Suriye-Irak çerçevesinde, İslam ı ve kutsal kavramlarını
uluorta gerekçe göstererek ortaya çıkan hareketin yol açtığı yıkım doğrudan iç
bünyeye yönelik olması dolayısıyla korkunç bir fitneyi ateşlemiştir. Dış kaynak
arayışı, çoğunlukla yapılageldiği üzere, bu fitne ateşini söndürmek şöyle
dursun, asıl fitnenin vahametini gölgeleyici etkide bulunabilir. Dıştan gelen
saldırılar, istilalar, işgaller ve tasallutlar ne kadar örseleyici ve yıkıcı
olsalar bile Müslümanların ya da Müslüman toplumların, belli tahribatlar
meydana getirmiş olmalarına rağmen, iç dünyalarına tam nüfuz edememişlerdi.
Elbette ortaya çıkan tahribatların, yıkımların ve zararların etkileri dışta
gerçekleştiği için, iç bünyenin kendini onarması ya da yenilenmesi zaman almış
olsa da, mümkün olabilmişti.
Oysa Suriye den başlayarak Irak a genişleyen yıkım,
doğrudan iç bünyeyi mekan olarak kullanmaktadır. İç bünyenin dayandığı kavram
ve ilkeler, bizzat iç bünyenin yok edilmesi sonucunu doğuracak şekilde devreye
sokulmuştur. Dayanılan kavramların mahiyetleriyle, ilkelerin ölçü olma
nitelikleri birbirini yok edici anlam ve yorumlar ile ortaya sürülmektedir.
Daha basit ifadesiyle yüce amaçların gerçekleşmesini sağlayıcı meşru ve makul
araçlar arasındaki uyum, daha baştan birbirini nakzedici nitelikte
görülmektedir. Sözgelimi İslam devleti ile cihat kavram ve ilkeleri, hem
kendi aralarında anlamlı bir uyumdan yoksun kılınmış, hem de bizzat bu kavram
ve ilkelerin kendi bağlam anlamları boşaltılmış görünmektedir. En yalın
anlamında cihat ın dayandığı gerekçenin sıhhat şartı, yani mahiyet uygunluğu,
seçilen keyfi hedefe bağlanmış gibi durmaktadır. Cihadın muhatabının,
hedefinin, yaşlı, kadın, erkek ve çocuk Müslüman olduğunu ileri sürmek, onun
mahiyet ve ruhuyla bağdaştırılamaz. Bir kişi, grup ve grupların, belli bir
Müslüman çoğunluğunun rızasına rağmen, yaptıkları fiili cihat olarak
nitelendirmeleri, gerçek anlamda yok hükmünde sayılmalıdır. Kaldı ki, yapılan
fiillerin gasptan katle (öldürme), ırz ve namusa tecavüzden birçok seyyiata,
cürme kadar uzandığı söylenebilir. Asıl bu tür fiilleri icra edenlere karşı
Müslümanların karşı koymaları, mücadele etmeleri cihat ın kapsamındadır ve
mahiyetine uygundur, denebilir.
Elbette gerçeklikten, maslahattan uzak indî mütalaaların
fetva konusu olup olamayacakları ayrı bir tartışma konusudur. Ancak yaşanılan
gerçekliklerin meydana getirdiği sonuçlar ortadadır. Yüzbinlerce insanın
evinden-ocağından, canından ve malından, ırz ve namusundan yoksun bırakılması;
Veysel Karani gibi sembol ve mübarek bir kişiliğin şahsında İslam ın değer ve
birikimlerinin bombalanması; mezarların balyozla tahrip edilmesi, nasıl bir ruh
ve vahşetin tezahürüdür
İhtilafta rahmet vardır sözü hakikatin yüceliğine ve
değerine uygun bir üslubu kinaye ederken, sıhhati üzerinde ittifak olunmuş
mezhep ve tarikatlerin düşman saflarına dönüştürülmesi İslam ın dinde zorlama yoktur şiarıyla nasıl
bağdaştırılabilir Her türden Cahiliyye ve yol açtığı vahşet ile İslam ın yan
yana gelmesine meydan veren zihniyet ne ola ki
Fitneye karşı mücadele, hakikatin yalın, açık ve
zamanında ayağa kalkmasıyla alt edilebilri. Ama nerede ve nasıl