Tuğyan, tağut... Bu kavramlar Kur›an-ı Kerim›de 40 yerde geçmektedir. (DİB, Kavramlar)
Tuğyan: Haddin aşılması, azgınlaşmak, zulüm ve küfürde çok ileri gitmek anlamlarına gelmektedir.
Tağut da; Allah›a isyan eden, insanları kendisine itaate zorlayan, Allah’ın hükümlerini beğenmeyerek onu uygulamayan, kendi emirlerine ve yoluna insanları boyun eğmeye zorlayan kimsedir. Tağut şahıs, nefs, şeytan, bilgin, lider olabilir.
Bir kimse tağutu reddetmedikçe gerçekten Allah›a iman etmiş sayılmaz. Çünkü tağutlar kendilerini ilah/rab yerine koyup, Allah’ın dinine alternatif bir din koyarlar ve ona zorlarlar. Allah-u Teala bu tağut belasından kaçınmamızı emretmiştir.(Feyzul Furkan, 41, Mevdudi,1,160)
Konuyla ilgili ayeti kerimelerden birkaçı: Bakara / 256, Nisa / 76, Maide / 60, Nahl / 36, Zümer / 17-18, Alak / 6-7.
Geçmiş toplumların helaki, tuğyanları/varlıkla şımararak azgınlaşmaları nedeniyle olmuştur. Yoksulluktan, zayıflıktan dolayı helak edileni bilmiyoruz.
İnsanlık tarihi nice tağutlara şahit olmuş, kara toprak nice tağutları yemiş, fosilleştirmiştir. Hz. Musa’nın (A.S.) çağdaşı Firavun rablık, ilahlık taslıyor, «söz, egemenlik benimdir» diyordu. Bu azgınlığının sonunda hem ordusu hem de kendisi helak oldu. Mülkü/hazineleri de kölesi beniisraile miras olarak kaldı. Hz. Musa›nın ailesinden Karun da Firavun’un yanında, Hz. Musa›nın karşısındaydı. O da zenginliğiyle azmıştı. Onu da hazinelerini, saraylarını da «yer» yuttu. Bel›am›ı da ilmi kurtaramadı, helak oldu.
İbret olsun diye Rabbimiz, Firavun’un bedenini sahile atmıştı. Yüzyıllardır gözlerimizin önünde/müzede sergileniyor.
Tağutlar zulmün, batılın, ifsadın öncüleridirler. Peygamberler de tağutlarla mücadele eden adalet savaşçılarıdır.
Hz. İbrahim’in (A.S.) çağdaşı Nemrut da tağutlaşınca bir sinekle helak olup gitti. Bu hep böyledir. Azgınlaşanlar sonunda helak olacaklar.
Son yüzyıl içinde tağutların yönetimlerinde sınırsız hırsları yüzünden onmilyonlarca insan savaşlarda öldürüldü. Biz Müslümanlar da Kur›an›dan yüz çevirdiğimiz, yoldan çıktığımız için bu zalimler/tağutlar başımıza musallat oldular. Zillete düştük.
ABD Başkanı Trump da zamanımızın tağutlarından. Siyonizm’in/evangelizmin kuklası olarak tüm insanlığı, barışı, insan haklarını, hukuku hiçe sayıyor tehdit ediyor. Elindeki ekonomik, siyasi ve askeri gücü alabildiğine kötüye/ifsada kullanıyor. Özellikle mağdur, mazlum Müslüman coğrafyaları işgalle kaynaklarına el koyuyor, savaş çıkartıyor, silah satıyor, iktidarlar değiştiriyor, darbeler yaptırıyor, iç savaşlar çıkartıyor. Elindeki güçle zulmediyor. Bu güç/imkânlar zulme değil de adalete kullanılsa dünyamız ne kadar aydınlanırdı. Trump, İslam ümmetinin günahı/cezasıdır. İsyanda ileri giden ümmete Allah onu musallat etmiştir. Çünkü “zalimler Allah’ın kılıcıdırlar”.
İfsad, tahrip, katliam, kan ve gözyaşı... Zamanımızın Firavun’unu/Nemrut’unu oynuyor.
Alabildiğine servet sahibi. Servet, siyasal güçle birleşince azgınlık katmerleşiyor. İnsanın tabiatında mal ve riyaset hırsı zaten var. Bu ikisi bir araya gelince bozgunculuk daha da büyüyor. İnsan, «tağutlaşıyor».(Alak,6-7) Sağlığı nasıl bilmiyoruz. Şayet sağlıklı ise o zaman azgınlaşması daha da artar. Firavun da sağlıklı imiş... Zulümle abat olunmaz. Allah fırsat/izin verir, sonunda da hüsran mukadderdir.
İnsanın bilinen ihtiyaçlarına, acziyetine rağmen, «rububiyet» alanını ihlale kalkışabilmesi ne yaman çelişkidir. İnsanın görevi ise «kulluk» sınırları içinde kalıp, haddini aşmaması/tağutlaşmamasıdır.
«Nefsi emmaremizin» de bizi servet, riyaset gibi nimetler karşısında azgınlaştırmasının önlenmesi ancak iman ve nefs terbiyesiyle mümkündür.