Fırkalaşmadan sonra yüzümüz gülmedi

Abone Ol

Ülkemizde “fırkalaşmadan” sonra bir daha yüzümüz gülmedi. İlk fırkalar 1908’den, yani İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra kuruldu. Öylesine bir fırkalaşma furyası başladı ki, kısa zamanda yüz elli parti ortaya çıktı. Her kafadan bir ses çıkmaya başladı.

Fırka, lûgat mânâsı itibarıyla; “Parti, insan grubu, kısım kısım olmak ve ayrılmak, bölük, tümen” demek. Görüldüğü gibi, “bölünme, ayrışma” mânâlarını tedâi ettiren bir kelime… Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan partiler de “Fırka” diye bilinirdi. CHF (Cumhuriyet Halk Fırkası), SCF (Serbest Cumhuriyet Fırkası), TCF (Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası) gibi… Bilindiği gibi daha sonra CHF iktidarın bütün iplerini ele geçirince, SCF ve TCF’yi kapattı. Bu partilerin idarecilerinin ve milletvekillerinin bir kısmı ya idam edildi, ya sürgün edildi (Atatürk’e İzmir’de suikast yapılacağı iddiasıyla açılan dâvânın neticesinde), bir kısmı da evinde göz hapsinde tutuldu (Kâzım Karabekir Paşa gibi). Ardından da CHF, “Parti” kelimesini ismine ilave etti. CHP oldu. Ondan sonra da 1949 yılına gelinceye kadar hiçbir partinin kurulmasına izin verilmedi. Bütün seçimlere tek parti katıldı. O devrede, oylar açıktan verildi, sayım işlemi ise gizli yapıldı. (Gizli oy açık tasnif sistemi sonradan geldi).

Bediüzzaman Hazretleri, partileşmenin milleti ayrıştıracağından, kardeşi kardeşe hasım edeceğinden endişe ederek “Uhuvvet Risalesi”ni kaleme aldı. “İnneme’l Mü’minûne ihvetün” [Mü’minler ancak kardeştirler – Hucurat Sûresi/ 10] Âyet-i kerimesinin tefsirini yazdı.

Başta, fırkalaşmadan sonra yüzümüzün gülmediğini söyledik. Gerçekten de öyle oldu. İttihatçı-İtilafçı çekişmesinin bedeli çok ağır oldu. Fırkalaşma orduya da girdi. Balkan Savaşı’nda iki farklı fırka mensubu subaylar maalesef birbirinin yardımına koşmadı. Olan da devlete oldu. Bulgaristan, Yunanistan, Arnavutluk, Makedonya bütünüyle elimizden gitti. Daha sonra iktidarı bütünüyle ele geçiren İttihatçıların yanlış politikaları yüzünden Birinci Dünya Savaşı’ndaki hezimetler yaşandı. Mısır, Irak, Suriye, Filistin (Bu arada Kudüs), Yemen, Suudi Arabistan, Ürdün, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar elimizden gitti.

Fırkalaşma tâbirine, cemaatleşmeyi, gruplara ayrılmayı da dahil edebiliriz. Müslüman oldukları halde birbirine selam vermeyen, birbirinin gölgesinde bile oturmayı kendine yediremeyenlere ne demeli? Âcizâne kanaatime göre, İslâm’a, Kur’an’a hizmet etmeyi gáye edinenlerin / Gáyelerinin bu olduğunu söyleyenlerin, seçim zamanlarında ihsas-ı reyde bulunmalarını doğru bulmuyorum. Diyelim, A, B, C, D cemaatleri, “Seçimde tercihimiz X partisine!” dedi. Peki bu durumda Y, Z partisine mensup olanlar ne düşünecek? Onların o tavrına bakıp da dinden soğuyanlar olursa, bunun vebalini nasıl verecekler?

Yine âcizâne kanaatime göre, gerek milletvekili, gerek belediye başkanı, gerek Meclis üyesi olmak için ortaya çıkan; imam, vaiz, müftü gibi din görevlilerinin tekrar aynı görevlere dönmelerini doğru bulmuyorum. O gibi şahıslar, şayet seçilememişlerse, onlara başka memuriyet verilmelidir. Bilgilerinden ve tecrübelerinden devletin başka kurumlarında istihdam edilmek suretiyle istifade edilmelidir. Aynı şekilde üniversite öğretim üyeleri ve resmî kuruluşların tarafsız olmaları gereken makamlarında bulunanların da siyasete soyunduktan sonra bir daha o görevlere dönmemelerini, onlara başka görevler verilmesini uygun görmekteyim.

Partiler “partileşmeye” yol açıyorsa, partileşme “ötekileştirmeye”, “ayrıştırmaya” sebep oluyorsa, ortada çok mahzurlu bir durum var demektir. Şahsen ben bu durumu reddediyorum.

Altını kalın çizgilerle çizip belirtmek isterim ki, bu ülkede yaşayanların yüzde 99’unun birbirleriyle aralarında “kardeşlik bağı” var. Zira nüfusun yüzde 99’u Müslümandır. Dinimiz de bütün Müslümanların kardeş olduğunu hükme bağlamış. Nüfusun yüzde 1’i olan Ehl-i Zimme ile aramızda ise “vatandaşlık bağı” var. Yani hepimiz aynı gemide bulunmaktayız. Müşterek evimiz olan vatanımızı korumak hepimizin görevi. Bunun için de ayrışma fikrini reddetmeliyiz.

Şöyle yakın tarihe bir bakın, fırkalaşmadan sonra yüzümüz gülmedi. Fırka fırka olma düşüncesini bir an evvel zihnimizden silmeli, birlik olmalıyız. Unutmayalım, birlik olmadan dirlik olmaz…