Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Ankebut 2: “İnsanlar, canlarıyla, mallarıyla ağır imtihanlardan geçirilmeden, sadece:
“İman ettik” demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar?” Kur’an, insanın bu dünya hayatında sürekli olarak deneneceğini, bu maksatla yürütülen imtihan geçeceğini haber verir ve bunu bu ayette fitne kavramıyla dile getirir. Fitne; altın ve gümüş gibi herhangi bir madeni, tortusundan ayırmak için ateşte yakıp eritmek manasına gelir. Ayrıca fitne kavramı; deneme, imtihan, bela, yanmak, yakmak, mihnet, mal, evlat, ayartma, kışkırtma, zulüm, baskı, işkence, günah, haktan sapma ve saptırma, çıldırmak, kanlı çarpışma, vesvese ve mazeret gibi anlamlarda da kullanılır. Kur’an; dünya imtihanını, insanı eğiten bir araç olarak kabul eder. Bunun için Kur’an; mal, evlat ve diğer nimetleri fitne olarak niteler. Bilinmelidir ki Allah'ın yarattığı imtihan araçları ile insanların sebep olduğu olumsuz işleri birbirine karıştırmak doğru olmaz. İnsanların ortaya çıkardığı fitneler, olumsuz şeylerdir ve bunlar ölümden beterdir. Bu tür fitneler ortadan kalkmadıkça savaş durmaz, kardeşlik ve barış, adalet ve saadet düzeni kurulmaz. Çünkü böylesi fitneler, İslam’ın adil düzenini ihlal, ifade ve inanç özgürlüğünü istismar etme sonucunu doğurur. Görüldüğü gibi, insanları davalarından vazgeçirmek veya içeride ümmeti zayıflatacak kaba kuvvet de dâhil her türlü eylem, fitne kavramının anlam sahasına girer. Meşru lidere muhalefet, siyasi fitneyi, inkâr, şirk, nifak ve bidatler de dini fitneyi oluşturur. Bu fitne, bilgi ve basiret eksikliğinden ya da heva ve hevese düşkünlükten kaynaklanır. Kur’an; müminlerden, fitneci zalimlere güçlü bir irade ve etkili bir örgütlenmeyle karşı koymalarını ister. Enfal 39: “Temel hak ve özgürlüklere yapılan tecavüz, baskı, zulüm, işkence ve fitne ortadan kalkıncaya, Allah için İslam’ın ahlaki, iktisadi, hukuki ve kamu düzeni, ülkede tamamen yerleşip işler hale gelinceye kadar onlarla savaşın. Eğer inkâr ve fitneden vazgeçer, direnmeyi bırakırlarsa bilin ki, Allah onların edip eylediği her şeyi görmektedir.” İslam’ın bu temel emrine uygun olarak bugün bu mücadeleyi yürüten Millî Görüşçülerin, kendi aralarındaki birliği bozmamaları, dava bütünlüğünü parçalayan ve toplumu bölen görüş ayrılıklarından uzak durmaları, inancın gereğidir. Şuurlu Müslümanların kendi içlerinde bölünüp fitneye düşmeleri, İslam adına endişe verici bir gelişme olduğundan onlar, “her grubun kendi görüşünden memnun olduğu” bir parçalanmaya karşı kesin bir dille uyarılmışlardır.
GERÇEKLER
Türkiye, İslam ülkeleri ve Müslüman topluluklara Kur’an’ın telkin ettiği hidayete tabi olanlara yönelik şu mesajını hatırlatmanın, bazı gerçeklerin görülmesinde faydalı olacağı muhakkaktır.
Enfal 73: “Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini inkârda ısrar eden kâfirler, aslında birbirlerinin velisi ve müttefikidirler. Eğer siz de, öyle ittifaklar yapmaz, haklarınızı ve menfaatlerinizi koruyacak teşkilât ve otoriteye sahip olmazsanız, ülkede ve yeryüzünde fitne, baskı, zulüm ve işkence doğar, büyük bir kargaşa ve dengesizlik baş gösterir.” Bugün dünya Siyonizm’i ve müttefikleri ittifak halinde batıl davaları için topyekûn olarak mücadele ederken, Müslümanlar İslam davasından kopmuşlar, ittifaklarını bozmuşlar, basit dünyalık çıkarlar için birbirlerine düşman kesilmişlerdir. Bu yüzden İslam dünyası, yaygın bir kargaşa ve zillet içine düşmüştür. Bu durumun başlıca sebepleri şunlardır: 1. İman zayıflığı: İslam coğrafyasında yaşayan çok sayıda insanın taşıdığı inanç, İslam'a sadakati içermiyor ve Kur’an'ın sunduğu dine cevap vermiyor. 2. Kur’an’dan uzak durmak: Kur’an; kendi görüş ve çıkarlarını ön planda tutan ekollerin aleti durumuna düşürülmüş ve susturulmuştur. 3. Düşünce tembelliği: Müslüman kitleler, kendilerine ait fikirlerle değil, başkalarının telkin ettiği düşüncelerle hareket ediyorlar. Fikir ve kavram üretmiyorlar, İslam’ca düşünüp, İslam’ca yaşamanın derdini taşımıyorlar. 4. Sosyal ve siyasi krizler: Dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek isteyen Siyonizm ve müttefikleri, Müslümanların hayata aktif biçimde katılmalarını istemiyorlar. Müslümanların ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel etkinlikler gösterip İslam’ı yaşanan hayata taşımalarına karşı çıkıyorlar. Bunun için Müslümanları ve insanlığı köleleştirmek için bir hile rejimi kurdular, adına demokrasi dediler. Bir köle düzeni kurdular, adına komünizm ve kapitalizm dediler. Bir eğitim modeli geliştirdiler adına materyalist, çağdaş ve modern eğitim dediler. Bunlarla Müslümanlar arasında sosyal ve siyasi krizler çıkardılar. Böylece Müslümanların hayatlarını kontrol eder hale geldiler, istikballerini de adeta ipotek altına aldılar. İslam dünyası bu gerçekleri görmeden, yeniden dirilişin ve ayağa kalkışın kapısını aralayamaz.
TEK ÇARE
Müslümanların ve insanlığın Siyonizm ve müttefiklerinin ürettiği fitne ve fesattan kurtulmalarının tek çaresi vardır. O da din ve düzen olarak İslam’dır. Bunun için de Müslümanların; Kur’an’ın ortaya koyduğu esasları ve kavramları dikkate alarak, yeni bir saadet medeniyetinin inşası için çalışmaya başlamaları gerekir. Bu asrın insanının içinde bulunduğu krizden kurtulması hamasetle, eyleme dönüşmeyen hitabetlerle çözülmez. Günümüzde Müslümanların duyarsız tavırları, aktif İslam’ca bir gayrete dönüşmedikçe Allah onların durumlarım değiştirmez. Müslümanları yöneten liderler ve kadroları, genelde İslam'a karşı duyarsız ve hayatın gerçeğinden habersiz kişilerdir. Şuurlu İslami hareketlere öncülük eden kimi liderler ve kadrolar da, gittikçe güven kaybına uğruyorlar. Millî Görüşçüler ve Müslüman topluluklar; sorunları büyüten yanlışlara düşmek yerine, onları aşan etkinliklere öncelik vermelidirler. Zihniyet; yani akide, düzen; yani adil düzen ve kavram; yani Kur’an kavramlarını yeniden etkin hale getirme çalışmalarını canlı tutacak bir kurumsal yapıya kavuşmalıdırlar. Zafere koşarken Kur’an’ın verdiği mesajların nurunu önlerine almalıdırlar. Bunu da nefsine esir olanlar değil, sadece “hakkını vererek cihat edenler” yapabilir. Selam hidayete tabi olanlara…