uygun olarak

Muhammed’i ve İbrahim’i bir duruş sergilemek zorundayız. Türkiye’de bu duruşu

gösterenlerin başlattığı hareket Milli Görüş hareketidir. Milli Görüş, kırk

yıllık mücadelesinde batılıların İslam âleminin başına örmek istediği bu

tehlikeyi millete anlatmış, çözümün Avrupa Birliğinde değil; İslam Birliğinde

olduğunu göstermiştir. Bunun için D-8’i kurmuştur. Bu bir şuur meselesidir.

Rabbimiz Şöyle buyuruyor: “Muhammed Allah’ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar

da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler…” (Fetih: 29)

Müslüman olmak ancak Allah ve Resulünün arzuladığı gibi

olmayı gerektirir. Rabbimiz buyuruyor: “Fitne tamamen yok edilinceye ve din

(düzen ve kulluk) de yalnız Allah için oluncaya kadar onlarla savaşın…”

(Bakara: 193)

İslam düşmanlarının samimi Müslüman topluluklar karşısın

savaşma kabiliyeti de yoktur. Rabbimiz buyuruyor: “Onlar (ehl-i kitap) size,

incitmekten başka bir zarar veremezler. Sizinle savaşa girecek olsalar, size

arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.” (Ali İmran:

111) “Onlar müstahkem şehirlerde veya siperler arkasında bulunmaksızın sizinle

toplu halde savaşamazlar. Kendi aralarındaki savaşları ise çetindir. Sen onları

derli toplu sanırsın, hâlbuki kalpleri darmadağınıktır. Böyledir, çünkü onlar

aklını kullanmayan bir topluluktur.” (Haşr: 14)

Müslümanlar batıla karşı vermekte oldukları mücadelede şu

ayette ifade edilen hususlara da dikkat etmek zorundadırlar. Rabbimiz

buyuruyor: “Ey iman edenler! Eğer benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak

için çıkmışsanız, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi

göstererek, gizli muhabbet besleyerek onları dost edinmeyin. Oysa onlar, size

gelen gerçeği inkar etmişlerdir. Rabbiniz Allah’a inandığınızdan dolayı

Peygamber’i de sizi de yurdunuzdan çıkarıyorlar. Ben, sizin saklı tuttuğunuzu

da, açığa vurduğunuzu da en iyi bilenim. Sizden kim bunu yaparsa (onları dost

edinirse) doğru yoldan sapmış olur.” (Mümtehine: 1) vesselam.